Konya İnanç Özgürlükleri Platformu üyeleri 60. kez saat 12’de Kayalıpark’ta bir araya gelerek başörtüsüne özgürlük istediler. Platform adına hazırlanan bildiriyi Adem Yıldız okudu.
Bildiride Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü ve AK Parti davalarıyla ilgili gerekçeli kararlarında yer alan bazı ifadelerin ülkeyi kamplaşmaya götürdüğü dile getirildi.
Ancak adil, hukuka dayalı ve içinde despotluk barındırmayan bir karar ile bu karara getirilen kendi içerisinde tutarlı ve objektif bir gerekçe, bu tartışmalara bir son verebileceğinin vurgulandığı bildiride şu ifadeler yer verildi:
Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi başörtüsü ve AK Parti’nin kapatılması hakkında esastan görüştüğü davanın gerekçeli kararını açıkladı. Akabinde ülke, başörtüsünün merkeze oturduğu bireysel haklar, özgürlükler ve kamusal alan tartışmalarının içine sürüklendi. Anayasa Mahkemesi bizce yetkisini aşarak almış olduğu kararın, gerekçelerli açıklamasında laiklik, başörtüsü ve kamusal alan üzerine getirmiş olduğu önyargılı ve tepeden inmeci yorumları ile tartışmaların fitilini ateşlemiştir. Hâlihazırda saldırmaya ve tahkir etmeye teşne bir grup yazarçizer ve alanında uzman zevatın meseleye fanatik bir amigo gayreti ile balıklama atlaması da tartışmaları içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.
Öncelikli olarak altı çizilmesi gereken husus Anayasa Mahkemesi’nin kelepçeli kararının hukuki bir metin olmaktan daha ziyade indi, keyfi ve temelsiz bir görüntü vermesidir. Buda ülkeyi kamplaşmalara doğru götüren bu tartışmalara bir nokta koyamamaktadır. Ancak adil, hukuka dayalı ve içinde despotluk barındırmayan bir karar ile bu karara getirilen kendi içerisinde tutarlı ve objektif bir gerekçe, bu tartışmalara bir son verebilir. Bu durumun aksine baskıcı laiklik anlayışının en zorlamacı yorumu ile ideolojik bir temele oturtulan bu metin, ülkemizi tehlikeli sonuçlara götürmekte ve sonu belli olmayan bir yola sokmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin, gerekçeli kararındaki pervasız ve ideolojik tutum, mahkemenin önceki kararları hakkında “Mahkeme yetki sınırlarını aşıyor. Kendisini en üst ve tek makam olarak görüyor. Bu gidişatın sonu oligarşik yargıçlar diktatoryasıdır” kanaatini pekiştirmiştir. Açıklanan gerekçeli kararın oluşturmuş olduğu bir başak tehlike ise: Ülkede adalete, hukuka, bireysel hak ve özgürlüklere dayalı anayasal düzenlemelerin, bir şekilde önünün tıkanmış olmasıdır. Hatta diyebiliriz ki “Bu durum, bir ülkenin içine düşebileceği en karanlık durumdur.” Kötülükten daha kötü olan iyiliğin önünün tıkanmasıdır.
Gelinen bu nokta göstermektedir ki: Ülkede siyaset erkini elinde bulunduranlar ya bu gücün farkında değiller, ya da verdikleri sözlerde samimi değiller. Her iki durum da inananlar açısından aynı sonucu doğurmaktadır. Hakim elit karşısında, kendi kurumsal haklarını bile korumakta zorlananların, haklarımızın savucuları olmalarını beklemek, acziyetlerini görmezden gelmek anlamına gelmektedir. Müslüman halkımız haklarını elde etme hususunda umudun yine kendisinde olduğunu iyi bilmelidir. Sabır, sebat ve inançla sürdürülen her direniş muhakkak mutlu sona ulaşacaktır. Hak ve hakikate vurulan pranga güneşin önüne set çekmeye benzer. Bu durum güneşin ışığını kesemediği gibi set çekenleri de komik duruma düşürmekte ve onları güneşten mahrum bırakmaktadır.
Memleket