Bazı maçların skoru vardır.
Bazı maçların ise hikâyesi…
Dün gece Konya'da oynanan Konyaspor–Filistin Millî Takımı karşılaşmasının skoru 2-2'ydi.
Ama kimse eve dönerken 2-2'yi konuşmuyordu.
Çünkü dün gece Konya Büyükşehir Stadyumu'nda futbol yalnızca bahaneydi.
Asıl oynanan maç, vicdan ile sessizlik arasındaydı.
Ve Konya sessiz kalmadı.
“EVİMİZ SİZİN EVİNİZDİR.”
Belki gecenin tamamını anlatmaya bu dört kelime yeterdi.
Filistin Millî Takımı Konya'ya misafir olarak gelmişti ama tribünler daha ilk dakikadan onlara şunu hissettirdi:
Siz burada misafir değilsiniz.
Burası sizin de eviniz.
Türk bayraklarıyla Filistin bayrakları yan yana dalgalanırken on binlerce insan aynı acıya, aynı duaya, aynı umuda ortak oldu.
Fakat gecenin belki de en ağır anı tribünlere baktığımızda geldi.
Kocaman bir koreografinin üzerinde şu cümle vardı:
“Çocuklar uyurken sessiz olunur, ölürken değil.”
İşte o anda futbol bitti.
İnsanlık başladı.
BİR KÖŞEDE MUHAMMED ED-DURRA...
Koreografinin bir tarafında bir baba ve kollarının arasına sığınmış küçücük bir çocuk vardı.
O çocuk 12 yaşındaki Muhammed ed-Durra'ydı.
Tarih 30 Eylül 2000'di.
Gazze'deki Netzarim Kavşağı'nda Muhammed, babası Cemal ed-Durra'nın yanına sığınmıştı. Baba oğlunu korumaya çalışıyor, çocuk babasının arkasında küçücük bedenini saklıyordu.
O anlar kameraya kaydedildi ve dünyanın hafızasına kazındı.
Muhammed hayatını kaybetti.
Ve kaderin insanın boğazını düğümleyen tesadüfü:
Konya'daki bu koreografi tam 26 yıl sonra, yine 30 Eylül'de açıldı.
Yani dün gece Konya tribününde yalnızca bir resim yoktu.
26 yıldır kapanmayan bir yaranın fotoğrafı vardı.
Gönderdiğiniz o görüntüye bakın...
Bir baba, çocuğunu kendi bedeniyle korumaya çalışıyor.
Dünyanın bütün silahlarına karşı bir babanın sahip olduğu tek kalkan:
Kolları...
26 yıl geçti.
Dün gece Konya o çocuğa şunu söyledi:
Muhammed, seni unutmadık.
ORTADA HANZALA VARDI...
Koreografinin ortasında dünyaya sırtını dönmüş küçük bir çocuk duruyordu.
Hanzala.
Filistinli karikatürist Naci el-Ali'nin yarattığı, ellerini arkasında birleştirerek dünyaya sırtını dönen o küçük çocuk...
Hanzala yıllar içerisinde Filistinli mültecilerin, yerinden edilmiş insanların ve Filistin kimliğinin en güçlü sembollerinden biri haline geldi.
Dün gece Hanzala yine dünyaya sırtını dönmüştü.
Ama arkasında bu kez Konya vardı.
VE “RUHUMUN RUHU”...
Diğer tarafta ise bir dede vardı.
Kucağında küçücük torunu...
Halid Nebhan ve torunu Rim.
Üç yaşındaki Rim, 2023 yılında Nuseyrat'taki evlerine düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti.
Dedesi küçücük torununa sarıldı.
Yüzüne baktı.
Saçlarını okşadı.
Ve ona söylediği söz dünyanın kalbine saplandı:
“Ruhumun ruhu...”
O görüntüler bütün dünyaya yayıldı.
Daha sonra Halid Nebhan da Aralık 2024'te Nuseyrat'taki bir saldırıda hayatını kaybetti.
Dün gece Konya tribününde dede ile torun yeniden yan yanaydı.
Hiç tanımadığımız bir dede...
Hiç tanımadığımız küçücük bir çocuk...
Ama insanın bazı acıları anlayabilmesi için aynı dili konuşmasına gerek yoktur.
Baba olmak yeter.
Dede olmak yeter.
Anne olmak yeter.
İnsan olmak yeter.
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR
Başka bir tribünde bu kez gazeteciler vardı.
Koreografinin altında İngilizce:
“Journalism isn't a crime.”
Yani:
“Gazetecilik suç değildir.”
mesajı yükseliyordu.
Bir başka koreografide ise Filistin'de hayatını kaybeden sporcular hatırlatılıyor ve 1.014 sporcu ifadesi kullanılıyordu.
Bir stadyum düşünün...
Bir tribün çocukları anlatıyor.
Bir tribün gazetecileri...
Bir tribün sporcuları...
Bir tribün 26 yıl önce öldürülen Muhammed'i...
Ve bütün stat tek bir şeyi söylüyor:
Unutmadık.
SONRA SAAT 10.14. DAKİKAYI GÖSTERDİ...
Ve futbol durdu.
Işıklar söndü.
Ekranlarda 7 Ekim'den bu yana saldırılarda hayatını kaybeden çocukların isimleri gösterildi.
O küçücük isimler ekrandan akarken insanın aklına ister istemez şu geliyor:
Onların da oyuncakları vardı.
Onların da anneleri vardı.
Onların da babaları vardı.
Onların da yarın için hayalleri vardı.
Belki futbolcu olacaklardı.
Belki doktor.
Belki öğretmen.
Belki de sadece çocuk kalacaklardı...
Ama kalamadılar.
Ve sonra Konya tribünlerinden sahaya oyuncaklar yağmaya başladı.
Peluş oyuncaklar...
Çocuklar için...
Belki de gecenin en sessiz ama en güçlü haykırışı buydu.
Bir futbol sahasına atılan her oyuncak sanki şunu söylüyordu:
“Çocukların üzerine bomba değil, oyuncak yağmalı.”
İşte insanın boğazı tam burada düğümleniyor.
VE 90 DAKİKA BİLE TAMAMLANMADI...
Saat 89.59'u gösterdi.
Hakem maçı bitirdi.
Skorbordda ise futbol tarihinin belki de en anlamlı “maç sonu” mesajlarından biri belirdi:
“FİLİSTİN ÖZGÜR OLANA DEK MAÇ ERTELENMİŞTİR.”
Maç bitmedi.
Ertelendi.
Çünkü verilmek istenen mesaj açıktı:
Bu hikâyenin son düdüğü henüz çalmadı.
HELAL OLSUN SANA KONYA!
Dün gece bir Konyalı olarak tribünlere bakarken gerçekten gurur duydum.
Konya seyircisi muhteşemdi.
Ama mesele yalnızca stadı doldurmak değildi.
Mesele, o stadın neden doldurulduğuydu.
Binlerce insan çocuklarıyla geldi.
Türk bayrağı taşıdı.
Filistin bayrağı taşıdı.
Marşlara eşlik etti.
Oyuncaklarını getirdi.
Ve dünyanın gözü önünde, bir futbol karşılaşmasını koskoca bir vicdan gösterisine dönüştürdü.
Dün gece Konya'nın sesi stadyumun beton duvarlarında kalmadı.
Haber oldu.
Fotoğraf oldu.
Video oldu.
Dünyanın dört bir yanına yayıldı.
Ama benim hafızamda başka bir görüntü kalacak:
Muhammed ed-Durra'nın babasına sığınmış küçücük bedeni...
26 yıl önce dünya o görüntüyü izledi.
Dün gece Konya o görüntüyü bir stadyum büyüklüğünde yeniden dünyanın karşısına çıkardı.
Ve sordu:
26 yılda ne değişti?
Belki de gecenin bütün anlamı buydu.
Hanzala hâlâ dünyaya sırtını dönüyor.
Bir dede hâlâ torununa “ruhumun ruhu” diye sarılıyor.
Çocukların isimleri hâlâ ekranlardan akıyor.
Ve hâlâ çocuklar için oyuncaklardan çok bombaların konuştuğu bir coğrafyanın acısını seyrediyoruz.
Ama dün gece en azından bir şehir susmadı.
Konya susmadı.
Konyaspor taraftarı susmadı.
On binler susmadı.
Çünkü çocuklar uyuduğunda sessiz olunur.
Çocuklar ölürken değil.
Dün gece Konya'da bir futbol maçı oynanmadı sadece.
Dün gece bir şehir hafızasını, vicdanını ve kardeşliğini tribünlere astı.
Skor tabelasında 2-2 yazıyordu.
Ama o gecenin kazananını skor anlatamazdı.
Çünkü bazı geceler puan cetveline değil,
insanlığın hafızasına yazılır.
30 Eylül 2026...
Konya'nın Filistin'e “Evimiz sizin evinizdir” dediği gece.
Unutulmayacak.
Unutturulmayacak.