BDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş: Yani her gün birkaç İskenderun olabilir.
Terör saldırıları her geçen gün artarak devam ediyor. Son 10 haftada 38 şehit verdik. İskenderun'daki son saldırı ise PKK'nın yeni bir strateji izleyeceğinin habercisiydi. Tüm bu gelişmeler üzerine BDP Genel Başkanı Demirtaş'ın 'Her gün bir kaç İskenderun yaşanabilir' açıklaması oldukça dikkat çekiciydi.:
CHP MHP ikna edilmeli
Bölgede kanın durdurulmasına dönük eylemleri konusunda Cumhuriyet’in sorularını yanıtlayan Selahattin Demirtaş, “Çözüm AKP ile olmaz, ‘devlet aklı’ devreye girmeli: CHP ve MHP ikna edilmeli” dedi.
PKK’nin eylemlerinin ve askeri operasyonların yoğunlaştığı son dönemde, “Gerekirse tankların önüne yatarız” diye başlattığı “canlı kalkan” eylemleriyle ile dikkat çeken BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, akan kanın durması ve Kürt sorununun “diyogla” çözülmesini sağlamak için gerekirse “Kandil’e gidebileceğini” açıkladı.
Meclis’te anayasa değişikliği görüşmeleri sürerken ABD’ye giden ve üst düzey hükümet yetkilileri ile de görüşen Demirtaş, bu ülkedeki temasları, bölgede kanın durdurulmasına dönük eylemleri, CHP’deki yönetim değişimi konularında Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı:
- Son dönemde bölgede çatışmalar yoğunlaştı, son İskenderun olayı yaşandı. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hükümet bu işin ne kadar farkında bilemiyorum. Anlatmaya çalışıyoruz ama hükümet anlamaktan çok uzak, çatışma riski yokmuş, olur, ufak tefek şeyler geçiştirilir gibi bakıyorlar. İki aydır BDP’nin yaptığı çağrıları duymadı hükümet.
-Ama hükümet arayış içinde görünüyor; Cemil Çiçek, Washington’a gitti örneğin...
Ama işte bu askeri seçenek arayışı gibi geldi bana. Çözüm arayışını araya sıkıştırarak, “Dağdan inmeye mecbur ederiz” gibi bir yaklaşım. Bence Türkiye kamuoyuna yansıyanlardan çok daha vahim durum. İskenderun olayı ile bir tartışma başladı ama bu sefer çok ciddi, o nedenle de kaygılarımız çok büyük. Bölgedeki askeri hareketlilik, operasyon hazırlığı, buna karşı işte PKK’nin yan hazırlıkları, yaptıkları açıklamalar, iç kamuoyunun kaldırabileceğinin çok ötesine sarkabileceğini görüyoruz. Yani her gün birkaç İskenderun olabilir. Biraz önce KCK’nin, Murat Karayılan’ın bir açıklaması düştü. “Ateşkes bizim açımızdan anlamını yitirmiştir. Ateşkesin sona ermesinde sorumluluk hükümetindir” diyor. Uzun süredir, her şeye rağmen “ateşkesi bozduk” demiyordu. “Aktif savunma, pasif savunma, meşru savunma” diyordu. Fakat bu başka bir şeydir artık. Hükümet bunun ne kadar farkında bilemiyoruz.
-Kırılma nerede başladı, nasıl gelindi bu noktaya?
Bence yerel seçimler sonrasında başlamıştı bu kırılma. Hükümet kırılmayı derinleştirmek için ne gerekiyorsa yaptı.
- İlk kez Kürt sorununun bu kadar açık tartışıldığı bir ortamda, etnik temelli çatışmanın, gerginliğin tırmanmasını neye bağlıyorsunuz?
Bunun birçok nedeni var, ama bence bunun sorumluluğunu halka yüklememek lazım. Kürt milliyetçileri ile Türk milliyetçileri bunu yapıyor, diye işin içinden çıkamazsınız, mesele o kadar basit değil. Birincisi Kürt sorunu, Kürt olmayanlara doğru dürüst anlatılamadı. Belki biz de doğru üslubu kullanamadık. Fakat devletin kendisi de, diğer hükümetler de anlatamadı. Dolayısıyla Türkiye toplumunun önemli bir kısmı, Kürt sorunu dediğimiz meseleyi bilmiyor, daha yeni yeni tanımaya başlıyor. Peki, kimin aracılığıyla tanımaya çalışıyor? Sağ, muhafazakâr, bu işi hakikaten, demokratikleşme çerçevesinde çözmeyi özümsememiş bir parti aracılığıyla tanıyor.
Türkiye toplumu bunu dışlayarak, çözüm bulabilecek noktadan çıkılmış durumda. Bu nedenle CHP’nin, MHP’nin bu konuda iknası ile mümkündür. Kürtleri kandırarak çözüm buluruz diyorsanız olmaz, Kürtler var, MHP, CHP var, AKP de var. Bunlar uzlaşarak yaşamak zorundadır.
-İskenderun olayını siz nasıl analiz ettiniz?
İsrail’in parmağı var filan diyorlar, ben çok doğru bulmuyorum. Başka bağlantı kurmak lazım. Çünkü aylardır örgüt bunun sinyallerini veriyor, açıklamalar yapıyor. “Ben her yerde eylem yapabilecek güçteyim” diyor. “Ben silah da bırakırım ama bu iş görüşmeyle olur, Başbakan gelsin konuşsun. Bizimle konuşmuyorsa, Öcalan’la konuşsun diyor. O da olmuyorsa, sivil toplum örgütleriyle konuşsun, ama mutlaka konuşsun, silahları nereye bırakacağımızı konuşsun” diyor. Ama hükümet bu konuda, ne gizli diplomasiyi işletebiliyor, ne uluslararası deneyimleri kullanıp farklı müzakere yöntemleri kullanıyor, ne iki tarafı rahatsız etmeyecek yöntemi devreye sokuyor.
-“Parti binalarımız barış merkezleri olacak” dediniz, ama bu toplum tarafından pek öyle algılanmıyor...
Evet bize karşı muazzam bir önyargı var. Biz Yüksekova’da, Lice’de canlı kalkan eylemleri yaptık, “BDP yine PKK’ye canlı kalkan olmaktan vazgeçmiyor” diye yazıldı. Halbuki böyle bir amaçla da yola çıkmadık. Orada askerlerin önüne geçtik ve o çocuklar ölmesin dedik.
Operasyonlara karşı “canlı kalkan eylemi” yaptınız, PKK’ye yönelik de de böyle eylem planınız var mı?
Daha güçlü barış politikası ortaya koymak durumundayız. Böylesi dönemlerde genelde demokratik siyasal alan geri plana düşer, tırnak içinde “siner.” Biz böyle olmasına izin vermeyeceğiz. Şunda da kararlılık göstereceğiz: En kritik noktada, en üzerimize gelinen noktada, en çok baskı altında olduğumuz dönemde bile ben çıkıp Kandil’e gidebilirim, bu süreci durdurabilmek için. Hükümet onun önünü açar mı bilmiyorum ama bu şekilde Kandil’e gidersek, bir devlet mesajı götürmek isterim. Ama buna rağmen yapmazlarsa, ben, “Siyasete mutlaka bir şans verilmeli, ölümler acıdır, durdurabilmek için bir destek istiyoruz” derim.
Devlet aklı devreye girmeli
Diyalog meselesini bence Türkiye’nin olgun bir şekilde tartışması lazım. O kanala girdikten sonra iş çok kolaylaşacak. Sadece AKP bu işi beceremez, sonu “açılım”a benzer. Dolayısıyla devlet aklının burada devreye girmesi lazım. Devlet aklının içinde CHP de vardır, MHP de vardır, devreye girmesi lazım. Ve Biz Türkiye toplumu olarak, etnik çatışmayı önleyecek, bölünmeyi önleyecek ortak güce sahibiz demesi lazım. Mesela Başbakan çıksın Diyarbakır’a gitsin işte bu dönemde. Ben bu işi barış içinde, diyalogla çözmek istiyorum desin. Burada bu açıklamayı yapsın, “Biz akan kanı durduracağız, diyalogla, müzakereyle çözeceğiz” desin. İlla PKK ile ellerinde bond çanta ile oturmaları gerekmiyor. Murat Karayılan’la Başbakan masaya otursun demiyoruz, ama Başbakan tek başına da masaya oturmasın. Masanın iki tarafında da ben olacağım demesin. İki tarafında bırak aydınlar da olsun, BDP de olsun, başkaları da olsun. Tabii Öcalan’ın bu süreçten çekilmesi de önemli.
-Abdullah Öcalan devreden nasıl çıktı?
Öcalan ben yokum diyor, PKK de bunu kabul ediyor. Bu şu demektir: Öcalan devrede değilse, PKK ile yani Kandil ile devlet tam karşı karşıyadır. Ve ikisinin de kullandığı tek şey vardır, o da silah. Öcalan devredeyken, devlet de örgüt de Öcalan üzerinden mesajlaşabiliyordu.
Kemal Kılıçdaroğlu rüzgârını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Valla, o rüzgâr daha bizim oralara ulaşmadı. Ulaşması da çok kolay görünmüyor ama ben hakikaten isterim bir muhalefet partisi olarak, ana muhalefet partisinin sosyal demokrat kimliğe bürünmesini.
- Baykal’ın siyasetten böyle devre dışı bırakılmasını nasıl değerlendirdiniz?
Bir siyasi liderin bu şekilde, gayri ahlaki bir yöntemle siyaset dışı bırakılması kabul edilebilir bir şey değil. Siyaseten rakiplerinizi, mutlaka sandıkta devre dışı bırakmalısınız. Bunun dışında hiçbir yöntem ahlaki bir yöntem değildir.
- Amerika ziyareti nasıl geçti, nasıl bir izlenim edindiniz?
Türkiye’nin tıkandığı noktadalarda ABD tıkanmış değil. Bu meselenin terör olmadığını biliyor Amerikalılar. Türkiye’ye bence daha fazla şunu dayatacak Amerika: Bu mesele terör meselesi değil. Bunu açıkça bize ifade etmediler ama biz bu mesajı aldık. Bu bir terör olayı değil, sosyal, siyasal bir olaydır diyorlar. Mesela Amerika bu olaya “şiddet” diyor. Terör ile şiddet arasındaki farkı biliyor. Terör şiddetin bir yöntemidir, türüdür, o da şiddettir ama sırf terör yapmak için şiddeti kullanan örgütle başka şekilde mücadele edilir ama şiddeti siyasal amaçları için kullanan örgütle başka şekilde mücadele edilir.
UTKU ÇAKIRÖZER-AYŞE SAYIN/CUMHURİYET