Hep mutlu son…

Mustafa Yiğit

Son zamanlarda “Yeşilçam” filmlerine sardım yeniden.

Belki de yaşlılığın alametlerindendir bilmiyorum. Ama inanın çok keyif alıyorum o dönemlerin filmlerini izlemekten.

Gündelik hengameden, teknolojinin boğazımı sıkmasından kurtulup siyah beyaz dönemlere dalıyorum…Yeşilçam ustalarının renkli dünyasına yelken açıyorum.

Yeşilçam’ın o şaşalı dönemlerine yetişemesek de, şehir sinemalarının, yazlık sinemaların gişe rekorları kırdığı dönemler çocukluğumuza denk gelse de yine de Yeşilçam’ın ucundan kıyısından yakalayan bir nesil olmak çok güzel.

Hiç değilse ağabeylerimizin günde üç öğün yemek dört öğün sinemaya gittiği, aynı filmi defalarca seyrettiği günleri hayal meyal hatırlıyoruz.

Şimdi düşününce sinemada ilk seyrettiğim filmi karıştırıyor olabilirim ama Cüneyt Arkın’ın başrolünde oynadığı tarihi filmlerden biriydi sanırım…

Akşehir’de Anıtın yanında yer alan Saray sinemasıydı.

Sinemanın sahibiyle soyadı benzerliğimden dolayı “bedava” girmiştim.

Sinemanın önünde büyük film afişleri vardı. Dönemin en önemli sanatçılarının filmleri bu afişlerle daha da devleşirlerdi..Bizler de bu afişlere dakikalarca bakardık. Hayaller kurardık…

Sinema afişi deyip geçmeyin, o afişlerle ilk önce havaya girilirdi.

Dönemin “hayat”ses” gibi dergilerinde filmler hakkında, sanatçılar hakkında magazinel bilgiler yer alsa da film afişleri bizim için oldukça önemliydi.

Kim oynuyordu, nasıl bir filmdi? O afişler en büyük ipucunu verirdi bize…

Filmler kadar replikleri de başka bir olaydı.

Bugünlerde nasıl bir dizi sahnesi twitter’da, facebook’da olay oluyor, o günlerde de film sahnesinde söylenen “replikler” olay olur, günlerce dillerden düşmezdi.

Türk sinemasının o günlerde kullandığı klişeleşmiş replikler içinde hiçbirimizin unutmadığı replik, hayır ve olamaz kelimelerinin filmin jönü tarafından tok bir sesle “nayır, nolamaz” şeklinde söylenmesidir.

“Nalçaklar” ise bir kötülüğe muhatap olan esas oğlan tarafından sık sık dile getirilen bir haykırıştır.

“Bedenime sahip olabilirsin ancak ruhuma asla” da sık sık tekrar edilen repliklerden biridir. Bu repliğin kullanıldığı yer genelde zengin bir fabrikatör oğlu fakir bir mahalle kızına zorla sahip olmaya çalışır. Yeşilçam dilinde zenginlik genelde kötülük yapmakla eşdeğer tutulur. Zengin adamları fanuslarda, kendi dünyalarında yaşarlar evlerinde saçma sapan kıyafetlerle dans ederler. Bedenine sahip olunan fakir kız bu danslara iştirak etmeyerek ruhunu teslim etmemiş olur. Bu danslar aynı zamanda farklı çevrelerden gelenlerin aşağılandığı ortamlar olarak yer alırlar.

"Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da" sözü genelde filmin esas oğlanından gelen beylik repliklerden biridir.

Hem iltifattır, hem de kızın şımarıklığını vurgulayan, onu onure ederken havasını da almayı amaçlayan bir taşla iki kuş vurmayı başarabilen bir cümle yapısına sahiptir.

Esas kız hem çok gururlanır, hem de hırslanır bu cümleyi duyduktan sonra.

Erkek kadın ilişkilerinin tarih filmlerine yansıdığı bir replik var ki unutulmazlar arasındadır. Cüneyt Arkın Kara Murat filminde;

“kadın milleti prenses de olsalar hepsi aynı. hep imkansız olanı isterler” diyerek kadınlar üzerine söylenebilecek bütün polemiklerin üstüne çıkar ve son noktayı koyar.

Yeşilçam filmlerinin bir özelliği de çoğunun mutlu sonla bitmesidir. Bugün bile defalarca izlenmesinin altında yatan şey bu olsa gerek. Türk insanı özellikle son dönemlerde gerçekten mutsuz, o yüzden defalarca Tarık Akan, Necla Nazır’ın “Delisin” filmini izliyor, pek çok Yeşilçam filminde yer alan Şenay’ın “hayat bayram olsa” şarkısını defalarca dinliyor. Zeki Metin, Kemal Sunal, Şener Şen komedileri, Adile Naşit, Münir Özkul komedidramları kahkahayla gözyaşlarıyla bıkmadan usanmadan izleniyor… Cüneyt Arkın’la kaleden kaleye atlanılıyor, Ediz Hun’la aşkların en güzeli yaşanıyor, Fatma Girik, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın’la melodramlara yelken açılıyor… Ama hep mutlu sonla bitiyor… Keşke o filmlerdeki mutlu sonların bugün kendi yaşamımızda da bir karşılığı olsa ve gerçekten hayat bayram olsa…