Hastaneye yatın da görün! Doğru muymuş değil miymiş

Hatice Karakuş

İnsan sağlığı yerindeyken hastanelerin kapısından geçmeyi pek sevmez. Yolumuz düşmediği sürece oraları soğuk binalar, tıbbi cihazların mekanik dünyası ve beyaz önlüklerin resmiyetinden ibaret sanırız. Konya Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi için de dışarıdan bakıldığında hep benzer bir algı vardı zihnimde: Küçük pencereler, biraz kasvetli bir hava ve yıllanmış bir yapı... Yıllardır çevremden "Beyhekim’de çok iyi bakıyorlar, çok ilgililer" dediklerini duyar ama bir türlü anlam veremezdim. "Altı üstü hastane işte" der geçerdim.

Ta ki o alerjik astım krizi, nefesimi bir düğüm gibi boğazıma tıkayana kadar.

O gün, mevsimin alerjiye kucak açtığı o meşhur günlerden biriydi. İlaçlar, istirahat, bitki çayları… Hiçbiri fayda etmedi. "Artık tamam" dedim; nefes almak, dünyanın en lüks ve en zor eylemi haline gelmişti. Ambulans ile Beyhekim’in kapısına vardığımızda, aslında derin bir teslimiyet içindeydim.

Hastaneye adım attığımda, yolda yapılan ilk müdahaleyle biraz kendime gelmiştim ama zihnim hâlâ bir savaş alanından farksızdı. İşlemler, filmler ve nihayetinde doktorun o kesin "yatış" kararı... Hayatımda ilk defa bir hastanede "hasta" olarak yatacaktım. Refakatçi olmakla hasta olmak arasındaki o ince ve keskin çizgiyi, tekerlekli sandalyeyle odama götürülürken anladım. Nefes darlığının yarattığı o boğucu panik yüzünden içimdeki öfkeyi kontrol edemiyor, neye kızdığımı bilmeden etrafıma gerginlik saçıyordum.

Derken, o hemşire odanın kapısından içeri girdi. İşte her şey o an değişti.

O kadar naif, o kadar güler yüzlü ve sabırlıydı ki… Benim o agresif, "neden buradayım" der gibi bakan gergin halime rağmen, yapması gerekenleri sadece bir "iş" olarak yapıp çıkmadı. Odadaki havayı, o negatif enerjiyi bir anda dağıttı. Sıkıntılı halimi gördükçe "Rahat mısınız? Bir şeye ihtiyacınız var mı?" diye defalarca sordu. O güven veren tavrı, içime tarifsiz bir huzur üfledi. O andan sonra şikâyet etmeyi bıraktım ve iyileşmeyi beklemeye başladım.

Sadece o hemşire değil, odaya gelen tüm personel adeta birer terapi uzmanı gibiydi. Diğer hastalara olan sabırları, gösterdikleri özen ve samimi sohbetleri gözümden kaçmadı.

Üç gün boyunca o odada kaldım. O küçük, Konya manzaralı oda, bana adeta butik bir otel konforu sundu. Sabah 6’da kahvaltı, 12’de öğle, 5’te akşam yemeği… Hastanenin o kendi içindeki muazzam düzeni, hayatıma inanılmaz bir ritim kattı. Temizlik personeli odayı her gün pırıl pırıl yapıyor, doktorlar her ziyarette sağlığımı bizzat, titizlikle takip ediyordu. Yoğun çalışan biri olarak, belki de hayatımda ilk defa kendimi hiçbir şey düşünmeden, sadece "insan" olarak dinlenirken buldum. Ne yalan söyleyeyim, bu zorunlu mola bana bir tatil gibi geldi.

Yemeklerin o ev lezzetindeki şifasını anlatmaya kelimeler yetmez. Fakat beni asıl vuran, taburcu olacağım son gün yaşadığım o an oldu. Öğle yemeğini dağıtan görevli personelin, yan odaya girerken söylediği şu cümle kulaklarımda çınladı:

"Yemek geldi hastanenin güzel insanları!"

O an durdum ve sustum. Maaş, görev tanımı, mesai saatleri… Bunların hiçbirinin bu cümleyle, bu samimiyetle ilgisi olamazdı. Bu tamamen insanlığın, nezaketin ve o hastanenin ruhunun bir özetiydi. Bir görevlinin hastasına "hastanenin güzel insanı" diye seslenmesi, modern tıbbın en karmaşık reçetelerinden bile daha şifalı bir ilaçtı.

O kapıdan girerken hissettiğim "kasvetli" binanın, aslında ne kadar muazzam bir şefkat yuvası olduğunu yaşayarak anladım. Beni orada bir hasta gibi değil, el üstünde tutulan bir misafir gibi ağırladınız. "Hastane işte" deyip geçtiğim o yer, meğer huzurun, güvenin ve insanlığın adresiymiş. Kulaktan kulağa yayılan o övgülerin ne kadar haklı olduğunu bizzat yaşayarak gördüm: Beyhekim için söylenenler gerçekten doğruymuş.

Bu süreçte ilk andan itibaren hızla organize olan ve telefonda aşırı yardımcı olan 112 acil çağrı çalışanlarına; beni evimden alıp hastaneye güvenle nakleden kıymetli ambulans ekibine; acil serviste bir saniye bile yalnız bırakmayan devletimizin fedakar neferlerine sonsuz teşekkürler.

Acil servisteyken durumumu görüp hastaneye yatışıma karar veren değerli hocam Ayşegül Çallı’ya; tedavimi büyük bir titizlikle yöneten, sürekli ilgilenen ve taburcu kararımı veren Serkan Yavuz Bey’e şükranlarımı sunarım.

Serviste görevli, güler yüzünü bir an olsun eksik etmeyen hemşirelerimizden, odamızı pırıl pırıl yapan temizlik personeline ve o güzel cümleleriyle içimizi ısıtan yemekhane görevlilerine kadar tüm servis çalışanlarına minnettarım.

Hakkınızı helal edin. Siz bu şehre, bu ülkeye ve bizlere çok lazımsınız. İyi ki varsınız...

Allah devletimize zeval vermesin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.