Celal Emiroğlu
Konya Ticaret Odasının Balkan ülkelerine yapacağı gezi programının içeriği beni çok heyecanlandırdı. Yabancı yerler değil ata yurtları idi.
Bağımsızlıklarına da kavuşmuşlardı. Eskiden nasıllar şimdi nasıllardı. Avrupanın ortasında Müslüman soydaşlarımız katliama maruz kalmış, kimse de yardım etmemişti. Anavatanın yoğun çalışmaları sonucunda Birleşmiş Milletler Sırplara işlerini bitirmelerine zaman tanırcasına savaşın sonlarına doğru ancak müdahale etmişti. Türkiye’deki ayağa kalkış, maddi yardımlar ve o günün heyecanları gözümün önüne geldi. Camilerin yıkılışı, savaşla özdeşleşen Mostar köprüsünün yıkılışı, insanların toplu mezarları film şeridi gibi gözlerimden kaydı. Konya Ticaret Odası Başkanı Hüseyin Üzülmez geziye davet ettiğinde şimdi “duyduklarımızı görme zamanı” diyerek geziye katıldım.
Hüseyin Üzülmez Başkanın dirayeti ve disiplinini, ayrıca dakikliğini başkan geziden erken ayrılmak zorunda kalınca yakından gördük. Sabah 5’te kalkışlar bile zor olmuyor. 14 saat araba yolculuğu hiç mola vermeden bile sabır edilebiliyordu. Heyetin başkana tam sadakatini olumsuzluklara rağmen sabır ve anlayış farkını gördüm. Uzun bir gezide oluşan yorgunluğun bile bıkkınlık vermediğini, katılan iş adamlarının kalitesi ile mutluluklara dönüşebildiğini gördüm. Başkan geziye rötarlı katılıp işlerinden dolayı erken ayrılmasına rağmen yine geziye damgasını vurdu, geçti. Bu başkan başka…
VE SEYAHAT BAŞLIYOR
50 kişilik bir ekiple Konya havaalanından uçakla önce İstanbul’a oradan da iki saate yakın bir yolculukla Saray Bosna havaalanına indik. Aklımızda hep o savaş yılları vardı. Bir an önce anlatılanları görmek istiyorduk. Şehir sakin. Her taraf yeşillikti. Kalacağımız otele giderken kurşun mermilerinin, top mermilerinin binalarda açtıkları delikleri gördük. Hala duruyordu. Bir kısmı onarılmış. Bir kısmı o şekilde kullanılıyor. Savaş yıllarını anlatan CD’de bombalanmış olarak gördüğümüz otelde kaldık. Restore edilmiş. Savaş izi bırakılmamış. Şimdi yine otel olarak kullanılıyor. Otele geldik, yerleşme işlerinin yaparken bir gariplikler vardı.
Otelinde önüne sürekli resmi plaklar gelip gidiyor, buna bir anlam veremiyorduk. Yanımda bulunan İlker Özkan bir ara kulağıma eğilerek “yoksa bizim geldiğimizi öğrendiler de bizi mi karşılamaya geldiler” dedi. Korumalar, kırmızı ve yeşil plakalar sürekli gelip giderken bayrağımızı taşıyan resmi arabayı gördük. Büyükelçimiz indi. Hemen yanına gittik. Selamlaştık. Bizi kucakladı. Halimizi hatırımızı ve ne kar kadar kalacağımızı sordu. Konuştuk. Otelde ne olduğunu da sorduk. Çin devletinin kuruluşunun bilmem kaçıncı yılı için resepsiyon veriliyormuş. Kalabalıkta ondanmış. Bunu da öğrenmiş olduk.
Yüzde 4’ i Müslüman olan Saray Bosna’da Hırvatlar ve Sırplar birlikte yaşamaktalar. Camilerde genç insanları görmek ayrıca mutluluk verdi. Sabah namazında bile insanlar ve gençler camiye koşmakta. Üçlü çatı oluşturmuşlar. Üç cumhurbaşkanı, üç başbakan, üç bürokrat hepsinden üçer tane. Dönüşümlü görev yapmaktalar. Hal böyle olunca da karar almak zorlaşmakta. Ülke kalkınması zaman almakta. Ülke yönetimin en üstünde birleşmiş milletlerin atadığı koordinatör görevli bulunmakta. Onun izni olmadan tabiri caizse kuş uçmamakta. Yine hassaslık devam etmekte.
Cadde, sokak ve meydanlarda adım attığın her yerde toplu mezarlara rastlamak mümkün.
Savaş döneminde 350 bin insan ölmüş. 250 bini Boşnak. Kent 3,5 yıl kuşatma altında kalmış. Dış dünyaya bağlantısı kesilmiş. Hiç bir yardım alamamış. Bu zulüm Avrupa’nın ortasında oluyor.
HAYAT TÜNELİ
Dış dünya ile bağları kesilen ve kuşatma altına alınan Saray Bosna yaşamak ve savaşabilmek için vatanını koruyup özgürlüğünü kayıp etmemek için, Sırplara teslim olmamak için dış dünyaya uzanan tüneller kazmışlar. Karşılıklı kazmaya başlamışlar, buluşursak kısa zamanda bir tünelimiz olur, kavuşturamazsak ne yapalım iki tünelimiz olur demişler. Neticede iki tünelleri olmuş. Bu tüneller sayesinde mühimmat ve yiyecek giyecek alabilmişler. Gittik gördük. Bilinmesin diye bir bayanın evinin bahçesinde başlanmış tünel kazılmaya. Havaalanın altından karşıdaki başka bir evin bahçesine ulaşmış.
İçi dar, insan ayakta yürüyemez. Dar ve yüksekliği kısa. İçine su birikmiş. İnsanların yarı bellerine kadar su dolarmış. Bu sıkıntılarının ufak bir bölümünü beş dakika kadar filme almışlar. Çileyi ve meşakkati gördük. Zaferin ucuz olmadığını anladık. Bahçede patlamamış havan topunun başı durmakta. Evin sahibi mübarek bayan gelenlerle yakından ilgilenmekte.
İNSANLARI ÇOK SICAK
Birde bizim Türk olduğumuzu öğrenince çok seviniyorlar. Türkiye’den okumaya gelen öğrenciler var. Onlarla konuştuk. Sevmişler. Sanki “Türkiye’nin başka bir şehrinde okuyor gibiyiz. Hiç yabancılık çekmiyoruz. İnsanlar Türkçe de biliyor. Bizi çok hoş karşıladılar” diyorlar.
Bize abi olarak bakıyorlar. Osmanlı’nın torunları olarak görüyorlar. İnşallah layık oluruz. Güvenlerinin boşa çıkarmayız. Her tarafta ata izi var. Cami medrese, çarşı, yol hep Osmanlı’dan kalma. Hala kullanılmakta. Yemekleri bize uygun, yabancılık çekilmez. Bizim sigara böreğine yakın börekleri var. Meşhur. Kıymalısı, peynirlisi, patateslisi, değişik değişik. Bir de köfteleri var. Çokça koyuyorlar tabaklara, bitirmek mümkün değil.
TÜRKİYESİZ HİÇ BİR ŞEY YAPMAYACAĞIZ
Kısa bir Bosna gezisinden sonra heyet olarak Hadzici belediyesine gittik. Saray Bosna’ya bağlı bil ilçe… Bizim Meram Belediyesi ile kardeş şehir olmuşlar. Karşılıklı heyetler gitmiş gelmiş. Kültür alışverişleri olmuş, semazenler gitmiş. Yardımlaşıyorlar. Belediye binasının giriş kapısında uzun boylu, sakallı, nur yüzlü bir insan gülerek karşıladı. Belediye başkanı Hamdo Ejuboviç olduğunu öğrendik. Tek tek tokalaşıp öperek içeri aldı. Tercuman vasıtası ile konuştuk. Sözün bittiğin yere gelmiştik. Bize öyle bir bakıyor öyle bir bize saygı gösteriyor ki. Anlatamamam. Sırpların Sırbistan’ı, Hırvatların Hırvanistan’ı bizim de Türkiye’miz var” diyor. “Türkiyesiz hiç bir şey yapmayacağız” diyor. Gözlerimiz yaşardı. Duygulandık. Yardımların ne kadar önemli olduğunu gördük. Güçlü devlet olmanın önemini hissettik.
Konya’ya gelmiş. Mevlana’yı ziyaret etmiş. Mevlana hakkında geniş bilgisi var. Alıntılar yaptı. Sözlerinden bazılarını anlattı. Savaş yıllarında en çok yardımın Konya’dan geldiğini söyledi. Türkiye’yi ve Konya’yı hiçbir zaman unutmayacaklarını, tarihten gelen birlikteliğimizin günümüzde de yaşatılması gerektiğini vurguladı.
Düğünlerde ve kutlamalarında Osmanlı bayrağı sallıyorlar. Osmanlı tebasındaki diğer milletlere nazaran ecdada çok sadıklar. 130 yıl geçmesine rağmen vefaları hiç bitmemiş.
Osmanlı için de burası çok önem arz etmiş. 77 tane vezir vermiş. Boşnak kadınlarından bir çokları Osmanlı sultanlarının ya annesi ya da eşi olmuş.
MOSTAR KÖPRÜSÜ ESKİSİ GİBİ
Bosna savaşının simgesi haline gelen Osmanlı ecdadımızın eseri Mostar da savaşta füzelerle yıkılmıştı. Kullanılmaz halde idi. Birçok cami tahrip edilip top mermilerinin hedefi haline gelmiş. Savaştan sonra Türkiye köprüyü eskisine sadık kalarak onarmış, tamir etmiş, kullanılır hale getirmiş. İki yakasında ve civarında birçok cami var. Ezanlar gürül gürül okunuyor. Altından nehir akmakta. Gençler yüksek olmasına rağmen gösteri amaçlı para karşılığında nehre atlamaktalar. Karşılıklı dükkanlarda çeşitli hediyelik eşyalar bulunmakta. Yarım Türkçe bilen esnafla konuşup anlaşmak hem farklı hem çok kolay.
KOSOVA
Kosova denilince ilk aklımıza gelen Kosova meydan muharebeleri… 1.Murad (Hüdavendigar) Meydan muharebesinde Sırplı biri tarafından hançerlenip öldürülmüş, iç organları buraya defnedilerek müze haline getirilmiş. Cesedi ise Bursa’ya getirilmiş. Kosova’daki mezarı harabe halinde imiş. Son zamanlarda TİKA tarafından restore edilerek koruma altına alınmış. Kosovalı bir aile tarafından da sürekli bakımı ve kontrolü yapılmakta. Yıllardan beri babadan oğla geçmiş… Nerede ise kendilerini buraya vakfetmiş gibiler.
Kosova’nın başkenti Piriştina 700 bin nüfuslu kendine özgü bir şehir. Mahallenin tüm isimleri Türkçe.1970 yılına kadar ülkede Türkçe konuşuluyormuş. Nüfusun yüzde 97’si Müslüman… 2007 yılında bağımsızlığı ilan ederek devlet olmuşlar. İlk tanıyan ülke de Türkiye olmuş. Tanımayan ülkeler de bulunmakta.1448 yılında Kosova Osmanlı’ya geçmiş. 500 yıl Osmanlı hâkimiyeti sürmüş.
MAKEDONYA
Makedonya’da Ürgüp başka. Küçük Konya gibi. Burada da Türkçe bilen çokça. Camiler medreseler bulunmakta. Yüzde 30 Müslüman bulunmakta. Makedonya’da yüzde 67 Arnavut olup Arnavut kültürü mevcut. Tarihi Türk sokakları ve evleri Birleşmiş Milletler tarafından korumaya alınmış ve güzelleştirilmiş. Türk çarşısı, Bedesteni, İshak Camii, Yeni Camii, Haydar Kadı Camii gezimizdeki uğrak yerlerimiz arasında olanlar idi.
Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk’ün mezun olduğu Askeri İdadi de ayrı bir önem katmakta. Müze haline getirilen bina Gazinin fotoğrafları ve mumyaları ile süslenmiş.
Burası da TİKA tarafından özenle restore edilmiş. Ama Türkçe bilen bir görevli yok.
Televizyon dizisi olarak gösterilen “Elveda Rumeli”nin setine gidildi. Şehirden biraz uzak. Her zaman çekim yapmıyorlar, çok ziyaretçi olduğundan izin alınarak sete girilebiliyor.
ARNAVUTLUK
Yüzde 80’i Müslüman bir Avrupa şehri. Ama bu özelliği ile değil Avrupa’nın mafyası ile bilinmekte. Her türlü kavganın içinde yer almaktalar. Arabalarının son derce lüks olduğunu fark ettik. Meğer Almanya ve diğer ülkelerden hırsızlık değil yer değiştirme şekli ile kullanıma almışlar. Yani el çabuklukları da var. Her gidilen yerde ufak ufak mantarımsı mevziler bulunmakta. Her an kuşatılma ve savaş korkusu ile her tarafa bunlardan yapılmış. Makineli tüfek mevzileri. Osmanlı’nın yaptığı Ethem Bey Camii ve saat kulesi ecdat yadigarı. Ayrıca Arnavutlar Türkleri çok sevmekte. İki Türk üssünün olduğunu da yeni öğrendim.
Başkent Tiran’da iki cami olup biri ibadet açık bulunmakta.
Dokuz güne sığan gezimizde, eksiği ve yorgunluğuna rağmen yine de gördüklerimizle mutlu olduk. Aklımızın bir köşesinde bu anılar sürekli yer tutacak. Gezilerin bir diğer güzelliği de yeni insanlarla tanışıp kaynaşmak. Biz de çevremize yeni halkalar ekledik.