Hasbihal

Salih Sedat Ersöz

Karşılıklı sohbet etmek, söyleşmek, dostça konuşmak, muhabbet etmek gibi anlamlara gelen HASBİHAL kelimesini, geçtiğimiz Pazar günü 42 Konya TV’de başladığım programımın ismi olarak seçtik. 

Hasbihal programının ilkini Konya İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Mustafa Çıpan hocamla yaptık. Kültür ve Medeniyet konuları üzerinde hasbihallerin yapılacağı programın ilkinde, Mustafa Çıpan hocamın oldukça faydalı açıklamaları oldu.

Benim; selamlama ve program hakkında kısa bilgi verdikten sonra Mustafa hocamla yaptığımız hasbihalimizden, sizlere kesitler sunmak istiyorum:

SSE: Değerli izleyicilerimiz; Hasbihal programında konuklarımla kültür ağırlıklı hasbihaller edeceğiz. Kültür deyince hemen kendinizi soyutlayacağınız, dar bir konu alanı olduğunu düşünmeyiniz. Kültür deyince, maddi ve manevi bütün değerlerimizi, örf, adet, geleneklerimizi ve bütün yaşantımızı içine alan çok geniş sosyal bir olgudan söz ediyoruz. Değerli hocam; madem ki hasbihalimiz kültür ve medeniyet eksenli olacak, kültür ve medeniyet deyince ne anlamamız gerekir?

MÇ; Kültürün içinde barındırdığı veya şemsiyesi altına topladığı bütün unsurlarla beraber bir hayat tarzı, bir yaşama biçimi olduğunu söyleyebiliriz. Medeniyeti de, farklı yaşama biçimlerinin büyük bir şemsiyenin altına girecek tarzda ve daha ziyade bizim açımızdan bakıldığında, insanın maneviyat kalitesini yükseltecek altyapıyı oluşturan unsur olarak tarif edebiliriz. Teknoloji insanın maddi standardını yükseltir, ama medeniyet tasavvuru bunun dışında bir şeydir. Bunu bir şehir eksenli, bir ülke eksenli bir de inanış biçimi eksenli düşünebilirsiniz.

SSE: Şehir eksenli olarak düşündüğümüz zaman şehrin bir medeniyet tasavvuru içinde yer alabilmesi, bir kültür merkezi haline gelebilmesi için gerekli unsurlar nelerdir?

MÇ: Genelden Konya’ya doğru bir değerlendirme yaparsak, bizim medeniyetimizde şehir; Cami merkezli, medrese, imarethane, şifahane, han ve çarşıdan müteşekkil bir çekirdek yapıyı oluşturur. Bu yapı şehrin fiziki alanının %20 sini kaplar. Bundan sonraki bölümler yine kendi içlerinde, kendi bütünlüklerini koruyan, problemlerini kendi dokuları içinde çözen mahallelerle genişler. Hastasıyla ilgilenen, fakirini doyuran, ihtiyaç sahiplerini gözeten, talebesine yardım eden, dini yaşam açısından bir ruh olgunluğu, tekâmül açısından geliştirmek istediği unsurları kendi içinde geliştiren ve bunları merkezle birleştiren, bütünleştiren bir yapıdır.

Konya üzerine dönecek olursak bu yapı içinde bir dergâh ki, bu Konya’da Mevlana dergâhıdır, tasavvuf alanının yaşadığı, yaşatıldığı ve yayıldığı mekânlardır. Dergâhın kökeni Peygamber Efendimizin Hane-i Saadeti ve Mescidi Şerifidir. Oradan neşet eden bir fiziki yapılanmanın ve anlayışın zamanla ihtiyaçlara cevap verebilecek halde çözümlenmesidir. Bunun dışında müstakil bir eser ki bu da Hz. Pir’in eseri olan Mesnevi olabilir. Mesnevi’yi benim de ilk okuduğumda çok etkilendiğim bir tanımla; “Şarkın hikmet ve realizmini vahdet ve hasret ışığı ile aydınlatan bir eser” olarak tarif edebiliriz. Mesnevi böyle bir kitaptır. Sonra bir ritüelden yani bir zikir usulünden bahsedersek bu da Sema’dır. Sema sembollere konuşan mükemmel bir terkiptir. Sema’nın baştan sona her unsuru, her hareketi, her icrası bir başka anlam ifade eder. Bunu böyle anlarsak zevk almanın yanında iç gelişimi de yaşamış oluruz. Sema bana göre, arşa kanat çırpanların aşkıdır. Sonra musiki unsuru olarak ney, sonra şahıs ki bu Hz. Mevlana veya Hz. Mevlana’dan hareketle Karatay Medresesi’ni yaptıran vezir Celaleddin Karatay veya Sivas’ta, Kayseri’de, Konya’da, Niğde’de, Akşehir’de çok sayıda muhteşem eserlerin sahibi Sahip Ata örnek olabilir. Bir de Sultan ki Sembol isim Alaeddin Keykubat’tır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın; “Selçuklu tarihinin ve zevkinin bütün çizgilerini toplayan sultan” olarak tanımladığı Sultan…

Bütün bu unsurları, şehrin nasıl bir çekirdek etrafında şekillenmesi gerektiğini, bunu besleyen unsurları ve alt yapıyı belirtmek için saydık. Hz. Mevlana’nın dönemi için, Konya’da bir dergâhtan ama çok sayıda medreseden söz edebiliriz. Osmanlı döneminde Konya’da 50 kadar medrese vardı. Sadece tasavvufi hayat ve manevi cephe ile alakadar olunmamış, aynı zamanda müspet ilimler ile de başarılı bir şekilde ilgilenilmiş ve şehir böyle kurulmuş.

SSE: Konya’nın tarihine göz atacak olursak, Konya Selçuklular döneminde başkent. Selçuklulardan önce asırlarca Hititlerden Roma’ya kadar birçok medeniyete beşiklik yapmış. O devirlerde hep şehir kültürünü hâkim kılmayı ve bir medeniyet merkezi olarak kalmayı başarmış. Selçuklular döneminde zaten başkent olması hasebiyle tam anlamıyla bir kültür merkezi hüviyetine kavuşmuş. Osmanlı döneminde de bu hüviyetini korumuş. Daha sonra Cumhuriyet döneminde her şehirde olduğu gibi maalesef Konya’da da bir kültür erozyonu başlamış. Kültürün unsurları olarak bilinen dil, din, ahlak, tarih şuuru, dünya görüşü gibi umdelerde bozulmalar olmuş. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın; “Bir başkent her zaman başkenttir” söylemi ışığında Konya’yı bir başkent olarak kabul edersek ki öyledir. Başkent Konya’da hangi kültür ve sanat faaliyetleri yapılmalıdır ki, yeniden o kültür merkezi, medeniyet merkezi hüviyetine kavuşsun, şehirlilik kültürü hâkim kılınsın?”  

Bu soruma, “Konya Selçuklu’ya başkentlik yaptı, Osmanlı’ya yol verdi” cümlesi ile cevap vermeye başlayan Mustafa Çıpan hocam, bu şehirde hangi faaliyetlerin yapılması gerektiğini ve Konya’da hangi faaliyetlerin yapıldığını geniş bir şekilde açıkladı. Daha sonra mistik müzik festivalini konuşarak zaman dolduğu için programa son verdik.

Oldukça faydalı olduğuna ve faydalı olmaya devam edeceğine inandığım, ayrıca şiirler ve kitap okumaları ile de zenginleştirdiğimiz Hasbihal programını 42 Konya TV’de her Pazar günü saat 11.00 den itibaren  izleyebilirsiniz. Sağlıklı ve mutlu kalınız efendim.