Göçerlerin Peşinden...

Geçtiğimiz yaz Bozkır’ın bir köyüne yayla şenlikleri için gitmiştim. Şenlik yerinde köylülerle sohbet ederken, bir millet vekilimiz, artık göçerliğin sona ereceğini söyledi.

Göçerlerin Peşinden Karaman’dan Ermenek yaylalarına


 


Zeki OĞUZ


 


Geçtiğimiz yaz Bozkır’ın bir köyüne yayla şenlikleri için gitmiştim. Şenlik yerinde köylülerle sohbet ederken, bir millet vekilimiz, artık göçerliğin sona ereceğini söyledi. Keçi sürülerinin doğaya  ve ormana verdiği zararları anlattı. Elbette ok haklı gerçekleri söyledi ama benim içim ciz etmişti vekili dinlerken. Karaman’da Sarıevlerde oturan Hasan amacanın anlattıkları gelmişti aklıma. Büroma ilk geldiğinde eşiyle gelmişti Hasan amca. İkinci gelişinde eşi yoktu yanında. Vefat etmiş. “İşsiziz, perişanız” diyordu adam.


Benzer yakınmaları başkalarından da duymuştum.


Hasan amca ve Sarıevler’de oturanları görmek için 5 Nisan’da Karaman’a gittim. Gerçekten adı gibi sarıya boyamışlar evleri. İl merkezinin doğusunda. Hayli uzakta bir mahalle. Vardığım ilk evin önünde iki genç sohbet ediyorlardı. Hasan amca yokmuş, beni başka bir yaşlı  yörüğe götürmelerini istedim. Bunun  bir nedeni de geçlerin fazla konuşkan görünmeleriydi. Evlerin önünde sırtında çocuklarıyla kadınlar  geziniyordu.


Gençler, beni yaşlı yörük Mehmet Gök ile tanıştırdıktan sonra ayrılıp  gittiler. Gençler yanımızdan ayrılınca Mehmet amcaya ilk sorum, ne iş yaptığı olmuştu. İşsizlermiş.


Devlet 88 tane yörüğü buraya yerleştirmiş, Mehmet amcada iki bin yılında bırakmış göçerliği. 250 keçisi, 7 devesi varmış, satmış. “Hazıra dağ dayanmıyor, yapabileceğim bir  iş yok, serme sefil kaldık ortada” diyor. Güvence olarak yeşil  kartları varmış sadece. Eşi Helime ile fotoğraflarını çekiyorum. Yaşlı Helime’de  bütün yaşıtları gibi kına yakmış saçlarına. Yaylalara konup göçtüğü  yılları özleyip özlemediğini soruyorum onabir mahsunluk çöküyor yüzüne. “Eskiyi özledim ya tekerler eskidi gayrı” diyerek ayaklarını gösteriyor.


Bu göçerleri iskan işi Selçuklu ve Osmanlı’dan bu yana sürüp geliyor ama bütün iskan çalışmalarında yarım yamaklık var. İskan ettirdğin insnın, insanca yaşyacağı odrtamı, çalışabileceğibir işi sağlamadıktan sonra, yapılan iş zorbalığa dönüşüyor. Yaşamında davarcılıktan başka  bir işi olmamış insanı, şehrin  bir kenarında apartman benzeri bir eve tıkmak  hapisaneye tıkmaktan farksız bence. Onların yapabileceği işler olan besicilik gibi işlere da izin vermiyorlarmış, mahalle şehir sınırlarında kaldığı için.


6 Nisan’da Ermenek çevresindeki obaların fotoğrafını çekmik için Ermenek’e gittim. Ermek’te bana yol gösteren, gönüllü bir turizm elçisi olan M. Yaşar Yalçın’dı. Yıllar önce gitttiğimde de bana o gezdirmişti Ermenek’in doğa ve tarih zenginliklerini. Birlikte ilçenin genç kaymakamı Ali Yılmaz’a gittik. Durumu anlattım. Bize Diyanet Vakfı’ndan bir araba tahsis etti. Bu davranışı için kendisine teşekkür borçluyum, değilse obaları gezme imkanımız olmayacaktı. Bir çok belde belediye başkanlarının çok yardımını gördüm ama Ermenek Belediye Başkanı birkaç yıl önce beni atlattığı için ondan bu konuda yardımını istemek aklımdan bile geçmeyordu.


Önce Sarıevler’de oturan Mehmet Gök’ün kardeşi Ramazan Gök’ün obasına gittik. Biz sohbet ederken eşi Hatice hanım süt ikram etti, isli çaydanlıkta çay kaynattı. Meşe közünde isli çaydanmıkta çay içmeyenlere öneririm, bir kere denesinler. Tadına doyamayacaklar.


Ramazan Gök sahile inmemiş bu sene. Karamanoğulları döneminde yaptırılan ve Akdeniz’e geçişi sağlayan Görmel Köprüsü yakınlarında  kışlamışlar. Burada bir hidroelektirik santrali yapıldığı için köprü birkaç yıl sonra sular altında kalacak. Ramazan Gök bildiğimiz kara çadırda kalıyor, oğlu Musa Gök ise modern bir çadır edinmiş. Babası ile birlikteymiş, “Yuvadan  uçmadık daha” diyor.  Nisan ortalarında göç başlıyormuş. Siz bu yazıyı okurken belki onlar göç yolunda olacaklar.  Sultanalanı, Altıntaş, Kuşadası,  Köpek Boğazı, Han Boynu, Belpınarı, Gökçepınar yoluyla Taşkent’in yaylalarına ulaşmıyormuş.


Ayrılacağımız sıra, iskan edildiklerinde ne yapacaklarını soruyorum. Verebilecekleri hiç bir yanıt yok. Çünkü şimdiye  kadar davarcılıktan başka bir iş tutmamışlar. Baba da oğul da kaygılı geleceklerinden.


Kışları Gülnar Aydıncık’ta kışlayan, yazları ise Tşkant’in yaylalarına gelen Kuş Ali’nin kızı Ayşe’yi tanıdığımda gencecik bir kızdı. Onların Mut yolu üzerinde obalarına vardığımda kucağında bir çocukla olgunlaşmış bir kadın çıktı karşıma. Yıllar sonra beni karşısında görünce şaşırdı ve sevindi. Gezginliğin bir güzel yanı da bu. Bir çocuğu tanıyorsunuz. O büyüyor, evleniyor, onun çocukları oluyor, Çektiğiniz her karede ailenin ayrı bir tarhini belgeliyorsunuz.


Biz vardığımızda körpe oğlakları emiştiriyorlardı. Yazın Bozkır Ahırlı taraflarında bulmak dileğiyle ayrıldık onlardan.


Son durağımız İsmail Bakırcıoğlu’nun obasıydı. Topal İsmail alışveriş etmek ve Cuma Namazı kılmak için Mut’a inmiş. Eşi Hatice ve kızı Ayşe çadırın içinde şebit yapıyorlardı. Göçer kardeşlerimizin en sevdiğim yanlarından biri kaç- göç gibi ilkel duygularının olmaması. Hemen çaoıra buyur ettiler bizi. Peynir, tereyağı çıkardılar, çay koydular. Yoğurt ikram ettiler. Gözlerinin içi gülüyordu ana kızın. Ayşe ilkokuldan sonra okumamış, daha 15 yaşında, “Allah bilir senin dünürcülerin bile vardır” demem üzerine Ayşe gülümseyerek başını öne eğiyor, “Var diyor” annesi.


Topal İsmail iki yıldır bu çevrede yayla alıyormuş. Önceleri kışın Aydıncık’ta yazın ise Gevne, Gümüldürüm taraflarına çıkıyorlarmış.


Otostop yaparak iniyorum Mut’a. Yol boyu görüştüğüm, konuştuğim insanlar geliyor gözümün önüne. Hepsinin gözlerinde, yerleşince ne olacağım, kuşkusu vardı.


           

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?