Kekeç'in hedefinde bu defa Özdemir İnce vardı...
Hay senin yaptığın siyasi analize ben
Okumuyordum... Yine okumuyorum... Bizim Doğan Ertuğrul dikkatimi çekti de, öyle baktım.
Bakınca da üzüldüm...
Bu Hürriyet gazetesi insanı ‘dönüştürüyor’, aklını başından alıyor, bambaşka bir kalıba sokuyor...
Sağda solda acayip entelektüel hava yapacaksın... Şiirlerinle, çevirilerinle, sanat felsefesi hakkında yazdıklarınla anılacaksın... Hürriyet gazetesine ‘yazar’ yapılır yapılmaz dile düşüp konuyla alakasız kişilerin eğlence malzemesi, düpedüz ‘şamaroğlanı’ haline geleceksin.
Üzücü tabii...
Bir de tutup bunu, ‘birinci cumhuriyet mahallesine bekçi’ diye dikmişlerdi.
Eşsiz entelektüel birikimiyle liboşlara, ikinci cumhuriyetçilere, dincilere haddini bildirecek, aymazların ‘korkulu rüyası’ olacaktı.
Saçma sapan şeyler yazıp gülünç duruma düştü.
Düştüğü durumun ‘gülünçlüğünü’ fark edemeyerek, daha da beter hale geldi.
Bunun nedenini, ‘yazar’ yapıldığı mecrada ve bu mecraya istikamet veren ‘gazeteci’ kılıklı TÜSİAD üyesinde aramak lazım.
Bu mecra bir başkasını daha dönüştürdü böyle...
İsmi lazım değil... ‘Ergenekon efsanesi’ diye yazılar yazıp Hürriyet gazetesi yazarlığıyla taltif edildikten sonra, ‘AKP tabanı yasak olduğu için saltanat rejimi özlemini açıkça dile getiremiyor’ türünden, ‘içeriden’ deşifre malzemeleri sunmaya başladı... Sanki bu ülkede bütün ‘izm’ler sadece serbest olduğu için taraftar topluyormuş gibi...
Neyse, ‘korkulu rüya’dan sözediyorduk...
Bu arkadaş, yukarıda da belirttiğim gibi, bir şair, bir entelektüel.
Hiçbir şey değilse de, bir okur-yazar...
Fikir sahibi hangi okur-yazar ‘bilinçsiz seçmen, cahil halk’ türünden laflar eder, bilmiyorum ama, ‘entelektüel’ kontenjanından Hürriyet’e yazar yapılan arkadaş ‘CHP ve MHP Doğu’da neden yok?’ sorusunun cevabını ararken, ‘onlar bilinçsiz, onlar eğitilmemiş, onlar çağdaş seçmen hüviyetini elde edememiş, onları PKK ve tarikat şeyhleri yönlendiriyor...’ türünden cümleler kuruyordu.
Şöyle oluyormuş:
Dini kendilerine referans yapmış şeyhler tarafından yönlendirilen köleleşmiş müminler ve ‘cihad’ sonucu ele geçen ganimetten pay isteyen avantacılar AKP’ye, Kürt milliyetçiliğini ve kimliğini (etnisitesini) referans yapmış ‘yığışımlar’ da DTP’ye oy veriyormuş.
Bu ‘yığışımlar’, uyuşturucu madde bağımlılarına benziyormuş.
DTP ve AKP karşısında siyaset yapabilmek için, geriye kalan bütün partilerin dini cemaati ve tarikatı, Kürt milliyetçiliğini, Kürt kimliğini okşayacak politik sapmalara başvurmaları gerekiyormuş ki, bu olanaksızmış...
CHP dini cemaat ve tarikatın güdümünde ‘din referanslı’ siyaset yapamayacağı gibi (bu arkadaşın ‘çarşaf’ ve ‘Kur’an Kursu’ açılımlarından haberi yok galiba), Kürt milliyetçisi ve kimlikçisi bir politika da üretemezmiş.
İşte CHP ve MHP ‘bu nedenle’ Doğu’da yokmuş.
Fikrin yüksekliğini görüyorsunuz, değil mi?
Fikir yüksek ama, her satırında da tahkir ve aşağılama var:
Seçmen değil, uyuşturucu müptelası...
Halk değil, yığışım...
Hadi, adam bunu ‘siyasi analiz’ diye yazıyor... Yazabilir... Memlekette saçmalama özgürlüğü var...
Peki, bu satırları ciddiye alıp yayınlayan ‘naşir’e ne demeli?
Üstelik bu naşir, ‘Toplumsal yapı ilkellikten kurtuldukça AKP’nin şansı azalacaktır’ tespitini de göremiyor.
Hadi, Doğu’da durum böyle diyelim...
Toplumsal yapı Batı’da da mı ‘ilkel özellikler’ gösteriyor ki, CHP ve MHP bir türlü sandıktan çıkamıyor, her defasında ‘gerici’ ve ‘feodal’ unsurlar kazanıyor?
Bu ne cehalettir böyle?
Bu ne aymazlıktır?
Hatta, bu ne Emre Kongar’lıktır?
Ahmet Kekeç / Star