Erbakan hocamızı rahmetle anıyoruz

Salih Sedat Ersöz

12 Ekim 1969 tarihi önemli bir dönüm noktasıdır. Bu tarih merhum Erbakan hocamızın Konya’dan 3 milletvekili çıkartacak kadar oy alarak bağımsız milletvekili seçildiği tarihtir. Bu günlerde hocamızın ilk milletvekili oluşunun 50. yılının içindeyiz. O andan itibaren Türkiye’nin yönünü değiştiren bir faaliyete başlayan hocamızı bir kere daha rahmetle, özlemle, minnetle ve şükranla anıyoruz.  

Siyaset sahnesine  atıldığı 1969 yılından vefatına kadar, Türkiye’de “Önce Ahlâk ve Maneviyat” bayrağını dalgalandıran, şuurlu bir gençlik yetiştirmede birinci derecede rol oynayan, görev aldığı çeşitli hükümetlerde ve Başbakan olarak bulunduğu süre içinde ülkemize çok hayırlı hizmetlerde bulunan, suyu tersine akıtma mücadelesi vererek ülkenin kaderini değiştiren büyük lider Necmettin Erbakan hocamızı anmak, ona yapılacak en büyük vefa örneğidir.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız; ülkemizin yetiştirdiği çok nadir şahsiyetlerden ve belki de 1 asır da bir ortaya çıkabilecek ender devlet adamlarından, ender liderlerden biridir.

Türkiye’yi  saran sömürü düzenine karşı, ülkenin gidişatını batıcılık istikametinden tersine çevirme başarısını gösteren Erbakan hocamız; tek başına siyasete atıldığı 1969 yılında kendisi için söylenen, “tek çiçekle bahar olmaz, bir kişi tek başına ne yapabilir ki?” sözlerine “evet tek çiçekle bahar olmaz ama her bahar tek çiçekle başlar” diye cevap vererek kutsal cihadına başlamıştı.

Yılmak bilmeyen mücadelesi, bitmez tükenmez azmi ve enerjisi sonunda, Milli Görüş Bayrağını zirveye dikmiş ve kısa sürede Milli Görüş yolunda canlarını vermeye hazır milyonlarla ifade edilen bir kadro yetiştirme başarısını göstermiştir.

Bir davayı sıfırdan başlatarak zirveye ulaştırmak olarak ifade edilebilen bu durum, dünya üzerinde çok az kişiye, ülkemizde de Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra sadece merhum Erbakan hocamıza nasip olan müthiş bir olaydır.

1969 yılının Türkiye şartlarını göz önüne aldığımız zaman, ya Amerika ya da Sovyet Rusya taraftarı yani ya Kapitalist ya da Komünist bir dünya görüşüne mensup olmaktan başka üçüncü bir yol yoktu. Türkiye Müslümanları, o dönemde Amerika’nın yanında yer alırlardı. İslâm’ın, siyasete egemen olması gibi bir durum hiç kimsenin aklının ucuna gelmezdi.

İşte Erbakan hocamız, böyle bir ortamda tek başına ortaya atılarak İslâm’ı, nasıl sömürüldüğümüzü, Siyonizmi, Kapitalizm ve Komünizmin timsahın alt ve üst çenesinden ibaret olduğunu, İyi Müslüman olmak için namaz kılmanın, oruç tutmanın yeterli olmadığını, Müslümanların yönetime talip olarak sömürüyü ortadan kaldırmaları gerektiğini anlattı, anlattı. Bu konuları her ortamda yılmadan, yorulmadan tekrar tekrar izah ederek Müslümanların siyasi şuura sahip olmasına vesile oldu. 

Siyasi hayatında kurduğu 4 partisi kapatıldığı, hapishanelere atıldığı, çeşitli darbelere maruz kaldığı, ülkeye İslami bir düzen getirme suçlaması ile hakkında davalar açılarak yargılandığı, siyasi yasaklı hale getirildiği ve nice çileler çektiği halde bir türlü bitirilemeyen, yıldırılamayan, çökertilemeyen  Erbakan’a son ve en büyük darbe 28 Şubat 1997 tarihinde vuruldu.  

Başbakanlığı döneminde  kısa sürede yaptığı efsane hizmetler ile menfaat hortumlarını yatırıma ve millete aktarması, havuz sistemini oluşturması, Dünya Müslümanlarının birliği için D-8 leri kurması, ülkemizin büyümesini ve gelişmesini istemeyen dış güçler ile onların içerideki uzantıları olan sömürücü güçleri harekete geçirmiş ve tarihe post modern darbe olarak geçen 28 Şubat tezgâhlanmıştır.

28 Şubat’ı tezgâhlayanlar kesinlikle Amerika ve İsrail’in öncülüğündeki Siyonist güçler ile onların içerideki temsilcileridir. Bunlar her zaman milliliğe, Anadolu ruhuna ve maneviyatımıza karşı çıkan odaklardır.

Bu darbe sadece Erbakan’ın şahsına değil, Erbakan’ın yetiştirdiği bütün kadrolara, onun zihniyetine, milli ve manevi değerlerimize ve Erbakan’ın yerleştirmeye çalıştığı Anadolu ruhuna karşı yapılan bir darbe olmuştu.

Milli Görüş hareketinin liderliğini yürüterek önündeki bütün engellemelere, zorluklara ve kınamalara rağmen son nefesine kadar cihadını sürdüren Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız, “ilerde nasıl anılmak istersiniz?” diye sorulan bir soruya şöyle cevap vermişti: "Canıyla malıyla Allah yolunda cihat eden bir Müslümandı deyin yeter.”

O, “Ben çalışmalarımı şan, şöhret için veya seçimlerde bana oy versinler diye yapmadım. Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım” sözüyle tüm hayatını bir cümle ile özetlemektedir.

İslâm’ın  tümüyle hayatımıza hâkim olması yolunda ömrünü harcayan Erbakan hocamız, Türkiye’de  sadece siyaset alanına değil sosyal, sanayi, ekonomik ve kültürel alanlara da damga vurmuş, ülkemizi her yandan saran bozuk sisteme karşı yıllarca mücadele etmiş ve İslami şuurda olan büyük ve kalıcı bir nesil yetiştirmede sağladığı kazanımını yine kendisinin yetiştirdiği kadrolara emanet ederek 27 Şubat 2011 tarihinde Rabbine kavuşmuştur. Allah gani gani rahmet etsin. Mekânı cennet olsun ve Cenab-ı Hak cennetinde buluştursun İnşaallah…

Erbakan hocamızla ilgili kısaca özetlediğim bu bilgileri ve daha fazlasını babasından ve çocukluğundan başlayarak sadece siyasetini değil, gümüş motoru kurmasını, devrim otomobilinin üretilmesindeki gayretlerini, Türkiye Odalar Birliğindeki çalışmalarını, dergâh bağlılığını ve manevi yönünü 2,5 saat süren bir sunumla Aydınlar Ocağında anlatmaya çalıştım.

Bitti mi? Elbette hayır. Erbakan hocayı anlatmak öyle bir programa falan sığmaz. Anlatılacak daha çok şey vardı ama zaman yetmedi. Bir başka zaman İnşallah tekrar anlatma fırsat doğar da zaman yetmediği için anlatamadıklarımızı da o zaman anlatırız.  

Bana bu fırsatı veren Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ağabeyime sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Sağlıklı ve mutlu yarınlar efendim.