Can Dündar'ın terörü kınama eylemlerine katılanlar arasında "türbanlı" olmadığı yolundaki köşe yazısı iki ayrı gazetenin köşe yazarlarının tepkisini çekti. İşte haklı olarak "öfkelenen" iki yazar...
Can Dündar'ın Milliyet Gazetesi'nde yeralan "Öfkemiz,kardeşliğimizi vurmasın!" başlıklı köşe yazısında terörü kınama eylemlerine katılanlar arasında "türbanlı" olmadığı yolundaki köşe yazısı Yeni Şafak'tan Salih Tuna, Star Gazetesi'nden ise Nasuhi Güngör'ün bugünkü köşe yazılarında sert eleştirilere neden oldu. İşte o yazılar...
SALİH TUNA’NIN CEVABI
Can Dündar ne yaptığını sanıyor
Can Dündar gazeteci bir 'ağabeyi' ile telefonda konuşurken, o gazeteci 'ağabeyinin' eşi birdenbire telefonu kapmış ve “öfkeli bir sesle” sormuş:
“Terörü kınama eylemlerine bakıyorum, bir tane türbanlı yok içlerinde... Neredeler? Niye protestoya gitmiyorlar?”
Bu lakırdılara, “Öfkemiz, kardeşliğimizi vurmasın!” başlıklı dünkü yazısında yer veren Can Dündar ne yapmaya çalışıyor?
Bunun, 'laf sokuşturmaktan' öte manası var mı?
Çünkü muhterem köşe yazarımız, aktardığı mezkur 'hezeyana' bir cümlecikle de olsa değinmiyor. Lafı aktarıyor ve 'vınlıyor'. Tastamam, “söyledim ve gittim” vaziyeti.
Aman be Can Dündar, “kardeşlik” sadedinde aktarılacak söz mü bu?!
Aslında böylesi bir 'ortamda' hangi vesileyle olursa olsun, başörtüsünü eksene alan hiçbir tartışma şık değil, biliyorum.
Şimdi ben de telefonda konuştuğum başka bir gazeteci ağabeyin eşinin konuşmasını nakletsem ne olacak?!
Mesela şu söze ne buyrulur:
“Can Dündar gibi gazeteciler yüzünden, yıllar yılı bizi biz yapan değerlerin, 'toplumsal dokumuzun' altı oyuluyor. Bu adamların mana iklimimizi hırpalayarak bin yıllık birlikteliğimizi söken anlayışları, (onlar farkında olsalar da, olmasalar da) bölücülüğe ve teröre zemin hazırlamaktan başka işe yaramıyor…”
Başka bir gazeteci ağabeyin eşi de kalkıp şöyle dese mesela:
“Şehitlerimizin başörtülü analarının hakkı için, hiç değilse bu günlerde, başörtüsüne dil uzatmaya utanmıyor musunuz?..”
Gazeteci ağabeylerin saygıdeğer eşleri yukarıdaki ifadeleri dillendirmiş olsalardı, inanın ki, bunlara yer vermezdim.
Çünkü münasebetsiz bir tartışmaya kapı aralamak istemezdim.
Bunu da, birlik, beraberlik, kardeşlik, toplumsal dayanışma falan şöyle dursun, en azından, terör eylemleriyle bağrı yanan insanlara hürmetimden dolayı yapamazdım.
Hele, gündeme mevzu düşürme gayretkeşliğimi, “Öfkemiz, kardeşliğimizi vurmasın!” başlığıyla maskeleme gereğinde hiç bulunmazdım.
En önemlisi de, şehitlerimiz nedeniyle oluşan “öfke” dalgasının hiçbir şekilde muhatabı olmayanları söz konusu etmezdim.
Şu elemli günlerde, Türk, Kürt, başörtülü, başörtüsüz topyekûn şekilde teröre karşı omuz omuza lanet edenlerin gündemine, “fitne” sokmanın dışında hiçbir katkı sağlamayacak ifadeleri taşımazdım.
Lafı hiç dolandırmadan Can Dündar'a direkt soralım:
Gazeteci ağabeyinin eşinin söz konusu “bölücü” ifadelerine yer vermekle, vurgu yaptığın “kardeşliğe” hizmet ettiğini mi sanıyorsun?
Salih Tuna/Yeni Şafak
NASUHİ GÜNGÖR’ÜN CEVABI
Bu ülkeyi Can Dündar bile bölemez
Kim nasıl anlamaya ve anlatmaya gayret ederse etsin, referandum beklenenden daha önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Burada bir kararlılık vardır. Türkiye gibi terör başta olmak üzere ciddi sorunlarla boğuşan bir ülkenin öncelikli ihtiyacı da bu kararlılıktır.
Pekçok AK Partili ve hükümet mensubu da dahil, referanduma katılımın düşük olabileceği konusunda ciddi bir endişe vardı. Katılım beklentilerin çok üzerinde oldu. ‘Evet’ diyenlerin oranı da neredeyse % 70’i buldu.
Önce şunu söyleyelim. ‘Millet referandumda neye oy vereceğini bilmiyordu, öylesine oy kullandı’ diyenler, yine dolaylı yollardan milleti küçümsemenin peşindeler. Bunları 22 Temmuz seçimlerinden sonra da görmüştük. Bugün yine ‘ halk bu işlerden anlamıyor’ edasıyla ortadalar.
Karşımızda insanların olduğunu unutuyoruz nedense. Onları olup biteni anlamayan cahiller sürüsü olarak görmekten vazgeçmeyenler, ortaya çıkan sonuçları olmadık sebepler bağlamaya mahkumlar.
12 Eylül anayasasına ‘belayı defetme’ kabilinden oy verdi bu insanlar. Örnek çok. Ama bir iki tanesini hatırlayalım. Bu millet 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde tüm karşı propagandaya ve muazzam medya gücüne rağmen kendisinden gördüğü insanları tercih etti. 1995 seçimlerinde aynı tercihi sürdürdü.
28 Şubat’ın baskıları altında yapılan seçimlerde, yani 1999’da işte bu cahil, göbeğini kaşıyan ve bidon kafalı halk, üstelik aynı sandıkta inanılmaz tercihler yaptı. Fazilet Partisi’ne genel seçimlerde % 15 oy verirken, aynı partiye, aynı sandıkta yerel yönetimler için % 21 oy verdi. Yani ‘ Merkezden şimdilik çekiliyorum, ama bir gün bunun hesabını soracağım’ mesajını yazdı tarihin sayfalarına.
Bunun nasıl bir hesaplaşma olduğunun cevabını, kendim de dahil, 2002 seçimlerinde aldık. Millet AK Parti’yi tek başına iktidara getirdi.
Şimdi geçtiğimiz Pazar günü yapılan referandum sonuçlarını başka türlü okuma gayretinde olanlara söylenecek tek söz var. Hesaplarınız boş. Millet kendisiyle aynı dünyaya sahip olanlarla beraberliğini şartlar ne olursa olsun sürdürmeye kararlı.
Peki milletin ruh dünyasını anlamak için bir parça gayret göstermek yerine, ‘ Terörü kınama eylemlerinde bir tane türbanlı yok’ demek hangi vicdana, hangi insafa ve insanlığa sığar.
Bu iğrenç sözü köşesinde bize aktaran Can Dündar, hiç utanmadan, sıkılmadan ‘Daha da kaygı verici olan, Türkiye’yi birbirine düşürmenin bu kadar kolay olması’ gibi cümleler kuruyor.
Terör üzerinden, şehit cenazeleri üzerinden milleti ayrıştırma gayreti hep vardı. Zaten terörün amacı da bu değil mi?
Ama hiç kimse bu kadar çirkin ve bayağı bir işe soyunmamıştı. Terör ateşinin milyonları yakıp kavurduğu bir günde, hangi zihin, hangi duygu ve hangi karanlık güç böyle bir pisliğe alet olabilir. Anlamak gerçekten zor.
‘Öfkemiz kardeşliğimizi vurmasın’mış.
Bu mu senin kardeşlik anlayışın. Bu mu senin sağduyun.
Köşene aldığın bu iğrençliği, bu bölücülüğü, bu saygısızlığı, sana ve nereden taşıdıysan oraya iade ediyorum.
Bu ülke Can Dündarlar’a rağmen bugüne kadar bölünmedi.
Bundan sonra da bölünmez, kimse endişe etmesin.
Nasuhi Güngör-Star