Hakaret kodu itinayla çözülür
"Geçiren ama mahkemeye verilemeyecek tarzda yazılar yazma" konusunda uzmanlık diye bir şey varmış meğer.
Perihan Mağden yazardı arada. İki de bir "mahkemelendiğinden", alıngan "Huthut Kuşu Sevenler" derneklerinden falan nasıl fenalık geldiğinden...
Ben de korkarım o yolun yolcusuyum. Zira tazminat davaları, bir adet film prodüksiyon çetesi tarafından ülkemize kazandırılmış bir para kazanma yöntemi artık. Hakkında yazı yazmış olan herkesi mahkemeye ver, koparabildiğini kopar. Alınan tazminatları da kimsenin Mehmetçik Vakfı'na falan vermediğini biliyoruz. Korkarım avukatlar da prim usulü çalışıyor. Zırt deyince dava açıldığına göre, aklıma başka bir şey gelmiyor. Kazanırsan tazminatın yüzde ellisi senin koçum! Çok mu oldu? E peki yüzde 30'u olsun. (Avukatlar da bir dava açar mı acaba şimdi? Onurlu mesleğimize kara çalma falan gerekçesiyle... Açın.. Napiim..)
Ben mesela Türkiye'de son on yılda EN ÇOK izlenmiş ve EN ÇOK para kazanmış filmini eleştirdiğim için ŞU gerekçeyle nasıl davayı kaybettim hâlâ anlamış değilim: "Eleştiri sınırlarını aşıp, filmin kamuoyundaki saygınlığını yıpratıp, bilet satışlarını düşürüp film yapımcılarını MADDİ zarara uğratmak..."
Tekrar ediyorum: Türkiye tarihinde EN ÇOK KAZANMIŞ filmden söz ediyoruz!
Piskolojik bunalıma girdim,
3 dakika boyunca ağladım falan deyin bari.
Duyan da beni Türkiye'nin en çok okunan, en etkili köşe yazarı falan sanır. Hani benim yüzümden 10 binlerce insan filme gitmekten vazgeçmiş de bunlar da iflas bayrağını çekmiş. Bir gün oluruz inşallah o kadar etkili de o zamanlar hele kendi ismimle bile yazmıyordum.
Bu gerekçeyle dava açtılar.
Bu gerekçeyle açılmış dava kabul edildi.
Bu gerekçeyle davayı kaybettim.
Hayır. Bir şey demeyeceğim.
***
Şimdi de başka bir dava yüzünden bir adliyeye gidip duruyorum. Gazetemizin avukatı sevgili Semra Hanım, en zarif şekilde, "Mutlu hanım siz malum şahıs hakkında yazı yazdıkça bizim de sizinle görüşme imkanımız oluyor, ne güzel değil mi? Salı günü yine aynı binada, aynı katta, aynı bankta ve aynı saatte bekliyor oluciiim sizi. Yakamda karanfil olmayacak... Adınıza açılmış tazminat dosyasını tutuyor olacağım.." dedi yine iki gün önce.
Savcı Bey bu arada beni hayal kırıklığına uğrattı. Gereğinden fazla Amerikan filmi seyretmekten herhalde savcı deyince gözümün önüne vahşi, hırslı, mendebur insanlar geliyor hep.
Benim savcım ise ne kadar kibar anlatamam. ("Benim" lafın gereği. Benim davama bakan demek istiyorum) Kibar kibar oturttu beni, kibar kibar ifademi aldı, aldığı ifademi kibar kibar yazdırdı ve kibar kibar uğurladı beni.
Çay ısmarlamış bile olabilir, hatırlamıyorum. O kadar kibardı ki sesini duymakta zorluk çekiyordum. Sekreteri olsaydım kulağıma ses yükseltici takmak falan zorunda kalırdım. (Adliyelerde sekreter denmiyor sanıyorum.. ama ne deniyor bilemedim)
Bir de şöyle dedi: "Biraz sert girmişsiniz Mutlu Hanım.." Kol gibi girdim farkındayım da böyle kibar bir savcı söyleyince insan utanıyor. Kibar okul müdüründen okul boyunca tek bir azar işitirsin, ömür boyu unutmazsın ya, öyle bir şey.
Hakaret kodlarını çözsem iyi olacak... Zira adliyelerin çayları güzel değil...
Mutlu Tönbekici / Vatan