İKİNCİ BÖLÜM
Fıtrat ve Ahlâk: İnsanın İç Dünyası, Vicdan ve Davranışın İnşası
2.1. Ahlâkın Fıtrî Temeli
Ahlâk, “hulk” kelimesinin çoğulu; huy, tabiat, mizaç, seciye gibi manalara gelmektedir.
Fıtrattan söz etmek, eşyanın anlam ve amacından söz etmektir. Anlamlılık ve amaçlılık, yaratılışın ilk yasasıdır. Eşyadaki düzen ve nizam da, eşyanın bir anlam ve amacının olduğuna delalet eder.
Eşyanın anlam ve amacının olduğunu kabul etmek, ahlaki sorumluluğun da kaynağıdır. Dolayısıyla eşyanın bir fıtratı olduğunu kabul etmek, ahlaki kayıtsızlığı, nihilizmi, yaratılışın saçma olduğu sapık düşüncesini ve her tür materyalizmi reddetmektir.
İslam düşüncesinde ahlâk, insanın dışarıdan zorla yüklenen kurallar bütünü değil; fıtratta var olan eğilimlerin bilinçli ve dengeli şekilde açığa çıkmasıdır.
İnsan, yaratılışı gereği iyiliği tanımaya, adaleti sezmeye ve zulümden rahatsızlık duymaya yatkındır. Bu yatkınlık, fıtratın ahlâkî boyutunu oluşturur.
Hiçbir insanın gıybet edilmekten hoşlanmaması, insan yaratılışının gıybeti reddetmesi demektir.
- Yalan söylemenin zorluğu, doğru söylemenin ise rahatlığı, yalanın yasak, doğrunun sevap olduğuna fıtratın şehadetidir.
- Kıskanma duygusunun insanın yaratılışına konulması da namus mefhumunun fıtrî olduğunu ders verir bize.
Misaller çoğaltılabilir.
Demek ki, insanın yaratılışı güzel ahlâk üzeredir. Ancak, insan tabiatına yerleştirilmiş bulunan bütün bu özelliklerin mecralarını bularak tekâmül etmeleri gerekiyor.
Kur’an-ı Kerim, insana hem doğruyu hem yanlışı tanıyabilecek bir bilinç verildiğini açıkça ifade eder:
“Nefse ve onu düzgün bir biçimde üç yaratana; ona kötülüğü ve takvayı ilham edene yemin olsun.”
(Şems, 91/7–8)
Bu ayet, ahlâkın kaynağının salt toplumsal uzlaşı ya da bireysel tercihler olmadığını; doğrudan insanın yaratılışına yerleştirilmiş bir bilinç olduğunu göstermektedir.
Fıtrat, ahlâkın zeminidir; vahiy ise bu zemini koruyan, yönlendiren ve tamamlayan ilahî rehberdir.
⸻
2.2. Vicdan Kavramı ve Fıtratla İlişkisi
Vicdan, fıtratın insanın iç dünyasındaki en canlı tezahürlerinden biridir.
İnsan, yanlış yaptığında içsel bir huzursuzluk hisseder; doğru davrandığında ise içsel bir tatmin yaşar. Bu durum, ahlâkın yalnızca dış denetimle değil, içsel bir denge mekanizmasıyla işlediğini gösterir.
Ancak vicdan mutlak ve değişmez değildir. Sürekli ihmal edilen, bastırılan veya yanlışla eğitilen vicdan zamanla körelebilir. Bu noktada fıtratın korunması hayati önem taşır.
İslam ahlâkı, vicdanı serbest bırakmak değil; onu vahyin rehberliğiyle arındırmak ve güçlendirmek ister.
Aksi hâlde vicdan, heva,çıkar ve alışkanlıkların etkisiyle işlevini yitirebilir.
Devam edecek