Ereğlili Elif annenin binlerce kızı var!

Elif hanım kadınların hem çalışıp hem de hayır yapabileceğini gösteriyor.

Hayatın her ayrıntısına özen gösteren, en küçük işini bile nezaketle yapan, bulunduğu ortamları zarafetiyle renklendiren, güzel yaşamaya dair ‘zevk-i selimi’ olan hanımlar vardır. Onların elinde en basit yemek sonsuz lezzetler durağı, en sıradan el işi bir sanat eserine dönüşüverir. Bu güzelliğin eğitimle, maddiyatla da ilgisi yoktur; tamamen kalbî sevgilerden kaynaklanır. Elif Açıl`ı biraz tanıyınca o hanımlardan biriyle karşılaştığınızı anlarsınız. Yoksullara vereceği sadaka ve hediyelere güzel kokular süren mü’minlerin annesi Hz . Aişe gibi, ‘Sadaka, bunu isteyenin eline düşmeden önce Rahman olan Allah'ın yed-i kudretine düşer.’ hadis-i şerifini kendine düstur edinmiştir Elif Hanım . O yüzden, göz nuru döktüğü en güzel el işlerinin satılıp öğrencilere burs olması için kermeslere bağışlamaktan çekinmez .

 

Elif Hanım, büyüklerinin kararıyla reşit olmadan evlenen annesiyle babası, yine büyüklerin baskısı yüzünden ayrılınca 4 yaşında annesinden ayrılır. Orta halli kalabalık bir aile olan baba tarafında büyür. Uzun yıllar annesiyle görüşemez. Kız meslek lisesinden sonra İstanbul `da öğretmen okuluna başlar. Ancak 1974-75 devresinde ilk dönemi okuduktan sonra sağ-sol çatışmaları yüzünden ayrılmak zorunda kalır. Eminönü `nde kumaş işi yapan babasının yakından tanıdığı Ali Açıl ile 1978`de evlenir.

 

Kırılma noktası nerede oldu?

 

Elif Hanım da Ali Bey de, hayatın gayesini, inançlarını, sorumluluklarını çok fazla sorgulamadan gündelik telaşlarla uğraşan, kazancını daha rahat yaşamak için sarf eden insanlardır. Elif Hanım , giyinip süslenip konu komşu gezmeyi seven bir hanımdır. 23 yaşında, ilk çocuğu Atike doğduktan sonra katıldığı dinî sohbetlerin de tesiriyle başını örtmeye başlar. Ancak diz boyu elbise giymek, çocukları kalabalık plajlara götürmek hâlâ normaldir onun için.

 

1985’te yine bir plaj ortamında iken uzaktan son hacı kafilesinin uğurlandığını görür. Elif Hanım, kendisi için kırılma noktası olan o andaki hissiyatını ve sonraki sürpriz gelişmeyi şöyle anlatıyor: "Onların gidişinden o kadar etkilendim ve ağladım ki, insanlar nasıl bir hayat yaşıyor biz ne hallerdeyiz, hem başım örtülü hem buraya gelip bu halde duruyorum diye düşündüm. Manevi eksikliğimi ve kalbimdeki boşluğu fark ettim. Dünyaya ait hiçbir güzellik o boşluğu doldurmaya yetmiyordu. Ertesi gün eşimin ani kararıyla ek bir sefere dahil olup 3 gün sonra hacca gittik. Hac dönüşü hem aile hayatımız hem kalbî hayatımız huzurla doldu. Eşim orada eğitim hizmeti yapan gönül erleriyle tanıştı ve yaşam tarzımız bir anda değişti. Ondan sonra, maddi manevi bütün imkânlarımızı yeni nesillerin yetişmesine adadık."

 

Damlaya damlaya kermes olur

 

Bir taraftan 4 çocuğunu büyüten Elif Hanım, bir taraftan da evde yapılan sohbetlerde misafir ağırlarken, onca telaşın arasında el işlerine de yoğunlaşır. O vakte kadar sadece tülbent kenarlarını süslemek için kullanılan oyaları, panolara çeşitli şekillerde monte ederek yeni eserler üretir. 1990’da iğne, boncuk ve tığ oyalarından hazırladığı 180 parça pano ve objeyi Kadıköy Belediyesi’nin salonunda sergiler. Ayrılıp da alınmayan birkaç tablonun dışında bütün işleri satılır . Elif Hanım o günün parasıyla çok yüksek bir meblağ olan 9 milyon liranın tamamını eğitim hizmetleri için bağışlar. Onun bu gayreti, öğrencilere yardım etmek isteyen; ancak maddi imkânları kısıtlı başka hanımlara da örnek olur. 2 yıl sonra Fırat Kültür Merkezi’nde ilmek ilmek göz nuru dökülerek hazırlanan el işlerinin sergilendiği ilk kermes açılır. Bu, hayır yapmak için büyük varlıklara gerek olmadığının da ispatıdır. Damlaya damlaya göl olur ve nice gönlü zengin hanımın gayreti ve duası, altın nesillerin yürüyeceği yolları imar eder.

 

Yıllar boyu öğrenci evlerinde ve yurtlarda kalıp eğitimine devam eden öğrencilerin her türlü ihtiyacına koşan Elif Açıl, şimdilerde hayır faaliyetlerinde bulunan genç hanımlara tecrübeleriyle rehberlik ediyor. Ayrıca haftada bir gün kurdele nakışı kursuna devam ediyor. Kendi el işleriyle donattığı oturma odasında, "Başkalarının yardımına koşmak Allah’ın inayetine sunulmuş en beliğ bir davetiyedir." yazılı çerçeve, onun hastalıklarına rağmen yeni insanlar tanımak, bilgisini, kabiliyetini artırmak için verdiği mücadelenin gayesini özetliyor.

 

Hayır adına yapılan her işin en güzel haliyle sunulması gerektiğine inanan Elif Hanım şöyle konuşuyor: "Kızlarımıza çeyizlerin en güzelini hazırladığımız gibi Allah rızası için yapılan faaliyetleri de önce Allah `a sunuyor gibi düşünebilirsek daha çok özen göstereceğiz. Eskiden hayrın, iyiliğin, başkaları için yaşamanın ne demek olduğu bilinmiyordu. İnsanlar da çevreleriyle bu kadar ilgili değildi. Çok şükür bugün daha duyarlı insanlarımız."

 

İnancımdan dolayı kendi sergimde rencide edildim

 

"Kadıköy Belediyesi , iskelenin karşısında ‘şehr emaneti’ denilen bir binada idi. Sergi de orada açılacaktı. Eşyaları hazırladık, ama belediye sergimizi iptal ettiğini bildirdi. Sergi hazırlamak için giden insanların dindar kılık kıyafeti belediyeyi rahatsız etmişti. Çok üzüldüm. Günlerce ağladım. Bir komşumuz belediyede meclis üyesiydi. Onlar ev sahibi oldular. Kurabiye ve meyve suyu ile kokteyl hazırlandı. Meclis üyeleri açılışa geldi. Protokol kabul edildi. Komşumuz olan çift misafirleri kabul etti. Ben bir köşede onları seyrettim. Başörtülü olduğum için tepki göstermesinler diye yanlarına çıkamadım. Bu eserler benim diyemedim. O zamana kadar oyaların tülbent kenarından başka kullanım alanı yoktu. İlk kez bunu ben yapmış oldum.

 

Gazetelerden röportaj talepleri geldi, ama kabul edemedim. Gezmeye gelenleri gezdirdim, ‘Burada yardımcıyım, eserlerin sahibini tanımıyorum’ dedim. Eserleri çok beğenen yaşlı bir bey `Kim yaptıysa tebrik ediyorum` dedi. Şeytan mı vesvese verdi, iltifatı mı cezbetti bilmiyorum, ama ilk kez `ben yaptım` dedim. Elimi sıkıp tebrik etmek istedi. Elimi uzatmadım. Bunun üzerine öyle hakaretler etti ki inanamadım. ‘Peygamber şimdi gelse başındaki örtüyü alır, tebrik eder, elini sıkar, çağa uymanı söyler!’ dedi. Bağırdı, çağırdı, rahatladı. O susunca ben de `Efendimiz buraya gelse, başını açarak çağa uy demez, ilmen çağa uyun derdi!’ dedim ve yanından gittim. İnancımdan dolayı böyle bir hakaretle karşılaştığım için çok üzülmüştüm."

 

Eğitim hizmeti yapmak neden önemli?

 

Allah’ın verdiği imkânlarla çocuklarımı büyüttüm, okuttum. Ancak, sen istediğin kadar çocuğunu düzgün yetiştirmeye çalış , sokak kötüyse senin çocuğun da çözülmeye mahkûmdur. Şu anda ayağımıza batan dikenler dedelerimizin görüp de yoldan toplamadığı köklerden büyümüştür. Benim çocuğum iyi olsun, başkasının çocuğu ne olursan olsun, diyemeyiz .

 

Hanımların hayır yapması zor mu?

 

Herkes hesabını kendisi verecek. Eşlerimiz sadaka veriyor olabilir ama bizlerin de elimizden geldiğince bir şeyler yapmamız gerekiyor. İmkanları kısıtlı bir hanımın el işi yapıp kazandığı para ile bir öğrenciye verdiği bursun kıymetini ancak Allah bilir. Zengin birinin varlığından bir kısmını vermesi ile yoksulun küçük ama sahip olduğu şeyi vermesi arasında fark vardır.

 

Neden lüks bir yaşam sürmüyorsunuz?

 

Allah, bize verdiği imkânları nasıl kullandığımızı soracak. İstesem gider tek taş yüzük alır takarım, istersem dünya seyahatine çıkarım ya da gidip aynı parayla onlarca öğrenciye burs veririm. Lüksün sonu yok. 30 milyarlık koltuk takımları yerine 200 liralık çekyatlar da iş görüyor. 500 dolarlık eşarp yerine 30 liralıktan alıyor, yıkayıp kullanıyorum.

 

Elif Açıl kimdir?

 

1957 Konya Ereğli doğumlu. Kız meslek lisesi mezunu. Öğretmen okuluna terör olayları yüzünden devam edemedi. 1978'de tüccar Ali Açıl ile evlendi. Nedime, Alp, Melike, Atike isimli 4 çocuk annesi. 1990'da el işi oyalarla yaptığı tabloları sergiledi. Sonraki yıllarda hayır sahibi hanımların el işleri ile açtığı kermeslere öncülük etti. Yoksul öğrencilerin daha iyi eğitim alması için ömrünü hizmetle geçiriyor.

Zaman

 

İlçeler Haberleri

Beyşehir'de "Gazze Ölüyor, Ayağa Kalk" Temalı Yürüyüş Gerçekleşti
Karapınar'da apartman yangını