Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru ile bir türlü anlaşamıyoruz... Aramızda gerçekten çok vahim bir iletişim sorunu var...
Ben ne dersem diyeyim, o hep "mangal tahtası" diye anlamayı tercih ediyor...
Neyse... En iyisi... Hüküm vermeyi bırakayım da olayın nasıl cereyan ettiğini anlatayım...
* * *
Ben Fehmi Koru’ya diyorum ki: "Başbakan’ın arkasına geçip, onun savaş açtıklarına savaş açmak bir gazeteci tavrı olmasa gerek..."
O diyor ki:
"Ha! Ha! Doğan Grubu yenildi..."
Ben diyorum ki:
"Bu zamana kadar Tayyip Erdoğan’ı pek eleştirmemiş olmanı anlayışla karşılıyorum... Çünkü muktedir değildi... Çünkü asıl güç değildi... Çünkü ikide bir mağdur ediliyordu... Ama şimdi işin rengi değişti... Artık Erdoğan çok güçlü..."
O diyor ki:
"Ha! Ha! İşte itiraf ettin... Erdoğan çok güçlü... Bu kadar büyük bir güç karşısında sinip oturacaksınız... O kadar."
Ben diyorum ki:
"Fehmi Abi! Ayıp oluyor ama... Çok güçlü diye karşısında ezilip büzülecek miyiz? Öbür yanağımızı mı uzatacağız?"
O diyor ki:
"Ne sandın ya... Tabii ezilip büzüleceksin... Ezilip büzülmezsen gör başına neler gelir."
Ben diyorum ki:
"Mesele bu mu yani?"
O diyor ki:
"Ha! Ha! Tayyip Erdoğan çok güçlü..."
Ben diyorum ki:
"İyi de Fehmi Abi... Esas meseleye gelsene... Senin durumun ne olacak? Güçlü iktidarların güçlü başbakanlarına iki çift laf söylemeyen gazetecilere, onun kavga ettikleriyle kavga eden yazar / çizerlere, biz eskiden ağzımızı doldurarak ’yalaka’ derdik... Peki şimdi sana ne diyeceğiz?"
O diyor ki:
"Ha! Ha! Bittiniz oğlum siz bittiniz... Herkes bitti... Burası artık ’Tayyibistan’ oldu... Ha! Ha!"
* * *
Ne diyeyim bilmiyorum ki...
Bu kahredici iletişimsizlikle Fehmi Koru’yu mindere nasıl çekebilirim?
Rakibimdeki bu kaçış psikolojisiyle nasıl baş edilebilirim?
Belki de en iyisi eski bir tekerlemeyi anımsamak ve anımsatmak:
"Fehmi Koru... Pabucu yarım... Çık dışarıya oynayalım..."