Yasin Doğan / Yeni Şafak
DTP'nin terörle izdivacı…
Terör örgütü mü DTP'yi kullanıyor, yoksa DTP mi terör örgütünü?
Kim, kimin yedeğinde hareket ediyor? Terör örgütü DTP'nin siyasi alandaki etkinliğini kullanarak kendi değirmenine su taşımaya mı çalışıyor, yoksa DTP, terör örgütünün baskı ve şiddet gücünü kullanarak siyasi alanını genişletmek mi istiyor?
Baktığımız zaman asıl aktörün terör örgütü olduğu, esas yönlendirme ve planlamanın da oradan kaynaklandığı anlaşılıyor. Yoksa DTP'nin siyasi alanda ortaya koyduğu söylem ve eylemler Apo üzerine değil, Kürtler üzerine olurdu. Sokağa dökülen insanlar Apo'nun cezaevi şartları için, cezaevinden kurtulması için, askeri operasyonlar için sokağa dökülmez; Kürtlerin temel haklarının gelişmesi iddiasıyla bu eylemleri yaparlardı. DTP de zaten örgütten bağımsız bir plan ve projeye sahip olamadığı, örgütün tasallutu dışında bir işleyişi ve kadrolaşmayı gerçekleştiremediği için bağımsız bir siyasi aktör olarak konum elde edemiyor.
Ama aynı zamanda DTP'nin de örgüt üzerinden kendine güç devşirmeye çalıştığını görüyoruz.
Terör örgütünü yedeğe alan bir yaklaşımla girişilen işler, demokratik bir siyaset üretmiyor.
DTP'nin siyaset anlayışı demokrasiyle, sivillikle, hukukilikle telif edilemeyecek paradokslar taşıyor.
Siyasal rekabeti savaş olarak gören bir zihniyet var ortada. Rakibi düşman, rekabeti savaş zanneden bir anlayış…
Terörle yoğrulan bir zihin, ancak böyle bir siyasal tasavvur üretebilir. Terörle yoğrulan bir siyasal anlayış, rakip parti başkanı şehrine gelince ortalığı birbirine katar, arabaları yakar. Terörle yoğrulmuş bir anlayış, rakip partiden aday olma ihtimali olan kişilerin evlerini basar, yakınlarını döver.
Terörle yoğrulmuş bir zihin, rakip partinin il binasının basılıp onlarca insanın yaralanmasından medet umacak bir fütursuzluğa sahiptir.
PKK, AK Parti binalarını basacak, AK Parti adaylarını dövecek, tehdit edecek, AK Parti mitinglerine gidenlere baskı yapacak, DTP de çıkıp demokratik bir siyaset yaptığını iddia edecek. Buna kargalar bile güler.
DTP'li Ayna, bir mitingde "Bu savaş ve barışın seçimidir" diyor. Rakip partilere oy verilmesini savaşı tercih etmek olarak niteliyor. "Kimse 'ben Kürdüm' diyerek AKP'den aday olmaya kalkmasın. AKP'den aday olan Kürt değildir" diyerek faşist bir yaklaşım sergiliyor. Sanki Kürtlüğü tayin hakkı onlarda, Kürtlerin iradeleri onların ipoteği altında…
Ayna'nın konuştuğu mitinge Türk bayrağıyla girmek isteyen kişi az daha linç ediliyordu. Güya bayrakla sorunları yoktu.
Böyle bir demokrasi anlayışı olmaz. Bu hastalıklı zihinlerin demokratik bir kültür üretmeleri mümkün değildir.
Yarın öbür gün AK Parti'den aday olan birilerinin canına kastedilirse, bunun tüm vebali DTP'lilere aittir.
Savaş psikolojisi yayan bu insanlara bölgede gerçekten demokrasiye inanan insanların sesini yükseltmemesi de ilginçtir.
DTP'nin terörle izdivacı…
Terör örgütü mü DTP'yi kullanıyor, yoksa DTP mi terör örgütünü?
Kim, kimin yedeğinde hareket ediyor? Terör örgütü DTP'nin siyasi alandaki etkinliğini kullanarak kendi değirmenine su taşımaya mı çalışıyor, yoksa DTP, terör örgütünün baskı ve şiddet gücünü kullanarak siyasi alanını genişletmek mi istiyor?
Baktığımız zaman asıl aktörün terör örgütü olduğu, esas yönlendirme ve planlamanın da oradan kaynaklandığı anlaşılıyor. Yoksa DTP'nin siyasi alanda ortaya koyduğu söylem ve eylemler Apo üzerine değil, Kürtler üzerine olurdu. Sokağa dökülen insanlar Apo'nun cezaevi şartları için, cezaevinden kurtulması için, askeri operasyonlar için sokağa dökülmez; Kürtlerin temel haklarının gelişmesi iddiasıyla bu eylemleri yaparlardı. DTP de zaten örgütten bağımsız bir plan ve projeye sahip olamadığı, örgütün tasallutu dışında bir işleyişi ve kadrolaşmayı gerçekleştiremediği için bağımsız bir siyasi aktör olarak konum elde edemiyor.
Ama aynı zamanda DTP'nin de örgüt üzerinden kendine güç devşirmeye çalıştığını görüyoruz.
Terör örgütünü yedeğe alan bir yaklaşımla girişilen işler, demokratik bir siyaset üretmiyor.
DTP'nin siyaset anlayışı demokrasiyle, sivillikle, hukukilikle telif edilemeyecek paradokslar taşıyor.
Siyasal rekabeti savaş olarak gören bir zihniyet var ortada. Rakibi düşman, rekabeti savaş zanneden bir anlayış…
Terörle yoğrulan bir zihin, ancak böyle bir siyasal tasavvur üretebilir. Terörle yoğrulan bir siyasal anlayış, rakip parti başkanı şehrine gelince ortalığı birbirine katar, arabaları yakar. Terörle yoğrulmuş bir anlayış, rakip partiden aday olma ihtimali olan kişilerin evlerini basar, yakınlarını döver.
Terörle yoğrulmuş bir zihin, rakip partinin il binasının basılıp onlarca insanın yaralanmasından medet umacak bir fütursuzluğa sahiptir.
PKK, AK Parti binalarını basacak, AK Parti adaylarını dövecek, tehdit edecek, AK Parti mitinglerine gidenlere baskı yapacak, DTP de çıkıp demokratik bir siyaset yaptığını iddia edecek. Buna kargalar bile güler.
DTP'li Ayna, bir mitingde "Bu savaş ve barışın seçimidir" diyor. Rakip partilere oy verilmesini savaşı tercih etmek olarak niteliyor. "Kimse 'ben Kürdüm' diyerek AKP'den aday olmaya kalkmasın. AKP'den aday olan Kürt değildir" diyerek faşist bir yaklaşım sergiliyor. Sanki Kürtlüğü tayin hakkı onlarda, Kürtlerin iradeleri onların ipoteği altında…
Ayna'nın konuştuğu mitinge Türk bayrağıyla girmek isteyen kişi az daha linç ediliyordu. Güya bayrakla sorunları yoktu.
Böyle bir demokrasi anlayışı olmaz. Bu hastalıklı zihinlerin demokratik bir kültür üretmeleri mümkün değildir.
Yarın öbür gün AK Parti'den aday olan birilerinin canına kastedilirse, bunun tüm vebali DTP'lilere aittir.
Savaş psikolojisi yayan bu insanlara bölgede gerçekten demokrasiye inanan insanların sesini yükseltmemesi de ilginçtir.