Haçlı Seferleri Halen Devam Ediyor!

Ahmet Ünver

Haçlı Seferleri ya da Haçlı Akınları, 1096–1272 yılları arasında, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Papa'nın talebi ve çeşitli vaatleri üzerine, genellikle Müslümanların elindeki verimli Orta Doğu topraklarını (Kutsal Topraklar) üzerinde askeri,  siyasi ve ekonomik kontrol kurmak için düzenledikleri akınlar bütünüdür. Tekrar okumakta ve algılamaya çalışmakta fayda olduğunu mülahaza ediyorum; Haçlı Seferleri;  Müslümanların ellerindeki ‘Verimli Ortadoğu Toprakları’  üzerinde ‘’ askeri,  siyasi ve ekonomik kontrol kurmak ‘’ için düzenlenen akınlardır. Peki, 1272 yılından sonra bu Haçlı akınları durmuş mudur? Halen günümüzde de devam etmekte midir? Müslümanlar olarak bir defa ‘ sokulduğumuz ve ısırıldığımız’ yerden bir daha ısırılmamak ve sokulmamak adına neler yapmalıyız?  Müslüman elbette ki ‘ Uyanık’ olmak zorundadır…

Hz. Peygamber, müşriklerle savaşırken,  Hendek ve Uhud gazalarında olduğu gibi, bizler de Haçlı seferlerinin halen devam etmekte olduğu idraki ile zamana, zemine ve şartlara göre stratejiler ve taktikler geliştirmek mecburiyetlerimiz vardır.  Uyanık ve ferasetli olmak zorundayız. Dünya üzerinde yaşayan 2,5 milyar Türk ve Müslüman mazlum milletlerin umudu ve hayali bu asil Anadolu’nun üzerindedir. Bu asil Anadolu milleti olarak bizlerin, 2,5 milyar Türk ve Müslüman kitlenin doğal olarak da liderliği uhdesindedir. Kabul etsek de, etmesek de… Haçlı zihniyeti bizlere bu gözle bakmaya ve karşı saldırılara devam ettiği müddetçe… Günümüzde, ülkemize yönelik olarak halen devam etmekte olan; Siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel Haçlı seferleri ve saldırılarına; Dünya 5’ten büyüktür diyen, Dünya’da bulunan yer altı ve yer üstü kaynakları noktasında kıtlık bulunmadığını, sadece bir ‘Paylaşım’ ve ‘Adaletsizlik’ sorunu olduğunu vurgulayan, Müslüman ve Türk dünyası için doğal bir Liderlik konumunda bulunan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın zaviyesinden bakabilmeyi, olayları da çok iyi analiz ve idrak etmeliyiz, diye düşünüyorum.  Aksi halde, devlet ve millet olarak, kaybederiz. Aksi halde, devlet ve millet olarak, yok oluruz. Aksi halde, ülkesi ve milleti üzerinde siyasi, askeri ve ekonomik kontrol kurmak isteyen, örtülü Haçlı zihniyetinin,  kulu,  kölesi ve esiri oluruz.

Hristiyanların, mukaddes Toprak ve HAÇ yeri olarak adlandırdıkları Kudüs ve civarının, 1071’den itibaren, Müslüman Türk İmparatorluğu, Selçukluların eline geçmiştir. Bölge, sanki Hristiyanların, HAÇ vazifelerini yapmasına kapatılmış olarak gösterilmeye çalışması çabaları,  Avrupalı Devletlerin,  Müslüman halka ve devletlerine karşı tutum almalarına sebebiyet vermiştir.  Asya ile temasta bulunan Avrupalı gemicilerin, tüccarların ve iş adamlarının Müslüman dünyasında gördükleri zenginlik, refah, medeniyet ve toprak zenginlikleri,  kendi ülkelerindekilere kıyasla methetmeleri, o dönemlerde yoksul ve perişan bir şekilde yaşayan Avrupa halkını, Müslüman dünyasına karşı,  din düşmanlığına bir de hırs ve tamahı da eklemiştir. Dönemim dini lideri Papa Ürben'in karşı tutum ve davranışları, Avrupa halkını, Müslüman halka karşı kışkırtma şeklinde olmuştur. Söylemlerinde Müslüman halkla ilgili yanlış bilgiler vererek din düşmanlığını arttıran Papa,  Hristiyanlara kendi aralarında birleşin çağrılarında bulunarak, Müslümanlara karşı harp etmenin ‘Kutsal bir görev’ olduğunu her fırsatta dile getirmiştir.  Bu sebeplerle başlayan haçlı seferleri, 1096 yılından 1272 yılına kadar sekiz sefer halinde devam etmiştir. Her yerde İslamiyet'in koruyucusu olarak kendilerini görevlendirmiş Türklerin kahramanlıkları karşısında, Avrupalılar istedikleri başarıya bir türlü ulaşamamışlardır.  Haçlı seferleri 8.’den sonra durmuş mudur? Halen örtülü bir şekilde devam etmekte midir? Günümüzde; Askeri, siyasi ve ekonomik olarak saldırılarına devam ediyorlar mı?  Kurmuş oldukları taşeron örgütler bu saldırıların başka bir versiyonu mudur? Ve daha nice sorular, sorular…

Anadolu coğrafyası ve özellikle de Türkiye olarak ne zaman ki bir kalkınma ve bölgesinde doğal bir liderlik hareketi meydana gelse, hemen emperyalistler ve içerideki işbirlikçileri, taşeronları üzerinden bir engelleme, bir darbe, bir saldırı ile karşı karşıya kalmaktadır. Anadolu olarak bizler bunu 31 Mart Vakasından itibaren ne anlayabildik, ne de algılayabildik… Anlayabilseydik, 1960 darbesi, 1970 darbesi, 1980 darbesi,  5 Nisan 1994 ekonomik krizi, 28 Şubat post-modern darbesi, 1998 ve 2001 dünya ekonomik krizlerine karşı bir duruş ve taktikler geliştirebilirdik. Gezi kalkışması ile bu ülkeye 100 milyar dolar, 17–25 Aralık operasyonları ile de 120 milyar dolar zarar verdiler. Batmamızı beklediler… Batmayınca da,  İşbirlikçileri ve taşeronları üzerinden, 15 Temmuz hain darbe ve işgal girişimi ile bu ülkeyi tamamen bitirmeye, yok etmeye ve işgal etmeye çalıştılar. Fakat asil Anadolu milletinin ferasetini, azmini ve cesametini hesap edemediler. Akabinde; Kendi kurmuş oldukları taşeron örgütlerle de halen gelmeye devam ediyorlar.  Gelecekler…  Dedelerinin 1000 yıl önce geldiklerinde elleri boş olarak döndükleri gibi torunları, işbirlikçileri ve taşeronları da bom boş olarak dönmeye mahkûmlar… Sadece biraz zarar verebilirler... Sadece canımızı acıtabilirler… Biz, İçeride sadece; Bir, Beraber, İri, Diri, Kardeş, hep birlikte Türkiye ve Yenikapı’da oluşan ruhu korumaya devam edelim…  İçerideki taşeronları ile 15 Temmuz da başaramadıklarını, bankacılık sistemi ve değerlendirme kuruluşları üzerinden ekonomik olarak başarmaya çalışıyorlar. Hani Haçlı seferleri bitmişti… Hani Haçlı seferleri tarihte kalmıştı. Adamların bu bölge üzerindeki askeri, ekonomik ve siyasi hedef ve planları halen devam etmektedir. Bizler, bu coğrafyanın sakinleri olarak bunu tam ve net olarak anlayamasak ve idrak edemesek de…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.