Bugün sizlerle Kızılören ve Derbent taraflarında çektiğim sekiz fotoğrafı ve hikayelerini paylaşmak istiyorum.
1-Derbent’in bir yaylasında yaşlı, iki güzel insan. Yayla evinin önündeki çeşmenin çevresinde çocuklar oynuyordu. Biz arabadan inince Belediye Başkanı İsmail Fidan’ın çevresini sarmışlardı hepsi. “İsmail amca hoş geldin” diye. Yaşlı karı koca da güleç yüzlü ve konukseverdiler. Evin önüne oturduk. Muhabbetin en güzel yerinde sofra kuruldu. Bulgur pilavı ve ayran, benim için bir cennet sofrasıydı. Bu fotoğrafa ne zaman baksam o yaylada dolaşıyormuş duygusuna kapılırım.
2-Derbentli yaşlı bir insan. Tarlada işini bitirmiş evine dönüyor. Alabildiğine yorgun bir o kadar yoksul ama bir dilim ekmeğini paylaşmaya hazır. Gazetelerde vurgun, soygun, hortum hikayelerini okudukça bu kare gelir gözlerimin önüne. Haramzadelerin sayısı arttıkça bu ihtiyarın sırtındaki giysilerdeki yama sayısı biraz daha artıyor.
3-Derbent. Yoksul ama onurlu, güzel insanlarımızın yaşadığı bir beldemiz. Karşıda Aladağ. Şehrimiz çevresindeki bütün dağlarda olduğu gibi Aladağ’ın zirvesinde de kale kalıntıları var. Dağın eteklerinde Derbent ve çevre köylerin yaylaları var.
4-Altınapa Barajı. Selçuklular döneminde yapılan Altınapa hanı bu suların altında kaldı. Sular kurak yıllarda azalında handa ortaya çıkıyor. Özellikle sabah saatlerinde böyle ilginç görüntüler ortaya çıkıyor.
5-Keçi. Ağaçların, ormanların en büyük düşmanı. Göçer Yörüklerin keçi sürülerini ortadan kaldırmak için bir çaba var ama o insanları mağdur etmeden bu nasıl başarılacak bilmiyorum. Göçerliği bırakan bir kısım Yörük Karaman’a yerleştirilmişler ama hepsinin hali perişan. İş yok, ekmek yok.
6-Kızılören’li bir yaşlı evinin önünde baston yapıyor. İşin ucunda yoksulluk olunca yediden yetmişe herkes bir şeyler üretmek zorunda. Emeklilikmiş, dinlenmekmiş, hayal şeyler. Sanatçı arkadaşım Ahmet Çakır ile birlikte birer lira verip baston aldık. Kitaplığımın en kıymetli eşyalarından biri olarak duruyor. Çünkü o bastonun bana anlattığı birçok hikaye var.
7- Anadolu insanı çalışıyor, üretiyor, o güzel insanların yarattıkları bütün zenginlikleri hortumcular, vurguncular yiyor. Ormanlar yağmalanıyor. Kendisine ormanları emanet ettiğimiz bir orman bakanı bile yağmadan payını alıyor. Bu Kızılörenli köylü de bir villa arsası kadar bir yerden ekip dikip bir yıllık nafakasını çıkarmaya çalışıyor. Bu cılız eşekle ne kadar ekebilir ne kadar ürün kaldırabilirse. Beldelerimizde insanlarımız açlık sınırında yaşıyorlar.
8- Kızılören Hanı. Yedi yüz yılı aşan bir tarihin mahzun tanığı. Öylece kaderine terk edivermişiz. Görkemli günlerine ağlıyor belki.