Zeki Oğuz
Karapınar bölgesini gezmek fotoğraf çekmek istiyorlarmış. Kalacak yer olup olmadığını sordu. Olumsuz yanıt alınca, gece on ikide yola çıkacaklarını, gün doğmadan Meke Tuzlası'nda olmak istediklerini, kendilerini karşılamamı istedi. Geldiler. Gün doğmadan Meke Gölü'ndeydik. Öğretim görevlisi,esnaf, öğrenci pırıl pırıl insanlardı. Meke büyülemişti onları.
Onları gezdirmek sevindiriciydi benim için. Sonra onları Kilistra'ya götürecek, Konya'mızın bir başka güzelliğini gösterecektim ama içim buruktu. Sevgili arkadaşım Ender yoktu aralarında. Birkaç ay önce Karadeniz'in azgın suları alıp götürmüştü o güzel insanı. Alabildiğine sessiz, mütevazı, dost canlısı bir insandı. Bütün gezilerde aramızda geçen konuşma birkaç sözcükten ibaret olurdu. Akşam saatleri yaklaşınca "haydi Zeki, ay rakı burcuna girdi" deyişi hala kulaklarımda. Gruptan kopar, bir yerlerde saatlerce oturur, ertesi gün daha gün doğmadan kalkar, gittiğimiz yöreleri keşfe çıkardık. Sanırım en güzel kareleri de biz çekerdik erken davrandığımız için.
Kilistra'ya gittiğimizde bir sürpriz bekliyordu bizi. Düğün varmış. Hiç yüksünmeden grubu düğüne çağırdılar. Ağırladılar. Kilistra'da bazı düğünlerde gelin hala atla çıkarılır. Köyün en güzel atı eyerlenir, süslenir ve gelin buna bindirilir. Atı, oğlan evinin büyüklerinden biri çeker, silah ata ata gidilir. Hava kötüydü, biraz dağılladı, ama memnun gitmişti konuklarımız.
Bozkır ilçemizin güzel bir beldesi var. Hisarlık. Eskiler Asarlık derler. Burada çok eski bir cami var. Ahşap işlemesi ile güzel bir cami, ama yıkılmak üzere. Vakıfların elindeymiş. Köylü masrafını karşılayıp restore ettirmek istiyor, vakıflar izin vermiyor. İçindeki antik kitaplar, halılar çalınmış. Caminin minaresi de bir sanat eseri. Köylüler bu eski caminin yanına yeni biı cami yaptırmışlar. Minaresi zevk yoksunu birinin elinden çıkmış. Füze gibi maşallah. Fotoğraf çekerken yanımda duran bir gence sordum "Hangi görgüsüz yaptırdı burayı" diye. "Babam" dedi, sakince. Meğer belediye başkanının oğluymuş. Evlerine davet etti bizi. Üzüm ikram etti. Sonra babası geldi, tanıştık. Sanırım onlarda farkındaydı eski ile yeni arasındaki estetik yoksulluğunun.
Konya-Aksaray yolu hep hüzün verir insana. Tam bir bozkır görünümündedir. Bozkırın içindeki bazı güzellikleri bilmeyenler için hayli sıkıcıdır, tekdüzedir bu yol. Elli km. ötedeki Bozdağ'da yaban koyunları vardır. Koyunlar koruma altında olduğu için müthiş bir yaban hayatı gelişmiştir. Artık başka dağlarda göremediğimiz keklikleri, tavşanları, kartalları bu dağda görebiliriz.
75. km'de Obruk Hanı vardır. Çevresinde bir köy olmasına rağmen sessizliğini, yalnızlığını hep hissettirir. Doğusundaki Obruk Gölü o yalnızlık duygusunu daha da pekiştirir sanki.
Tömek civarında Zazadın Hanı vardır. Zalim mimar Saadettin Köpek'in yaptığı han. Bir akşamüstü oraya düştü yolumuz. Define avcılarının insafına terkedilmiş han yalnızlığına, terkedilmişliğine ağlıyor gibi geldi bana. Az ötesindeki cıngırıklı kuyunun başına gidip oturdum gün batıncaya kadar. Yüzlerce yıl öncesini düşündüm. Cıngırıklı kuyudan su içmeye gelen koyun sürülerini, su çeken çobanı filan. Sonra kervanları. Antalya'dan yola çıkıp Aksaray'a doğru giden, akşam olunca Zazadın Han'a konuk olan kervanları. Kuyunun suyu biraz tuzluydu, ama hiç yoktan iyiydi bu yazının yüzünde.
Göksu Irmağı Gevne civarında başlar, 260 km. deli dolu akarak Akdeniz'e ulaşır. Bu ırmağın çevresi, doğa güzellikleri ve tarih bakımından birçok güzelliği barındırır. Bolat Deresi de böylesi güzel yörelerimizden biridir. Üzerlerine savaşçı, yaban hayvanı motifleri işlenmiş onlarca lahit vardır derenin kenarında. Lakin hepsi tahrip edilmiş durumda. Derenin kuzeyinde Bolat Yaylası'nda ise binlerce yıl öncesinden kalmış ören yerleri ve tiyatro vardır. Biz yerleşik bir tiyatroya beş-on yıl önce kavuştuk. Binlerce yıl önce tiyatro varmış bu dağların başında.
Şimdi tam üzüm mevsimi. Pekmez ocakları kuruluyor sokak aralarına. Bağlar bozuluyor. Tam oralarda olma vakti.