HİSDER’in Cuma Sohbetleri’nde, Halep gündeme geldi. Konuşmacı Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sekreteri ve tarihçi Halil İbrahim Çelik, Suriye’nin ticari şehirlerinin başında gelen ve tacirleri bol Halep’in tarihi geçmişini, kültürü, dünü ve bugünü anlattı.
Selçuklu Belediyesi Ahmet Keleşoğlu Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen sohbette sözlerine, “Halep Oradaysa, arşın burada” deyimini açıklayarak başlayan ve “Biz Halep’i konuşurken Anadolu’daki herhangi bir şehirden Erzurum’dan. Diyarbakır’dan, Van’dan, Konya’dan ve Bursa’dan, Kütahya’dan bahseder gibi bahsetmeliyiz. Halep bizim için kapı komşumuz, Konya’nın komşusudur! Osmanlı’nın İstanbul’dan sonra ikinci büyük şehridir. Halep deyince anlaşılması gereken şey şu; Sivas’tan güneyde Adana, Kilis ve G.Antep dahil Malatya’ya kadar büyük bir Osmanlı eyaletinin beyler beyliğinden bahsediyoruz. Yani yukarıda saydığım şehirler bundan 130 yıl önce Halep’in ilçeleri pozisyonunda idi. Bir Batılı tarihçi Halep için “doğunun kraliçesi” diyor. Yumuşak iklimi ile, sanatı ile, edebiyatıyla ve özellikle özel mimarisi ile, zengin mutfağıyla Halep bizim için özel bir yer” dedi.
Halep’in aynı zamanda Osmanlılar’da mason teşkilatının ilk kurulduğu yer olduğunu belirten tarihçi Halil İbrahim Çelik, Arap harfleriyle ilk matbaanın İstanbul’dan önce Halep’te kullanıldığını belirterek “Halep, tarihi, kültürel ve coğrafi yapısıyla Bursa, Konya, İstanbul’un bir alaşımı gibi” diye konuştu. Halep’in nüfusunun 2001 sayımına göre tahmini olarak merkez nüfusunun 1.700 bin ve çevresiyle 4 milyon civarında olduğunu ve yüzde 50 Arap(Müslüman)nüfus, yüzde 40 Türkmen, yüzde 10’da Ermeni, Yahudi, Asuri ve diğer milletlerden nüfus barındığını ifade eden Çelik, Türk boylarının Halep’e gelmelerinin Abbasiler ve Selçuklular ile Osmanlılar döneminde olduğunu söyledi.
HALEP’TEN KONYA’YA GÖÇLER
1516 yılında Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’in Halep’i ele geçirdikten sonra Halep’ten pek çok tacirin gelip Konya’ya yerleştiğini ve bunlardan en ünlüsünün de Ahmet Haşhaş olduğunu kaydeden Çelik, Osmanlı’nın, Halep’i bölgeyi bir savunma merkezi olarak gördüğünü ve ona göre bir yapılanmaya gittiğini ifade ederek “16 yüzyılda 120 bin nüfusuyla Halep, İstanbul’dan sonra Osmanlı Devleti’nin en büyük şehri haline geliyor. 5 bin yıllık tarih süreci içerisinde Halep’in en zengin, en müreffeh olduğu dönemi 1516 yılıyla başlayan ve 17 yüzyıla kadar devam etmiştir.” dedi. 17. yüzyılda Anadolu’dan Halep’e bir göç dalgası söz konusu olduğuna değinen Çelik, Fransızların 1922’de Suriye’yi 4 parçaya ayırdıklarını belirterek “Bunlar, Şam bölgesi, Halep bölgesi, Dürzî bölgesi ve Alevî özerk bölgesi olmak üzere. Bunları da Federal bir devlet olarak birleştiriyorlar. İskenderun’u da özerk yönetim olarak ayırıp hepsini Beyrut’taki Fransız Komiserliği’ne bağlıyorlar. Yani günümüzde Suriye’de yaşanan gelişmeler altyapısı o dönemlerde zaten atılmış olarak karşımızda duruyor” dedi. Göçlerle ilgili olarak da şunları kaydetti: “Konya bölgesine gelen Türkmen göçlerinin büyük bir bölümü güney yoluyla gelmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet döneminde de iskân politikası olarak Konya’dan Türkmenlerin önemli bir kısmı da Balkanlar başta olmak üzere Şam ve Halep’e de gönderiliyorlar. Halep’ten bize gelen kardeşlerimizin 10 kuşak öncesinden akrabamız olup olmadıklarını ise bilmiyoruz.”
OSMANLI SONRASI HALEP
Halep’in yakın tarihiyle ilgili olarak “Halep, Misâk-ı Millî’de nüfus sayımı yapılması gereken yerlerden birisidir. Kars, Ardahan ve Batum gibi oylama yapılmasını isteriz. Kim nereyi istiyorsa Halep’liler, Halep oranın toprağı olsun denilmesine rağmen halk oylamasına Fransızlar buna izin vermeyecektir” bilgisini paylaşan Çelik, daha sonra şunları söyledi: “Milli Mücadele’de “Halep Müdafa-i Hukuk Cemiyeti” kurulur. Kurtuluş Savaşı’nda Haleplilerin bu cemiyet etrafında toplanarak mücadele ettikleri ne yazık ki bizim tarih kitaplarımızda hiç geçmez. 1920 yılında Halep’te, Fransızlara karşı büyük bir direniş görüyoruz biz. Hatta Fransız ordularının bir süre mağlup edildiklerini ve Halep Kalesi’ne Türk bayrağının çekildiğini görüyoruz. Fakat Fransa ile yapılan Ankara Antlaşması ile Halep ve bölgesi Fransızlara verilir.
Atatürk döneminde Halep’in Türkiye’ye bağlanması için çalışmalar yapıldığını görüyoruz. Lozan Antlaşması ilan edildiğinde özellikle Bayır-Bucak bölgesinde, Türkmen dağı ve sınır kısımlarının önemli bir kısmında ayaklanma çıkar ve bunlar; Türkiye’ye bağlanmayı, sınırların değiştirilmesini BM’ye başvurarak talep ederler ama bugünkü Türkiye’nin koşullarında da bir sonuç alınamadığını görüyoruz. 1941’de Fransızlar, Suriye Arap Cumhuriyeti’ni kurmaya niyetlenince Halep’te bir kez daha ayaklanma çıktığını görüyoruz. Bu Türk egemenliği fiilen 2 ay falan devam ediyor.
“HALEP’TEN BİZE NE DİYEMEYİZ”
Halep’ten bize ne, Suriye’den bize ne diyenlerin var. Bunun karşılığı, Halep’ten bize ne değil Halep bizim zaten. Halep nasıl bizim? Mimar Sinan’ın ilk eseri Hüsrev Paşa Camii ve Külliyesi Halep’te. Osmanlı şâiri Nabî Halep’lidir. Yine Osmanlı tarihçisi Naimî Halep’lidir. Hz. Mevlâna Halep medreselerinde eğitim görmüştür. Itrî’nin torunu daha sonra Suriye Başbakanlığı da yapmış Naci Lütfi Halep’lidir. Bizim ilk kadın yazarımız Fatma Aliye Hanım, Udî adlı romanını Halep’te kaleme almıştır. Halit Refik Karay 1938’e kadar Halep’te sürgün kalmıştır. Erol Büyükburç Halep’ten mezundur.
HALEP’İN SAVUNMASI KONYA’DAN BAŞLIYOR
Biz aslında Halep’i kaybettik mi bilemiyorum.. Keşâne taşı ile yapılan ve İnce Minaremize örnek olan, Sivas Gök Medrese ile Erzurum’daki Çifte Minareli Medreselerimize örnek olan yapımızı kaybettik. Ama aslında Halep’i ararken aramamız gereken ise kendimiziz. Semerkand’a ağıtlar yaktık. Buhara’ya ağıtlar yaktık, Endülüs’e daha çok ağıtlar yaktık, Budin’in arkasından Nazlı Budin diye ağladık. Bosna’yı kaybettik, ağıtlar yaktık yakın zamanda sorunlar yaşadık. Beyrut ve Bağdat’la ilgili büyük sorunlar yaşadık. Şimdi Halep’i konuşuyor ve Halep’e ağıtlar yakıyoruz. Eğer Halep’i tanımazsak, Halep’i anlamazsak biz Halep’i kaybettikten sonra Konya’ya ağıt yakacağız diyemiyorum, dilim varmıyor ama Allah korusun İstanbul ve Konya’ya ağıt yakacak kimse kalmayacak zaten!
Bütün bunlarla birlikte değerlendirdiğimizde Halep’in savunması, Konya’nın savunmasıdır. Eğer biz Halep’e sahip çıkmazsak Mevlana Türbesi’nin ve müzesinin Allah korusun yağmalandığı Rabb’im göstermesin diye dua edelim.” Haber merkezi