Edirne'de saydam gösterileri

İstanbul-Edirne arası iki buçuk saatlik bir yol. İstanbul’dan kurtulduktan sonra dümdüz bir arazi çıkıyor karşınıza..

İstanbul-Edirne arası iki buçuk saatlik bir yol. İstanbul’dan kurtulduktan sonra dümdüz bir arazi çıkıyor karşınıza. Uçsuz bucaksız tarım arazileri. Konya-Cihanbeyli yolunun biraz daha yeşil hali. Edirne otogarında Aslı Kurt ile buluşuyoruz. Bu onunla ilk karşılaşmamız ama sanki yıllardır görüşüp konuştuğumuz biri gibi. Eve gidelim biraz dinlen sonra gösteriye gideriz, diyor ama gösteri saatine çok az bir zaman kalmış. Önce işimizi yapalım,diyorum.

İlk gösterim Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO)nda. Odanın küçük salonunda gösteri için her şey hazırlanmış. İzleyiciler geliyor birer ikişer. Bunlar Aslı’nın eğitimci arkadaşları, okul arkadaşları. Usta fotoğrafçı Ufuk Akçay geliyor. Onunla da ilk görüşmemiz. Karaağaçta kafe işleten Fatma Bayko’yu arıyorum, gösteriye yetişeceğini söylüyor, yetişiyor da. Zaten Edirne’de bir gösteri yapmamı ilk isteyen de kendisi. Sonra Aslı ile tanıştık. Aslı daha ısrarcı davrandı ve orda bana ev sahipliği yapacağını, bütün Edirne’yi birlikte gezeceğimizi söyledi. Edirne görmediğim birkaç yerden biri olduğu için kitap fuarında çok kalmadan Edirne’ye geçtim.

Göçerlik Akdeniz sahilleri ile Toros yaylaları arasında süregelen ve ülkemizde çoğu insanın bilmediği bir yaşam tarzı. Bu yüzden “Yaylaların Özgür Çocukları Yörükler” adlı gösterim ilgisini çekiyor izleyenlerin. Gösteri sırasında çoğu insanımızın unuttuğu türküleri de dinletiyorum, bu onların geçmişlerine doğru bir yolculuk yapmalarını sağlıyor. Hacı Taşan’ın, Çekiç Ali’nin türküleri gösterinin kendisi kadar ilgi çekiyor. Görüntülerle tam uyumlu türküler.

Gösteriden sonra yakındaki bir kafeye oturuyoruz gençlerle. Keyifli bir sohbete dalıyoruz. Konu fotoğraf ve göçerler üzerine. Gösteri ve kafede içtiğim iki bardak çay üzerine bu sohbet bütün yol yorgunluğumu alıp gidiyor.
Eve doğru giderken görkemli Selimiye Camisini gösteriyor Aslı. Konya’da nasıl Alaettin camisi Selçuklu’nun mührü ise Selimiye’de Edirne’de Osmanlı’nın mührü.

Akşam Aslı’nın evinde sohbet ediyoruz. Aslı’nın ev arkadaşı Zehra’da eğitimci. Güneş döner ustası. Müthiş donanımlı, kültürlü bir genç. Geç vakitlere kadar sohbet ediyoruz onlarla. Aslı fotoğrafa çok düşkün.
Cuma günkü gösterim Beykent Eğitim Kurumunda saat 11.20 de. Sabah kahvaltısından sonra evden çıkıyoruz. Keyifliyim çünkü bu gösteriyi okuldaki öğrencilere yapacağım. Daha önceleri de yazdım, en keyifli gösterilerimi öğrencilerle yapıyorum.

Aslı bu okulda birkaç yıl çalışmış o yüzden herkes tanıyor onu. Beni de tanıştırıyor öğretmen arkadaşlarla. En üst katta geniş bir salonu var okulun. Erkenden salona çıkıp gösteri için hazırlıkları yapıyoruz. Gösteriden önce gösteri ile ilgili kısa bir açıklama yapıyorum öğrencilere. Gösteriden sonra ise onların sorularını yanıtlıyorum. Onlarla birlikte yemekhaneye iniyoruz, öğrencilerin tayınlarına ortak olmak ayrı bir keyif.

Okuldan ayrıldıktan sonra Edirne’li rehberlerimle Edirne’yi keşfe çıkıyorum.
Edirne’yi burada layıkıyla anlatmam mümkün değil. Anlatamam da. Bir yeri tanımanın yolu gidip oraları görmek, sokaklarında soluk almak, insanlarıyla keyifli sohbetler etmek, yorulunca bir caminin bahçesinde dinlenmektir. Ben de öyle yaptım. Dostlarımla trafiğe kapalı Saraçlar caddesinde yürüdüm, sanki bütün Edirne ahalisi ordaydı. Dar-ül Hadis camısını gezdim. Ulus pazarına girdim. Aman Allahım ne kalabalıktı öyle. Cuma günleri kurulduğu için Cuma pazarı da deniliyormuş. İstanbul’dan, başka illerden satıcılar geliyormuş.

Cumartesi günü sabah kahvaltısına Karaağaç’a Fatma Bayko’nun kafesine gittik sabah kahvaltısı için. Bu küçük şirin yer çok anlamlı Fatma için. Kazançtan çok dostlarıyla buluşma yeri. Karaağaç Yunanistan sınırı ile Edirne arasında şirin bir belde. Arada Meriç Nehri akıyor. Yunanistan hududu üç km.

Erhan Ekler sağolsun bütün gün arabası ile Edirne’yi gezdirdi bize. Tunca Nehrinin kıyısında bulunan 11.Beyazıt Cami ve Külliyesini, külliye içinde yeralan sağlık müzesini, zengin çinilerle kaplı Muradiye Camisini, İçindeki esnaflarla yeniden hayat bulan kervansarayları, bedesten ve çarşıları, Muhteşem Selimiye Camini ve yanındaki arkeoloji müzesini, kiliseyi, Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesini, Makedon Saat Kulesini, Sarayiçini gezdik.Konya için Etliekmek neyse ciğer de Edirne için o. Adımbaşı bir ciğerci lokantası var. Aslı ve Zehra ile birlikte ciğerin tadına baktık.
Pazar günü Ufuk Akçay’ın fotoğrafçı arkadaşları ile birlikte roman vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadıkları mahalleleri dolaştık. İkindiye doğru guruptan ayrılarak Aslı ile birlikte Lozan Caddesinin iki tarafı ağaçlıklı yolundan geçerek yeniden Karaağaç’a gittik. Burada Lozan anıtı ve eskiden tren garı olarak kullanılan, günümüzde ise Trakya Üniversitesinin rektörlük binası olan binanın fotoğraflarını çektim.

Dediğim gibi Edirne gibi bir şehri yazmak yetmez orada günlerce yaşamak gerekir. Hangi sokağa girerseniz girin orada Osmanlının mührünü bulursunuz. Geçmiş asırların görkemini ve ihtişamını hissedersiniz.

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?