Zeki Oğuz
Silifke’de Sultan ve Zehra ile vedalaşıp ayrıldıktan sonra Gazipaşa’ya geçtim. Burada 28- 30 nisan tarihleri arasında 2. kitap şenliği yapılıyordu ve birçok yazar, şair dostlarım orda olacaklardı. Ayrıca Antalya’da düzenlediğimiz imza günüme kadar gelme inceliğini gösteren Latif Kılınç ve eşi yörük cadım Gülseren Kılınç beni bekliyorlardı. Silifke’den Gazipaşa’ya geçeceğime söz vermiştim onlara.
Ayrıca hiç gezmemiştim Gazipaşa’yı. Yazar, gazeteci, fotoğrafçı, ressam Fikret Otyam sayesinde aklımda yer etmişti Gazipaşa. Otyam özellikle röportajlarına ve fotoğraflarına tutkun olduğum bir gazeteciydi ve Cumhuriyet Gazetesinden emekli olduktan sonra eşi Filiz Otyam ile buraya yerleşmişlerdi.
Şenliğin ilk gününü kaçırmıştım, ancak ikinci gününe katılabildim. Gülseren cadımla buluştuktan sonra doğruca şenlik yerine gittik. Doğrusu ikinci kitap şenliğinin yapıldığı yer evlere şenlik bir yerdi. Bir pazar yerinin ortasına oturtmuşlardı yazar arkadaşları. Çevrede domates biber satıcılarının bağrış çığrışları arasında okurları ile hasbıhal etmeye çalışıyorlardı yazarlar.
Mehmet Yıldız, Cihan Demirci, Arslan Bayır, Zeki Saruhan, Abdullah Şanal ordaydılar. Özbek ressam Reşid Çetin bir sergi açmıştı şenlik yerine.
Bir çay içimi arkadaşlarla muhabbet ettik. Arslan Bayır Adana’da yıllarca Aykırısanat dergisine emek verdi. Şimdi Alanya’da yaşıyor ve iki aylık Güncel Sanat Dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyor. Çok güzel bir içerikle yayınlanan Güncel Sanat hakemli bir dergi. Arslan derginin 12. sayısını çıkarıp verdi. Bu sayıda, derginin düzenlemiş olduğu öykü ve şiir yarışmasında ödül alan ürünler vardı. Dikkatimi ilk çeken şey ödül alan arkadaşların hemen hepsi Çalı’ya emek veren isimlerdi. Bazıları da ilk ürünlerini Çalı’da yayınlamışlardı.
Akşama doğru Latif ve Gülseren Kılınç’la kısa bir gezintiye çıktık. Sahili dolaştık, Fikret Otyam’ın evini gösterdi Latif. Onun anlatımlarından edindiğim izlenim turizmin nimetlerinden pek nasibini alamamış Gazipaşa. Oysa deniziyle yaylalarıyla çok güzel bir ilçe.
Akşam yemeğimizi Naci amcanın hısımlarının olan Özbek lokantasında yedik.
Cumartesi sabahı yine şenlik yerindeydim, yazarlar ordaydı ama okurlar yoktu. Kısa bir değerlendirme toplantısı yaptı arkadaşlar. Şenlik Hikmet Özkaya hanımın gayretleriyle düzenlenmişti. Belediye ilgisiz kalmıştı şenliğe. Yapılan eleştiriler arasında bu tür etkinliklerin kişilerce değil kurumlarca yapılması gerektiği vardı. Gazipaşalı bir yazar arkadaş etkinliğe eğitimle ilgili sendikaların ve edebiyat öğretmenlerinin ilgisiz kaldığından yakındı.
Biz Gülseren ile bahçe ilaçlamaya gidecektik, erkenden ayrıldık şenlik yerinden. Otlar diz boyu yükselmişti bahçede. Ben çevrede fotoğraf çekerken Gülseren ilaç pompasını sırtlayıp bütün bahçeyi ilaçladı.
Ertesi sabah Gazipaşa’nın yaylalarındaydık. İlk durağımız arkadaşlarımın yeni ev yaptırdıkları Göçük köyü Sazak mahallesiydi. Burada kısa bir çay molası verdik. Mahalle 25 haneden oluşuyormuş. Taşımalı eğitim yapılıyor. Meyvacılık ve küçükbaş hayvan işiyle uğraşıyorlar. Erkekler genellikle sera işçiliğine gidiyorlarmış.
Çaylarımızı içtikten sonra Gürçam köyü Karatepe yaylasına çıktık. Ocağımızı yaktığımız yere Taşlıkoyak mevkii diyorlarmış. Dağların eteğinde her yanı çiçeklerle donanmış cennet gibi bir koyaktı. Her yanı tarihi kalıntılarla dolu olduğu için define avcılarının sık uğradıkları bir yermiş.
Çoban İbrahim Öztürk keçi sürüsünün yarısını beldirmiş. Kısa bir tanışma faslından sonra sürüyü aramaya gitti. Sonra Mehmet Öztürk çıkıp geldi. İki çoban yakın akrabalar. Mayıs sonuna doğru Anamur sınırındaki Balca yaylasına çıkıyorlarmış. Ürettikleri herşeyi pazarda kendileri satıyorlarmış.
Mehmet kuzugöbeği mantarı toplamış. Yemekten sonra bizim için közde pişirdi mantarları.
Gece Konya’ya otobüs varmış. Yemek sonu çay keyfinden sonra Gülseren’le vedalaşıp ayrıldım. Latif uğurladı garajdan. Bu güzel, konuksever dostlarımı daha yakından tanımanın keyfiyle döndüm.