12 Haziran seçimleri yaklaşırken öne çıkan birkaç husus var. Bunlardan birincisi siyaset mühendislerinin boş durmamaları, sivil siyasete yaptıkları müdahalelerle seçimin kaderini etkilemeye çalışmalarıdır. YSK krizi ve ardından gelen YGS sıkıntısı, sürecin gidişatını etkilemeye yönelik harici dokunuşlar olarak algılandı. YSK krizi sırasında gerilimle beslenen BDP’ye hem lojistik destek sağlanmış oldu, hem de arkasından gelen toplumsal duyarlılık ve sahiplenme yoluyla aşırı bir meşruiyet pompalanmış oldu. Farklı toplum kesimlerinin BDP’nin siyasal sistem içinde tutulması ve dışlanmaması yönündeki demokratik duyarlılığı elbette olması gerekendi. Ancak BDP çevresinden gelen tepkiler hiç de demokratik kültüre uygun düşmüyordu. YSK krizini AK Parti’ye fatura ederek kararı ‘savaş ilanı’ şeklinde adlandıran ve kendisi dışındakilerin hepsine tehditler yağdıran bu anlayış, demokratik olgunluğa ulaşılamadığını gösteriyordu.
Öne çıkan diğer bir husus bu seçimde beyannamelerin ve projelerin tartışılıyor olmasıdır. Sanal gerilimlerle ve rejim krizleriyle şekillendirilmeye çalışılan siyasi gündemde bu kez partilerin beyannameleri, vaadleri ve projeleri var. Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı ‘çılgın proje’ye yönelik tepkiler sığ ve yakışıksız olabilir, ancak tartışmanın projeler üzerinden yürümesi olumlu bir gelişmedir.
CHP’nin seçim beyannamesine baktığımız zaman iki izlenim ediniyoruz. Birincisi ciddi bir hesaba dayanmayan vaadlerin öne çıktığı bir popülizm, ikincisi ‘hedefe ulaşmak için her yolu mubah’ gören Makyavelist anlayış... CHP düne kadar karşı çıktığı her şeyi, seçimde fazladan bir oy alabilmek için vaad ediyor. Henüz birkaç ay öncesine kadar AK Parti’nin yapmaya çalıştığı ama CHP’nin AYM’ye giderek iptal ettirdiği birçok düzenleme, bugün CHP beyannamesinde yer alıyor. Bu tutarsızlığı aşmanın yolu olarak geliştirilen tutum ‘reddi miras’ anlayışı... CHP, yakın geçmişine bile sünger çekmiş, dün takındığı tüm tavırlara çizik atmış bir görünüm sergiliyor. Bir ayda bu çapta bir zihinsel transformasyon gerçekleşemeyeceğine göre, ortada büyük bir kandırmaca var. Sokaktaki vatandaşı dinlediğimiz zaman Cem Uzan’ın kuru vaadlerine dayanan popülizmin bugün iş yapmayacağını anlayabiliyoruz. Halkın zihninde CHP’yle ilgili o kadar güçlü bir negatif hafıza var ki, bunun birkaç söylemle aşılabilmesi mümkün görünmüyor.
CHP geçmişini unutturmaya ve karartmaya çalışıyor, bu yüzden de geçmişteki icraatlarından kalkarak geleceğe yönelik bir vizyon ortaya koyamıyor.
CHP yönetimi, dünkü politikalarını bir çırpıda unutmuş veya silmiş gibi davranabilir. Bu tutarsızlığın gözlerden kaçırılması mümkün değildir. Buna rağmen ortada somut bir bildirgenin bulunması, yarın için önem taşımaktadır. Bu belge, yarın CHP’nin önüne bağlayıcı bir söz olarak konulacaktır. 12 Haziran seçimlerinin ardından yaşanacak yeni anayasa tartışmalarında CHP’nin bugün sarfettiği sözler özellikle mercek altına alınacaktır.
Seçim sürecine bugüne kadar öne çıkan bir husus da üslup meselesidir. Kılıçdaroğlu’nun ‘ana’ ifadesiyle yarım kalan sözleri düşük düzeyli üslup tartışmasını başlattı. Aslında ‘Adamsan, yüreğin yetiyorsa, Müslümansan’ gibi ifadeler uzun zamandır böyle bir sorunun varlığını ortaya koyuyordu, son olay bunu biraz daha derinleştirdi. Bahçeli’nin ‘Kasımpaşa’ya kadar kovalama’ çıkışı da bunun bir parçasıydı. CHP ve MHP liderlerinin üslupları birçok yargılamaya da konu oldu, Başbakan Erdoğan’a bir çok davada tazminat kazandı. İki lider de, Erdoğan’ın en güçlü yönü olduğunu düşündükleri ‘karizması’nı hedefe oturtmuş durumdalar. Düşük düzeyli saldırılar, yakıştırmalar ve hakaretler doğrudan Erdoğan’ın karizmasını zedelemeyi hedefliyor.
Üslup krizi derinleşiyor
Kılıçdaroğlu’nun reklam filmlerinde kurgulanan makyajı çok çabuk dökülmeye başladı. ‘Ana’ şokuyla sarsılan Kılıçdaroğlu toparlanmak yerine, çılgın projeyi eleştirirken ‘bunların deli olduğunu bilmiyorduk’ diyerek ikinci bir hakaret savurdu.
MHP lideri Bahçeli’nin aleni hakaretlerle Erdoğan’ı hedef alıyor olmasıyla MHP’nin yaşadığı kriz arasında güçlü bir ilişki var. MHP’ye destek veren ülkücüler ve AK Parti’nin demokratikleşme sürecini destekleyen ülkücüler şeklinde farklı kategorilerin oluşması bile kazanın fokur fokur kaynadığını gösteriyor. 12 Eylül referandumunda kendisini bağımsız ülkücü olarak adlandıran birçok milliyetçi, ‘evet’ oyu kullanmıştı. MHP yönetimi bu durumu doğru analiz etmek yerine, bu insanları aşağılayan bir tavır içine girdi. Oysa bugün de süren bu eğilim, sadece MHP’den dışlanan kesimleri kapsamıyor, MHP’nin halen içinde olan birçok insanı da kapsıyor.
MHP camiasında yer alan bazı kişilerin getirdikleri eleştirileri şöyle özetleyebiliriz:
MHP’de kazan kaynıyor
1- Temsil krizi var ve bu her geçen gün derinleşiyor. Taban ile tavan arasındaki ilişki giderek kopuyor, tabanın özelliklerini yansıtmayan bir tavan ortaya çıkıyor: Geçmiş dönemde hareketin sıkıntısı çeken, bedel ödeyen kişilerin yerine dava bilinci zayıf olan kişilerin yönetimi şekillendirdiği inancı giderek güçleniyor.
2- Eksen kayması var. Muhafazakârlık ve maneviyatçılık tasfiye ediliyor: MHP’nin maneviyatçılıktan kopmaya başladığı eleştirisi, önceleri sadece BBP’lilerin bir propagandası gibi algılanıyordu. Son dönemde bunun MHP’ye oy veren kitle tarafından da dile getirilmeye başladığı görülüyor. Özellikle son istifa olayı, parti yönetiminin maneviyat ve fikriyat olarak başka bir noktaya savrulmasına delil olarak gösteriliyor. MHP ile CHP arasındaki geçişkenlik, milliyetçilikten laikçi ulusalcılığa kayma olarak algılanıyor.
3- Etkisizleştik, dönüşüm süreçlerine etki yapmalıyız: MHP’lilerin sıkça dile getirdiği bir sorun da, dışlanma ve etkisizleşme halidir. Bir yönüyle iktidardan uzak kalmanın ülkücü camiayı hayatın her alanında zayıf düşürdüğü dile getiriliyor, diğer yönüyle ise tarihi dönüşümlerin yaşandığı böyle bir süreçte ülkücülerin herhangi bir etkide bulunamaması büyük bir eksiklik olarak görülüyor. 12 Eylül referandumdan sonra AK Parti’ye yönelişin devam etmesinde, 12 Haziran’dan sonraki süreçlerde ülkücülerin görüşlerinin bir şekilde gidişata yansımasının önem taşıdığı inancı rol oynuyor. Bu yüzden mesele bir partiyi desteklemekten ziyade değişim sürecini ve bir projeyi destekleme olarak lanse ediliyor.
4- Söylem boşluğu ve siyasetsizlik hali var: MHP’ye oy veren birçok insan, MHP yönetiminin Türkiye’nin bugününe ve dünyaya söyleyecek sözü olmadığını, gündem oluşturacak rasyonel ve gerçekçi bir politika ortaya koyamadığını düşünüyor. Siyasetin sadece hamasetle ve reddiyeci tutum takınmakla yapılamayacağı, toplumun ilgisini çekecek daha gerçekçi ve makul politikalar üretilmesi gerektiği vurgulanıyor.
5- Üslup problemi var: Sokakta konuştuğumuz MHP’li vatandaşlar düşük düzeyli polemiklerden büyük rahatsızlık duyuyor. Hırçın, sert, hakaretamiz ifadelerin ülkücü anlayışa zarar verdiği düşünülüyor. CHP’nin bırakmaya çalıştığı kriz ve gerilim siyasetinin MHP tarafından devralınması olumsuz bir etki yapıyor.
MHP’nin ve BDP’nin benzer gerilimlerden beslenmesi halkın dikkatinden kaçmıyor. BDP’nin hükümete yönelttiği sert eleştiriler ile MHP’nin yönelttiği eleştiriler birbirini yalanlayan ve birbirini anlamsızlaştıran bir etki yapıyor. Birinin PKK’yı meşrulaştırmaktan dem vururken diğerinin PKK’nın tasfiye edildiğinden bahsetmesi kutupların birbirini etkisizleştirmesine sebep oluyor.
12 Haziran seçimleri de öncekiler gibi ciddi politikaların tartışıldığı değil, basit polemikler üzerinden sert mücadelelerin yapıldığı bir görünüm veriyor.
Doç. Dr. Yalçın Akdoğan- Siyaset Bilimci/ Star