Eti Alüminyum'dan Tınastepe'ye

Zeki Oğuz, Seydişehir Eti Alüminyum ve Karapınar gezilerinde Köşe Bucak dolaştı. İzlenimlerini Memleket'e aktardı...

Zeki OĞUZ

 

Üç hafta önce eğitimci ve fotoğraf sanatçısı arkadaşım Mustafa Karaçelebi’nin önderliğinde Seydişehir’e gittik. Sevgili Karaçelebi’nin gezi daveti müthiş mutlu etmiş, sevindirmişti beni çünkü defalarca gittiğim Seydişehir de görmediğim üç yeri görecektik. Gezi programı da bu üç yerle ilgiliydi. Eti alüminyum fabrikası, maden sahaları ve Tınastepe Mağaraları.

 

Fabrikada bizi genel müdür Mehmet Arkan ile yüksek mühendis Bülent Karaoğlu karşıladılar. Gezi programı hayli yüklü olduğu için hemen fabrikayı gezmeye başladık. Gezerken şunu gördüm, idare çok titiz ve düzenli bir çalışma yürütüyordu. Açık sahalarda bile sigara içilmesine izin verilmiyordu. Gerçi biz birkaç tiryaki bu yasağı çiğnedik ama yapılan iş hoşuma gitti.

 

Seydişehir’deki boksit rezervleri ilkin l962 yılında tespit edilmiş. Fabrikanın temeli l969 yılında atılmış ve l973 yılında üretime geçmiş.Enerjisini Manavgat Çayı üzerinde kurulu HES'nden alan fabrika yılda 2OO bin ton alüminyum üretebilecek kapasitede. Ruhsatlı 7 maden sahasının rezervi 35 milyon tonmuş. Özelleştirilmesine karar verilen fabrika 2005 yılında Cengiz Holding'e verilmiş.

 

Maden sahaları ilçeye 25 km. uzakta. Toros dağlarının zirvelerini aşarak ulaşılabiliyor. Dağlar çam ve ardıç ağaçları ile kaplı.                              

Dağlardaki kayalıkların oluşumu şimdiye kadar gördüğüm oluşumların en ilginciydi. Doğal olayların etkisiyle dikine yarıklar oluşmuştu kayalarda. Bir ekip o sarp kayalıkları aşıp elektrik hattı çekiyorlardı. Ekibin yola devirdiği bir çam yüzünden maden sahasına geçmekte hayli zorlandık.

 

Mortaş maden ocağından sonra Tınastepe Mağaralarına geçtik.

Tınastepe Mağaraları Seydişehir-Antalya yolunun 25.km.sinde, yolun hemen solunda. Mağaraları 60’lı yıllarda Suğla Gölü ve çevredeki yeraltı sularını araştıran Kaptan Jacgues Cousteau ve ekibi bulmuşlar. Mağara ve yeraltı göllerinin toplam uzunluğu 22 km. Bunun l580 metrelik bir bölümü 200l yılında turizme açılmış. Işıklandırması yapılan mağarayı yılda binlerce kişi geziyor.

Mağarayı gezip çıktıktan sonra öğrenci cadım İrem Nas “hayret mağaraya girmeden önce boğazımda hafif bir ağrı vardı, şimdi geçti” dedi. Parkta çaylarımızı yudumlarken sohbet ettiğimiz, mağara ve önündeki tesisleri işleten görevli mağaranın başta astım olmak üzere birçok hastalığın doğal tedavi ortamı olduğunu söyledi.

 

KARAPINAR BOZKIRI VE OYMALI YERALTI ŞEHRİ

 

Gazetemiz idare müdürü Hikmet Peker arayarak Pazar günü Karapınar’a gelip gelemeyeceğimi sordu. Hastaya ilaç sorulur mu elbette gelirim dedim. Kırka yakın büyüklü küçüklü gezgin düştük yola. Elbette Karaçelebi arkadaşım aramızdaydı. Fazladan İsmail Desteli ağabeyimiz de bizi yalnız bırakmamıştı.

 

100. yıl parkında Belediye Başkanı Mehmet Mugayyıtoğlu’nun da katıldığı bir kahvaltıdan sonra ilk durağımız erozyon sahasıydı.l960’lı yıllardan bu yana erozyonla mücadelede örnek bir çalışma yapılan bu saha İç Anadolu’daki çölleşmenin ibretlik bir örneği gibi.

 

Yıllardır gezip gördüğüm en güzel hallerine tanık olduğum Meke Gölünün hali içler acısıydı. Kuraklık, yeraltı sularının gelişigüzel kullanımı can evinden vurmuştu Meke’yi. Karapınar’a giderken tarlasını sulayan çiftçilere rastlamıştık. Çoğu salma sulama yöntemiyle sulama yapıyordu.

Meke’nin suları iyice çekilmişti ve çamur rengindeydi.

Acı Gölü gezip oradaki tesislerde kısa bir çay molasından sonra Oymalı Yeraltı şehrine doğru yola düştük.

 

Yeraltı şehirleri ilçenin 30 km. doğusunda Karacadağın eteklerindeydi. Araba ile çıkmak mümkün olmadığından yolun bir kısmını yaya tırmandık. Bu mağaralar ışıklandırılırsa Karacadağın zirvesindeki kale ve yaylalarla birlikte Karapınar turizmine büyük bir ivme kazandırır.

 

Öğle yemeğimizi yine l00.yıl parkında Kurtay tesislerinde yedik. Yolu o tarafa düşenlere öneririm. Hem yemekleri nefis hem çalışanları güler yüzlü.

Konya ya dönüş yolunda ilçenin güzellikleri yanında biz gezginleri etkileyen bir başka şey daha vardı. Belediye Başkanı Mehmet Muğayyıtoğlu kahvaltıdan sonra bizim otobüse binmiş vedalaşıncaya kadar yanımızdan ayrılmamıştı. Bir yönetici ancak bu kadar mütevazı olabilirdi. Bütün gezginler teşekkür ediyor ona...

Her geziden sonra bir öykücü bir yazar olarak ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm. Şu bulunduğumuz bölge her adımda insanı sürprizlerle karşılayan bir bölge. Daha ne isterim.

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?