Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Talim Terbiye Kurulu’ndan geçmesi beklenen engelli vatandaşlarla ilgili tasarı engelli vatandaşların tepkisini çekiyor.
MEB’e bağlı ilgili kurumlarca hazırlanan tasarıda görme engelli vatandaşların okullarda görev yapabilmesi için özel şartlar getiriliyor. Getirilen özel şartlar gereği ‘Okul öncesi ve sınıf öğretmenliğine atanacaklarda, iki gözün toplam görme oranı en az 10/20 olmak, renk algılama bozukluğu bulunmamak, görme alanı bozukluğu olmamak, Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı, Yabancı Dil, Matematik, Müzik, Resim, Rehber Öğretmen, Görme Engelliler Sınıf Öğretmenliği, Sosyal ve Fen Bilimleri alanlarına atanacaklarda; iki gözün toplam görme oranı 10/20’den az olmak ve görme alanı ve renk algılama bozukluğu olmamak’ gerekiyor.
Yüzde 80 görme engelli olan ve beş yıl önce Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği’nden mezun olan Aynur Gülen, kazandıkları hakkın ellerinden alınmasının haksızlık olduğunu söylüyor. Hazırlanan tasarıya göre yüzde 80 görme engelli vatandaşların mezun oldukları bölümün öğretmenliğini yapamayacağını iddia eden Gülen, “Bu tasarıdan önce ve şu anda da bu durumda olup görevini en iyi şekilde devam ettiren arkadaşlarımız var. Bu tasarı eğer resmiyet kazanırsa görme engelli öğretmen arkadaşlarımız görev yapamayacak.
Mademki bu şekilde bir uygulama hayata geçecekti biz niye okuduk. Biz her alanda bizim gibi engelli arkadaşlarımızla yarıştık. ÖSS sınavında dahi birbirimizle yarıştık ama bu alanda biz engelli arkadaşlarımızla yarışamadık. Bizi neredeyse yok sayacaklar. Bizim amacımız duygu sömürü yapmak, iyi niyetleri istismar etmek değil. Bizim amacımız mağdur durumda olduğumuzun bilinmesini sağlamak. Benim eşim de şu anda bir okulda öğretmenlik yapıyor ve hiçbir şikâyet almadık” dedi.
PEDAGOJİYİ YAŞAYARAK ÖĞRENDİK
Engelli olmalarından dolayı insanlarla ve özellikle çocuklarla ilişki kurma konusunda birçok insandan daha başarılı olduklarını dile getiren Aynur Gülen, “Biz kendi durumumuzdan dolayı insanlarla nasıl anlaşacağımızı iyi biliyoruz. Bizler pedagojiyi yaşayarak öğrendik. Bu yüzden bir öğrencinin dilinden anlama konusunda daha başarılıyız. Biz göremediğimiz için her şeyi duyarak anlıyoruz. Bu yüzden de bizim kelime hafızamız daha fazla. Ben daha önce bir hafta derse girdim. Derse girdiğimde tahtaya yazı yazamadığım için öğrencinin birisini tahtaya kaldırdım ve yazmam gerekeni ona yazdırdım. Daha sonra öğrenciye yazdığı yazıyı okumasını istedim. Ders bitiminde öğrenciler okulumuzun rehber öğretmenine benim tekrar derse girmemi istediler. Benim ders anlatış şeklimi beğenmişler. Bu örnek bile bizim başarılı olduğumuzun kanıtıdır” diye konuştu.
DİĞER ENGELLİ ARKADAŞLARIN HABERİ OLMAYABİLİR
Tasarının Türkiye genelinde uygulanacağını kaydeden 18 Mart Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmeni mezunu Serkan Kara, tasarıdan diğer engelli arkadaşlarının haberi olup olmadığını bilmediklerini söyleyerek şunları kaydetti: Bizim gibi olan arkadaşlarımızın durumdan haberi olmayabilir. Sayımızın ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Birde okuyan ve öğretmen olan arkadaşlarımızın sayısının az olması sesimizin duyulmasını engelleyen başka bir etken.
Uygulanacak olan tasarıdan bakanlığın haberi var mı bilmiyoruz. Eğer varsa bakanlık bunun nedenini bize açıklasın. Başbakan Konya’ya geldiğinde konuşmasında ‘Özürlülere yönelik sosyal politika anlayışlarının yardım eksenli değil, hak eksenli bir politika olduğunu, kimsenin özürlü vatandaşlarımıza bu konuda engel üretmek zorluk çıkarmak gibi bir hakkı olamaz. Eğer yapıyorsa da o zaman o kişilerin kendisi özürlüdür’ demişti. Şimdi bu sözler askıda mı kaldı? Biz bu toplumun neresindeyiz? Biz bu soruların cevaplarını istiyoruz. Bu tasarı ile bizi eğitim hayatı ve iş alanının her alanında bizi istemiyorlar.
Biz bu tasarının hayata geçmesini istemiyoruz. Yoksa bizim kazanmış olduğumuz bir hak elimizden alınacak. Biz ve bizden sonra gelecek olanlar bu tasarı resmiyet kazanırsa biz boşuna okumuş olacağız. Söz konusu taslağın ilgili bölümü: Özürlülerin ataması MADDE-17-(1) Bedensel özrü bulunanlardan öğretmen olarak atanacaklarda 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartlar yanında aşağıda belirtilen özel şartlar aranır: a) Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının yüzde kırk ve üzerinde ve atanacağı alanın öğretmenliğini yapabilecek durumda olduğunu 6/2/1998 tarihli ve 98/10746 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri gereğince sağlık kuruluşlarından alınacak sağlık kurulu raporu belgelendirmek, b) Bu Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (e), (f) ve (g) bentlerinde belirtilen şartları taşımak,
c) Hayati önem taşıyan, uzun süreli tedaviyi gerektiren (kronik veya süreğen) gidişatı (progros) bakımından ilerleyici olan, doğrudan iklim koşullarından olumsuz etkilenen, kanser, verem, akıl hastalığı (psikozlar, ağır kişilik bozuklukları, nevrotik bozukluklar, alkol ve uyuşturucu bağımlısı olanlar dahil), ilerleyici nörolojik hastalıklar, organ nakli gibi uzun süreli tedaviyi gerektiren bir hastalığı bulunmamak. (2) Görme engeli olan adaylardan;
a) Okul öncesi ve sınıf öğretmenliğine atanacaklarda; iki gözün toplam görme oranı en az 10/20 olmak, renk algılama bozukluğu bulunmamak, görme alanı bozukluğu olmamak, b) Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı, Yabancı Dil, Matematik, Müzik, Resim, Rehber Öğretmen, Görme Engelliler Sınıf Öğretmenliği, Sosyal ve Fen Bilimleri alanlarına atanacaklarda; iki gözün toplam görme oranı 10/20’den az olmak ve görme alanı ve renk algılama bozukluğu olmamak. Yaşar Sarı- Memleket