Hak gasplarına SİVİL tepki

Hak gaspının kanun kılıfı giydirilerek gerçekleştirildiği ülkemizde yeni bir anayasanın reçete olduğunu düşünen STK temsilcileri, sivil anayasada uç fikirlerin de yer alması gerektiğini savundu

Türkiye’de özellikle kamusal alanlarda kanuni kabul edilen fakat insani olmayan hukuk kuralları toplumun en rahatsız olduğu meselelerin başında geliyor. Geçtiğimiz günlerde Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’ne sırf sünneti seniyye kıyafetiyle girmek istediği için kaydı yenilenmeyen ve soruşturma geçiren İktisat Fakültesi 2. Sınıf Öğrencisi Abdülbaki Tekeş ile insan hakları ve özgürlükleri konusunda yeni tartışmalar başladı. Hala başörtülü kadınların üniversitede okumalarına ve kamu kurumlarında çalışmalarına izin verilmemesi, Konya’da sivil toplum kuruluşları tarafından eleştirildi. Yeni anayasada bu sorunların çözümü ile ilgili uç fikirlerin de değerlendirilmesini savunan STK temsilcileri, azınlığın çoğunluğa tahakküm etmemesi için 75 milyon insanın görüşüne başvurulmasını ve özellikle dini hassasiyetlerin daha ayrıntılı ele alınması gerektiğini vurguladı. İslami taleplerin marjinal olarak değerlendirilmemesi ve toplumun özünü ifade eden kuralların tahrip edilmemesi için ideolojik yaklaşımların terk edilmesi gerektiğine dikkat çeken STK temsilcileri, çoğunluğa kulak verilirken, azınlıkta kalan zümrelerin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.

DEVECİ: “KANUN YOLUYLA HAKLAR GASP EDİLİYOR”

Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasayı Tanzimat Fermanıyla şekillenmiş bir anayasayı darbe anayasasıyla muhafaza eden bir anlayışla hala yürürlükte tuttuğunu belirten İstiklal Marşı Derneği Konya Şube Başkanı Av Mustafa Deveci, bu kapsamda insanların kanun yoluyla temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlandığını ifade etti. Deveci, “Kanunların en bariz örnekleri ise üniversitelerde erkeklerin sünneti seniyye gereği sakal bırakması, kıyafetini ona göre belirlemesi ve başörtülü kadınların dinin emrine uygun giyinmesi ne üniversitede okuma ne de kamu alanlarında çalışmalarına imkan vermemektedir. Hukukla desteklenmesine karşın insani boyutları göz ardı edilmiş bu kanunlar bu ülkenin büyük bir çoğunluğunu temsil eden Müslümanların yaşayış şekillerini belirleme yetkisine sahip değildir. Her dönem Müslümanların esas şeklini tayin etme yetkisi gayrimüslimlere verilirken, asli unsurlar ikinci planda değerlendirilmiş ve söz sahibi olamamıştır” dedi.

“Hakların tayin edenler Müslüman olmalıdır”

Müslüman hak talep eden değil, bizzat hakları tayin eden olması gerektiğini dile getiren Deveci, Müslümanların taleplerinin marjinalmiş gibi görüldüğünü kaydetti. Neredeyse gay’lerin talebiyle Müslümanların taleplerinin bir tutulduğunu savunan Deveci, “Nikahtan, tatil gününe, andımızdan, ibadete kadar her mesele konuşulması tehlikeli görülüyor, İnsan hakları ve özgürlükleri ile demokrasi çerçevesinde sıkışmış fikirler dile getiriliyor. Ama olması gereken toplumun ihtiyaçlarının ne olduğunu özgürce ifade edebilmektir. Örneğin bu ülkenin asli unsurları olan Müslümanlar, Cuma günlerinin tatil olmasını, nikahın İslami kurallara göre kıyılmasını talep edebilmelidir. Bir insan ‘belediye başkanının bana verdiği yetkiye dayanarak sizi evlendiriyorum’ yerine ‘Allah’ın emri peygamberin kavliyle sizi evlendiriyorum’ denilerek nikahının kıyılmasını isteyebilir. Ayrıca andımız meselesi de var. Eskiden öğrenciler derse başlamadan önce ‘Rabbi zidni ilmen ve fehmen’ diye başlayan duayı okurlardı. Asıl andımız buydu. Bunun tekrar gündeme getirilmesi gerekiyor” diye konuştu.

ARGUN: “DEVLET PAYDASIYLA SAVAŞ HALİNDE”

Bireyin kendi iradesiyle yaşama alanı oluşturma isteğinin bir türlü karşılık bulamadığını, 75 milyon insanın kendi için belirlediği bir yeşil alanların sürekli ihlal edildiğini vurgulayan Mazlum-der Konya Şube Başkanı Derviş Argun, “Hangi persfektiften bakarsak bakalım kişinin inancı noktasında neyi yaşamak istediği beşeri sistemlerin tasarrufunda olmamalıdır. 1908’de başlayan ve 28 Şubat’ta zirveye ulaşan bir kısıtlayıcı dalga gözümüze çarpıyor. Vatandaşların müşteki manada hak gaspına uğradığını düşünüyoruz. Kamu alanlarında sırf inancından dolayı giydiği kıyafetin erkeklerde ve kadınlarda sorunlara neden olduğuna şahitlik ediyoruz. Reşit oluncaya kadar ebeveynlerin çocuğunun üzerinde söz sahibi olması gerekiyor. Buna devletin karışması hiç de mantıklı değil. Ama bakıyorsunuz, okullarda çocukların ne şekilde giyineceğine devlet karar veriyor. Aileler göz ardı ediliyorlar. Anayasanın payı devlet, paydası ise halktır. Devlet üniversitelerde başörtü ve sakalla ilgili yasak koyuyorsa bunun tek bir anlamı vardır. Devlet paydasıyla bir savaş veriyor. Bu kapsamda devletin çizginin üstündeki pay ile altındaki payda arasındaki dengeyi çok iyi sağlaması gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Kişinin nerede ne giyeceğine devlet karar veremez”

Yeni anayasada 75 milyon insanın farklı talep ve ihtiyaçlarının olacağını belirten Argun, bu süreçte kişinin kendi özel alanını belirleme işini devletin üstlenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Kişinin nerede tesettürlü ve nerede sakallı olacağının kendisinin bileceği bir davranış şekli olduğunu kaydeden Argun, “Bu insanların önüne çıkarılan önlemler ise 1908 yılından itibaren başlayan hukuksuzluğun getirdiği tortulardır. Türkiye Cumhuriyeti ideolojik bir devlettir. Bu ideoloji, devlet tarafından topluma baskı yoluyla benimsetilmek istendi. Devlet kendisinin belirlediği dini toplumun gerçek dini, kendi ideolojisini toplumun ideolojisi algısını yerleştirmek istedi. Topluma dindarlık konusunda kendi kararını verme hakkı tanımadı. Eğer toplumun ifsadına neden olmayacak fikirler varsa bunlar özgürce dile getirilmelidir. Ama toplumsal bir dönüşüm niteliği taşıyan fikirler halkın hazırlığı beklenmeksizin amir hükme dayandırılırsa pek de bir esprisi olmaz” ifadelerini kullandı.

SOLAK: “MEDENİ ÜLKELERDE FARKLI GÖRÜŞLERE TAHAMMÜL ŞARTTIR”

Ülkemizin en önemli sorunlarından birisinin farklılıklara tahammülsüzlük olduğunu belirten Huder Konya Şube Başkanı Özgür Solak, bu tahammülsüzlüğün Türkiye’de bir dönem devlet politikası haline geldiğini, tek tip insan yetiştirmenin milli eğitimin dahi hedefi olarak görüldüğünü dile getirdi. Solak, “Ne yazık ki bu tek tipleştirme sadece fikirsel açıdan değil, fiziksel görünüş açısından da kendisini göstermiştir. Bugün kıyafet yasaklarının ve başörtüsü yasağının ve anlam veremediğimiz pek çok düzenlemenin arkasında yatan sebep budur. Oysa ki medeni toplumlarda farklı görüşler ve yaklaşımlar bir değer olarak görülür. Kişilerin örf ve adetleri, dini inançları veya felsefi yaklaşımları sebebiyle sahip oldukları her türlü fikir korunmaya değerdir. Bir ülkenin fikirsel ve kültürel zenginliğinin parçalarıdır” dedi.

“Başörtü ve sakal kanunen serbesttir”

İnancının gereği görerek başını örten kadınlara karşı yasakçı yaklaşımın da, kendisi gibi düşünmeyen ve görünmeyen kişilere hayat hakkı tanımayan mantıksız ve temelsiz bir anlayışın sonucu olduğunu ifade eden Solak, “Ülkemizde kişilerin inançları gereği giyindikleri kıyafetleri engelleyen anayasal bir düzenleme ve yasal bir düzenleme aslında yoktur. Ancak ideolojik devlet anlayışıyla kurum ve kuruluşların iç düzenlemelerinde ve yönergelerinde hala yer bulan bir hukuk garabeti ne yazık ki varlığını hala sürdürmektedir. Kişilerin kılık ve kıyafetleri, düşünceleri onlara farklı davranmaya gerekçe olarak görülemez. Bu anayasaya, uluslar arası insan hakları metinlerine aykırıdır. Her alanda gelişen ülkemizin hala bu tabuları aşamaması ve tek tipleştirme uygulamalarını terk edememesi üzücüdür. Ancak ümidimiz daha özgür düşünen, hürriyetten yana, insan haklarından ve haysiyetinden yana bir devlet anlayışı yakın zamanda kendisini hissettirmeye başlayacaktır” diye konuştu.

SELVİ: “İNANÇLARIYLA MESLEKLERİ VE OKULLARI ARASINDA KALANLAR VAR”

Çağlar boyu insanların mutlu ve huzurlu bir ortamda yaşayabilmek için uğraş verdiğini kaydeden Konya Sivil Toplum Kuruluşları Başkanı Latif Selvi, İlahi metinlerden ve felsefi doktrinlere kadar incelendiğinde her ferdin mutluluğunin insani özelliklerini ortaya çıkararak yaşayabileceği anlatım ve ilkeler çerçevesinde oluştuğunu belirterek, “Yine insanlık tarihi boyunca yönetim, hukuk ve ekonomik erkinin suiistimali ile imtiyazlı ve ayrıcalıklı mevkiler edinmek isteyenler diğeri olarak gördükleri kişileri ezmiştir. Öte yandan hukuk aynı zamanda kanun demek değildir. Dünyanın birçok yerinde hukuk kılıfı giydirilerek kanunlarla çeşitli zulümler gerçekleştirilmiştir. İnsani olmayan hak  özgürlükleri öncülemeyen, insan yaşamını genişletmek yerine daraltan yaklaşımlarla hazırlanmış metinlere hukuk diyemeyiz. Bu yüzden hala inançlarıyla meslekleri ve okulları arasında kalmış insanlarımızın olduğunu görüyoruz” şeklinde konuştu.

“Her görüş dikkate alınmalıdır”

Ülkemizde hukukun olmamasının sivil bir anayasa ihtiyacını doğurduğunu belirten Selvi,. her türlü talebih ortaya konması, hukuk metnine dönüştürmede toplumsal özgürlük alanlarının korunması gerektiğini savundu. Selvi şöyle devam etti: “Yani hiç kimse kendi yaşamının bir haksızlığa uğradığından şikayet edememelidir. Ama bir kesim tüm kesimlere bir dayatmada bulunarak, herkesi kendisine benzetme anlayışına geçit verilmemelidir. Her türlü fikir konuşulmaya ve tartışılmaya değer görülmeli, teklifler değerlendirilmeli fakat azınlığın çoğunluğa tahakkümüne dönüşmemelidir. Ekseriyetin temel alınması, azınlıkta da olsa zümrelerin talepleri başkalarının yaşamlarını ihlal etmedikçe hayatiyet bulabilmelidir.”

Mehmet Emin Yumuşak-Memleket

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?