İSTANBUL (AA) - HİLAL UŞTUK - Ankara'ya ait yöresel gelin başı ile çektirdiği fotoğrafı, 1971'de madeni 50 kuruşlara basılan, koleksiyoner ve Türk kültürü araştırmacısı Sabiha Tansuğ, koleksiyonlarının sergileneceği müze açılması konusunda devletten destek bekliyor.
Tansuğ, Mecidiyeköy'deki Sabiha Tansuğ Kültür Sanat Evi'nde AA muhabirine yaptığı açıklamada, 60 yılı aşkın süredir Anadolu giyim kültürü üzerine çalışmalar yaptığını söyledi.
İlk eşiyle 1954'ten itibaren Anadolu'yu gezmeye başladıklarını, böylece araştırmalarının ilk adımlarını attığını belirten Tansuğ, şöyle konuştu:
"Anadolu'yu gezerken ilk olarak Çorum'da Mecitözü'ne gittik. Otel yoktu. Bir ailenin yanında misafir olduk. Evler güzeldi. Köklü bir yaşam ve derin bir kültürleri vardı. Enstitü bitirmiş, kendi kıyafetlerini kendi diken, modern giyimli bir genç kadın olarak orada araştırmalarım başladı. Beni hamama götürdüler. Sonra hamam kültürünü araştırmaya başladım. Daha önce de araştırmalarım vardı fakat Mecitözü beni bu konuya itti. Eşimle gittiğimiz yerlere jeneratör götürüyorduk ve ben böylece Anadolu'nun gizli ve bilinmeyen gizemli kültürünü keşfettim."
İkinci eşi Haluk Tansuğ ile nasıl tanıştığını da anlatan ve gelin gittiği aile sayesinde Nazım Hikmet ve İstanbul'daki Osmanlı grubuyla tanıştığını aktaran Tansuğ, "Anadolu Kadın Başlıkları" isimli ilk sergisini 1968'de Yapı Kredi'de açtığını ifade etti.
- "Sanat tarihi mezunu değilim"
Sabiha Tansuğ, Göztepe Kız Sanat Enstitüsünde okuduğunu, Pierre Loti'yi restore edince Avrupalıların kendisine "etnolog" dediğini söyledi.
Kendisi için "Sanat tarihi mezunu" da denildiğini ancak olmadığını belirten Tansuğ, "Sanat tarihi hocaları benim kitaplarımı para verip okuyorlar." dedi.
Giyim tarihinin müthiş bir şey olduğunu ve kendisini çok etkilediğini vurgulayan Tansuğ, şunları anlattı:
"Başörtüler ve kadın başlıkları ilk çağlardan beri var. Eski çağlarda insanlar kısa boyluymuş. Uzun görünmek için başlıklar takarlarmış. Padişahlar için de büyük kavuklar yapmışlar. Başlıklar ilk çağlardan bugüne kadar gelmiş. Kimse farkında değil, o zamandan bu yana bu kültür devam ediyor. Çocukluğumda da kıyafetlere, bohçalara merakım vardı. 1938'de yengem evlenirken çeyizine hayran kalmıştım. O zamanlar bir kızın çeyizi ömrü boyunca idare edecek şekilde hazırlanırdı. Yengemin çeyizindeki parçalardan bebekler yapıyor ve bebeklerime elbiseler dikiyordum. İlk etnografik çalışmalarım böylece çocukken başladı. İlkokulda 23 Nisan'daki müsamerede gelin olmuştum. Başımda 'eğirbaş' telli duvak vardı."
Tansuğ, bugüne kadar 24 sergi açtığını ifade ederek, "Bir tek Amerika'ya gitmedim. Avrupa'da sergimin kalması için bana villa vereceklerdi. O sıralarda Türk parasının üzerine fotoğrafım basılmıştı ama ben verilen maddi değerleri kabul etmedim. Anadolu Kadın Başlıkları sergim için Beyoğlu'nda 40 başlık büst yaptırdım. Bu kadar emekten ve ilgiden sonra devlet müzemi kurar diye bekledim. Avrupa'da bana verilen bütün imkanları reddettim. Devlet fotoğrafımı paranın üzerine bastığına göre benim için bu müzeyi de açar dedim." şeklinde konuştu.
- "Herkes, ben öldükten sonra bize kalsın diye bakıyor"
Etnolog Tansuğ, elindeki her eserin farklı bir hikayesi olduğuna değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Herkes, ben öldükten sonra, '(eserler) Bize kalsın' diye bakıyor. Bunun öğrenilmesi, bunlara bakılması lazım. Burada iki kadın başını hazırlarken iflahım kesiliyor. Siz ne yapacaksınız bu bohçaları, oyaları? Bunların hepsinin bir dili, bir mesajı var. Bunların köylüsü, saraylısı var. Burada İstanbul, Bursa, Kütahya var. Bu oyalar bölge bölge. Köy oyaları var. Köylünün oyasıyla, şehirlinin oyası da farklı."
Kendi çabasıyla açtığı kültür-sanat evinin maddi zorluklarının altını çizen Tansuğ, "Buranın masrafları kanımı emiyor. Buradan hiçbir kazancım yok. Burası benim evimdi. Müze ve sanat evi yapabilmek için kiraya çıktım. Önceki yıllarda buradan, eşi hiçbir müzede bulunmayan 460 parça madeni Anadolu Takımı ve 30 başlık buradan çalındı. Lakin onların fotoğraflarını çekmiştim hepsi belge olarak bende var. Bu eserleri büyük müzelerde, Koç'ta ya da Sabancı'da da bulamazsınız. Ben bunlara bir emek veriyorum. Çünkü bende aşk var. Aşkla yapıyorum bu işi." ifadelerini kullandı.
Sabiha Tansuğ, kültür sanat evinde 36 kıyafetin olduğunu ancak elinde bulunan çok sayıdaki eserin ise depolarda beklediğini aktardı.
- "Bunları mezara götürmeyeceğim"
Tansuğ, etnografyayla ilgili kadrolara görev gerektiğine dikkati çekerek, "Bu konuyla ilgili, donanımlı ve bilgili kadroların görevlendirilmesi, bu yapının oluşturulması lazım. Oluşturulsun ki sağdan soldan minnet dilenmeyelim. İçimizde var bu insanlar. Biz bunları yapabiliriz." diye konuştu.
Bu işe hayatını adadığını ve tüm kazancını harcadığını vurgulayan Tansuğ, şunları söyledi:
"80 yaşındayım ve hala mücadele ediyorum. Burayı gezenlerden ücret talep etmiyorum. 4 bin 500'ün üzerinde objeye sahibim. Objelerin fotoğraf, açıklama ve belgeleri de mevcut. Ben geçmişi geleceğe taşıdım ve bunu topluma hediye etmek istiyorum. Bunları mezara götürmeyeceğim. Bu kadar ekonomik sıkıntı içinde bugünlere kadar getirdim. Bugünden sonra da hayatımın kolaylaştırılmasını istiyorum. Tüm birikime sahibim. Bu yükü ve birikimi devletin sahiplenmesini ve iyi değerlendirmesini bekliyorum."
Tansuğ, müze konusunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ ile görüşmelerinin sürdüğünü kaydetti.
AA