Zeki Oğuz
İlk yazımda bizim Tatköyü’ne ait iki türküden sözetmiştim. Memedim ve Kazimim türkülerinden. Ünlü saz ve söz ustamız Mazhar Sakman notlarında, Memedim türküsünün Furkan Dede mahallesinde oturan,işrete düşkün Memed ait birine, Kazimim türküsünün ise yine şehrimizden Ak Kayısıların Kazim olduğunu işaret etmiş.
Değerli halkbilimci Seyit Küçükbezirci 1960 yılında yayınladığı Issız Yuvalar atlı kitabında Kazimim türküsünün Sille’li ya da Sille’ye bağlı Tatköyü’nden birine yakıldığını belirtiyor.Çocukluk yıllarımda, benimde baba ana tarafımdan yaşlı biri Kazimim türküsünü hem söyler hem ağlardı. Kazim onların çok yakın bir akrabasıymış.Memedim türküsü de yine Tatköy’lü Kakilli Memede yakılmış bir türkü
Konya halkbilimini araştıracaklar için bir not olsun diye özellikle belirttim bunları.
Eğin türkülerini çok severim.Bu türkülerin çoğu hasretlik türküleridir.Sevgili, eş gurbete gider
Sılaya dönüş yıllar alır,belki hiç dönülmez,geride kalan sevgiliye düşen ağıtlyar yakmak olur.
Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun,
türküsünde olduğu gibi
“Ağam sen gideli yedi yıl oldu
Diktiğin ağaçlar meyvaya durdu.
Seninle gidenler sılaya döndü
Senin bana bir selamın gelmedi.
Bir kara kaş bir kara göz sende var
Bir farımaz deli gönül bende var
Yedi yıldır derde derman ararım
Hiç demezsin derde derman bende var.
Bir başka Eğin türküsünde gül yanaklı Eğin’li kız şöyle seslenir sevdiğine.
“Bülbülü tuttum da güle bağladım
Bülbül figan etti ben de ağladım
Ela gözlerini sevdiğim ağam
Olanca sevgimi sana bağladım.
-----
Bizim bahçelerin gülü mor olsun
Hasretliğin iki gözü kör olsun
Ela gözlerini sevdiğim yarim
Yürekten özledim haberin olsun.
Ünlü şairimiz Bedri Rahmi Eyüboğlu “nerde bir türkü duysam şairliğimden utanırım”demiş ya gerçekten doğruluğuna inanırım bu sözlerin.Türkülerin o kısacık dizelerinde öyle bir güçlü vurgu vardır ya şairliğinden utandırır insanı.
Bir sevgiyi şu dizeler ne güzel anlatır.
“Üç güzel oturmuş yolun üstüne
Sanki kan damlıyor karın üstüne
Bana da deseler yarin el almış
Karalar giyerim alın üstüne.”
Sivas,ozanları,sanatçıları yakan bir şehir olarak anılır hale gelse de geçmişte birçok değerli ozan yetiştirmiş bir şehrimizdir.Aşık Veysel’den Pir Sultan Abdal’a kadar.Aşık Veli’de bu şehrimizin yetiştirdiği ünlü ozanlarımızdan biridir.Anne babasını küçük yaşta yitiren ve yaşamını başkalarına çobanlık yaparak sürdüren bu güzel çobanımızın aşağıya alacağım dizeleri sanırım sizlere de hiç yabancı gelmeyecektir.
“Seher vakti çaldım yarin kapısın
Baktım yarin kapıları sürmeli
Açtırdım kapıyı girdim içeri
Çıkageldi bir gözleri sürmeli.
-------
Öptüm ellerini girdim içeri
Aklımı başımdan aldı bir peri
Dedim sende buldum halis güheri
Dedi seni bir mehenge sürmeli.
-----
Şu kevn ü mekanı tuttu ışığı
Nöbeti bekleyen alır keşiği
Beklemeli bu sultanın eşiği
Günde yüzbin defa yüzler sürmeli.
Çukurova toprağı ne bereketli topraklar ki nice güzel insanlar yetiştirmiştir.Ünü dünyayı tutmuş şairler,romancılar,ozanlar çıkmıştır aralarından.Ünü dünyayı tutan romancılarımızdan Yaşar Kemal’de aslında bir ozandır.Varlığının temeli ozanlığına dayanır.
Aşık Ferrahi’de Çukurovanın yetiştirdiği bir ozandır.İstanbul’da bir karşılaşmamızı anlatmıştım.Ferrahi’de küçük yaşta öksüz kalır.Ağaların yanında yanaşma olarak çalışır.Aşık şölenlerine küçük kızı ile katılır,üç beş kuruş toplayıpgiderdi.Adana’da genç yaşta yitirdiğimiz bu aşığımızın aşağıdaki dizeleri de sizlere hiç yabancı gelmeyecek.
“Ela gözlü nazlı yari
Görem dedim göremedim
Boş kalmıştır kavil yeri
Varam dedim varamadım
-----
Gönlümün gülü nerede
Engeller durmaz arada
Emine’yle ben murada
Erem dedim eremedim.
-----
Mehmet Ali esas adım
Ferrahi’yi pirle kodum
Gurbet ilden dönmem dedim
Duram dedim duramadım.”
Türkülerle gezginliğimiz sürecek.