Aydınlar Ocağı’nın bu haftaki Selçuklu Salı Sohbetleri’nde, “Batılılaşmaya Karşı Konya’nın Tavrında Üç Nesil Kurucu Ailesi” anlatıldı. Konya İl Halk Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen Salı Sohbetleri’nde bu hafta modernleşme ile çağdaşlaşmanın ayrı ayrı kavramlar olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Güçlü, “Modern bize “çağdaşlık” diye yutturuluyor. Modern kelimesinin karşılığı savrulmak demektir. Yâni bireysel hayatımıza, toplumsal hayatımıza ve devlet hayatımıza Tanrı ve Tanrının kanunlarının geçmediği bir hayat demektir” ifadelerine yer verdi
BATILAŞMAYA KARŞI BİR AİLE
Osmanlı’nın 1815’e kadar dünyanın süper devleti olduğunu ve Osmanlı’yı ayakta tutan faktörlerden Kur’an ile Hilafetin başta geldiğini kaydeden Güçlü, İngilizler başta olmak üzere diğer batılı devletlerin aralarında anlaşarak Osmanlı’yı parçalama kararı aldıklarını ve bu sürecin 100 yıl devam ettiğini belirtti. Bu yıkılış ve çöküşte aydınların büyük rolü bulunduğunu ve Batı’nın değerlerinin kutsanması, kendi değerlerimizin küçümsenmesinin geldiğini ifade eden Dr. Güçlü, Konya’da Batılılaşmaya ve modernleşmeye karşı çıkan ailelerin başında Hacı Veyis ve Kurucu ilesinin geldiğini, Konya halkının bu aile etrafında kenetlendiğini dile getirdi. Baba HacıVeyis Efendi, oğulları HacıVeyiszade Mustafa Sabri Efendi ve Hacıveyiszade İbrahim Efendi ile torun Ali Ulvi Kurucu’nun hayatlarını hatıralar ışığı altında anlatan Güçlü, Konya’nın Şatır Köyünde 1858’de Veyis Efendi’nin doğduğunu ve 1862’de de Çavuş’tan Memiş Efendi ile çocuklarının Konya’ya gelerek şimdiki Merkez Bankasının bulunduğu yerde bir tekke ve medrese (Bekir Sami Paşa Medresesi) açtıklarını söyledi. O tarihlerde Müsevvid ve Adliye medreselerinin de açıldığını ifade eden Güçlü, Hacı Veyis Efendi’nin oğullarından Mustafa Sabri Efendi ile İbrahim Efendi ile Ali Ulvi Kurucu’nun hayatlarından kesitler sundu. İslâm dünyası ile Türkiye’nin en iyi ilim müessesinin Konya’da “Islah-ı Medaris” adı altında açıldığını ifade ederek daha çok Hacı Veyiszâde Mustafa Sabri Efendi ile Ali Ulvî Kurucu’nun hayatından hatıraları dile getiren Güçlü, ilme son derece önem veren Hacıveyiszâde Mustafa Efendi’nin sekiz sene hocalık yaptığı medresedeki talebelerini daha evliliğin ilk gününde yalnız bırakmadığını hatırlattı. Hacıveyiszâde ve Kurucu ailesinin Konya’da selâmın, namaz ve güzel ahlâk gibi ulvî duygular ile ibadetin yaygınlaşmasında çok önemli pay sahibi olduğunu dile getiren Güçlü, Kurucu ailesinin her türlü hizmete koştuklarını ve Konya İmam Hatip Okulu’ndan şeker fabrikası ve diğer hizmetlerin öncülüğünü yaptıklarını söyledi.
“BİN MÜNAFIĞIN KAHRINA KATLANIRIM”
İmam Hatip Okulu yapımı için dernek kurarak esnafları gezmek suretiyle para toplayan Hacıveyiszâde Mustafa Efendi’nin bazı esnaflardan elinin boş dönmesi ve kendisine laf söylemeleri üzerine; “Bir talebenin yetişmesi uğruna, bin münafığın kahrına katlanırım” dediğini hatırlatan Güçlü, Hacıveyiszade’nin yolda gelen geçen çoluk çocuk dahil herkese selâm vererek geçtiğini, namaza son derece dikkat ettiğini, gençlerin ahlâklı yetişmeleri için onların üzerine son derece titrediğini de söyledi. Bir gün imam hatip talebelerinin trenle Adana’ya kaçacaklarını haber alması üzerine tren istasyonuna kadar giderek onları okula tekrar getirdiğini ve kendilerine, “Biz hocalar sizleri Adana’ya kaçıracak kadar ne yaptık, ne kusur işledik de bu duruma geldiniz” şeklinde konuşarak kabahati kendinde aradığını kaydeden Güçlü, kaldırımları işgal eden esnafların bu davranışını hiç hoş görmeyerek çaylarını içmediğini de ifade etti. Veyis Efendi’nin ikinci oğlu İbrahim Efendi’nin Medine’ye hicret ettiğinden dolayı Konya’da pek bilinmediğini fakat oğlu Ali Ulvî Kurucu’nun şair, yazar ve Medine’deki hizmetlerinden dolayı çok tanındığını belirten Güçlü, tevhid-i tedrisat kanunuyla birlikte medreselerin kapatılması üzerine ilkokula giden Ali Ulvi’yi yanına çağıran Hacı Veyiszâde Mustafa Efendi’nin,“size Kur’an öğretilmiyor mu?” sorusuna sadece dördüncü ve beşinci sınıflaraKur’an dersi olduğunu söylemesi üzerine; gözleri yaşlı vaziyette Muhsine’ye, “bu çocuk pınarın başında susuzluktan ölecek… Kur’ansız bir okul zulmettir, karanlıktır; bu karanlık mektep çocuğa ne verecek?” dediğini de hatırlattı.
ŞİİRLERİNDE ‘ALİ ULVİ’ MAHLASINI KULLANIRDI
Güçlü, Ali Ulvî Kurucu’nun iyi hocalardan ders alarak daha henüz 11 yaşında iken Kapu Camisine Başhafız olarak yetiştiğini belirterek 18 yaşında da babasıyla birlikte Medine’ye hicret ettiğini ve “Ulvî” adını da Ali Ulvi Mağazası’ndan dolayı kendisinin verdiğini ve şiirlerinde Ali Ulvî mahlasını kullandığını söyledi. Pek çok şiiri bulunan Ali Ulvi Kurucu’nun aruz veznini kullandığının ve şiirlerinin bestelendiğini de belirten Güçlü, Ali Ulvî’nin Mehmet Âkif’i son derece sevdiğini ve onun şiirlerinden ilham aldığından da söz ederek “Türk Edebiyatı dergisini çıkarak Ahmet Kabaklı, ona bu sebeple “Âkif-i Sanî” unvanını veriyor” dedi. Sohbetin sonunda katılımcılara helva dağıtıldı ve Kurucu ailesinin vefat edenlerinin ruhlarına Fatiha okunmasıyla etkinlik sona erdi. Ferit Hepokur-Memleket