HEMŞEHRİM BENİM!

Prof. Dr. Ali Akpınar

İnsan, genel olarak bir yerde yerleşik olarak yaşamayı kendisine ilke edinmiş bir varlıktır. Çünkü bu, ona beslenme, barınma, tanışma başta olmak üzere pek çok alanda bir takım yaşama kolaylıkları sağlamıştır. İnsandaki bu tutku 'vatan/yurt' olgusunu doğurmuştur. Vatanından uzakta olmak, yolculuk, bir sıkıntı sebebi sayılmıştır. Tarih boyunca yurdundan edilmek/sürgün insan için en büyük ceza sayılmış, insanlar vatanlarından ayrı düşme yahut vatanlarında özgürce yaşama haklarının ellerinden alınma endişeleriyle yaşamışlar, yurtlarını kaybetmemek için her şeylerini ortaya koymuşlardır. Öte yandan yer, yurt/vatan sevgisinin insan hayatında ayrı bir yeri vardır. İnsanın doğduğu ve doyduğu yerler, hayatının unutulmaz belgezarlarıdır. Öteden beri İslam geleneğinde kişiler, doğup büyüdükleri yerlere nisbet edilerek anılmışlardır. Mekkî, Medenî, Konevî gibi.Aynı şekilde peygamberler, öncelikle kendi toplumlarına gönderilmişler ve 'Yâ Kavmi' (Ey benim milletim!) diyerek bu yurt ve ırk bağına dikkat çekmişlerdir. Biz her peygamber ve her insan gibi Hz. Peygamberde de bu sevginin dile getirildiğini görmekteyiz. Sözgelimi O, elli üç yıllık yurdu Mekke'den çıkarılmak zorunda bırakıldığında, hicret ederken Mekke'ye dönüp şunları söylemiştir: "Vallahi! Ey Mekke, biliyorum ki sen, Allah'ın yarattığı yerlerin en hayırlısı ve Allah'a en sevgili olanısın! Eğer senin halkın beni, senden çıkarmamış olsaydı, senden çıkmazdım!" Hicretle birlikte yerleşip yurt edindiği Medîne ile ilgili de şunları söyler: "Allahım! Mekke'yi bize sevdirdiğin gibi Medîne'yi de bize sevdir! Allahım! Medîne'yi bize rızkı bol ve ferah bir yurt kıl!.."Yasîn Sahibi olarak bilinen ve Yasîn suresinde kıssası anlatılan Habîb-i Neccar’ın en dikkat çekici özelliği, onun son nefesini verirken bile kendini katleden kavmini düşünen adam olmasıdır. Yurt sevgisi, insanları yurt sevgisinin imandan olduğuna dair hadis uydurmaya sevketme noktasına götürmüş önemli bir duygudur. Hatta kimi yerlerin aşırı derecede kutsanması, kimi sapmalara bile neden olmuştur.Yine Peygamberimiz değişik vesilelerle söylediği sözlerle, doğa sevgisini dile getirmiştir. Örneğin O, Uhud dağı ile ilgili olarak "Uhud dağı bizi, biz de onu severiz" buyurmuştur. Abdullah b. Ömer'in başını çektiği pek çok sahabi de, Hz. Peygamberin hatıratını canlı tutmak için onun geçtiği, konakladığı yerleri titizlikle araştırmışlardır.Tâif dönüşü bir bağa sığınan Hz. Peygamber’in (a.s.), kendisine üzüm ikram eden köle Ninovalı Addas ile tanışırken, onun Yunus peygamberin hemşehrisi oluşunu dini tebliğ için bir fırsat olarak değerlendirmesi oldukça anlamlıdır. Bu yüzden olacak ki, tanışmalarda muhatabın nereli olduğunu öğrenmek önemli bir husus kabul edilmiştir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Bir kişi, biriyle tanıştığı zaman onun adını, baba adını, nereli ve kimlerden olduğunu sorsun. Çünkü bu, dostluğa en uygun olan yoldur."Sözü şuraya getirmek istiyorum: Hemşeri olmak, güzel bir duygudur. Bu duyguyu insanların birbiriyle tanışma, ziyaretleşme, dertleriyle dertlenme, yardımına koşma, doğrularını birbiriyle paylaşma fırsatı olarak değerlendirmek gerekir. Yoksa bu, hemşehrisini üstün görüp başkalarını dışlama nedeni olmamalıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.