Doğa ve tarih cenneti bir ilçemiz: Bozkır (Sırıstat)
Zeki Oğuz
Yaklaşık 17 yıldır gezi yazıları yazıyorum.
Yeni Meram’da, Konya Postası’nda, Ankara’da yayınlanan Siyah-Beyaz gazetesinde, Konya Ticaret Odası’nın İpek Yolu Dergisinde, Cumhuriyet gazetesinin çarşamba günleri verdiği 'Gezi’ ekinde ve halen Gezi ve Memleket’te…
Her yazımda şehrimizin, ilçelerimizin, beldelerimizin farklı bir güzelliğini anlatmaya çalıştım. Doğamızı, tarihimizi, insanlarımızı ve kültürümüzü…
Bir adım da, Gezgin Yürek kaldı.
Bu gezilerimde tespit ettiğim önemli bir şey şu. Tanıtım eksikliği.
Günümüzde insanlar tatil deyince denize koşmuyorlar artık. Dağlar, vadiler, yaylalar, ırmaklar, mağaralar cezbediyor insanları. Bunların hepsi fazlasıyla var şehrimizde ama tanıtım eksik. Yani şeker var un var, yağ var ama helva yapıp yiyemiyoruz.
Kendilerine rağmen tanınan ilçelerimiz var ama oralarda da konaklama sorunları var. Beyşehir, Karapınar, Ereğli hep aynı dertten muzdarip…
Bazı belde yöneticilerinde ise şunu hissettim: Beldelerinin tanınmasını hiç istemiyorlar. Beldelerine gelecek her gezginin sorun olacağını mı düşünüyorlar acaba?
Yaşadığım ba
Bazı ilçelere ya da beldelere gitmeden önce oranın belediye başkanına telefon ederek, oraya vardığımda yardımcı olup olamayacaklarını sorarım. Çoğunluk olumlu karşılar. Yanıma yöreyi iyi bilen birini verirler, daha rahat çalışmamı ve bol fotoğraf çekmemi sağlarlar. Dönüşte tabi daha iyi bir yazı çıkar ortaya.
Kimileri ise ya mırın kırın ederler ya da olumsuz karşılarlar.
Örneğin bu yazımda anlatacağım Bozkır’ın belediye başkanına bir kere telefonla, bir kere de Belediyeler Fuarı’nda söyledim, Bozkır 'da fotoğraf çekmek istediğimi, oraları anlatmayı düşündüğümü. Hiç oralı olmadı. Ahırlı Belediye Başkanı da öyle… Yukari Çiğil’e gittim, sağ olsun başkan bir araba ile görevli verdi. Gereken çekimleri yaptım, ayrılacağım sırada beni gezdiren görevli ve oranın tek etliekmekçisine götürmesini söyledi. Bütün ısrarıma rağmen götürüldüm. Adam beni bırakıp çıkıp gitti. Tek etliekmek söyledim, ederini ödeyip çıkıp gittim. Aşağı Çiğil Belediye Başkanı’nın tutumu ise daha inciticiydi.
Böyle olunca aklıma acaba para isteyeceğimi filan mı düşünüyorlar sorusu takılıyor. Böyle yapsaydım herhalde şimdi olduğu gibi yayan yapıldak yollarda olmaz, dört çekerli ciplerle dolaşıyor olurdum.
Neyse. Gelelim Bozkır’a.
Unu, şekeri, yağı olup da helva yapamayan ilçelerimizden biri Bozkır. Bir Bozkır folklor ekibimiz var da onların söylediği Aslan Mustafa’m, Müslime Gelin vb. türküleri dinleye dinleye duyuyoruz Bozkır adını…
Bozkır, Konya’nın 119 km güneyinde tam bir tarih ve doğa cenneti. Tam ortasından geçen Çarşamba Çayı ise ona ayrı bir güzellik ve bereket katar.
Akdeniz Bölgesi ile İç Anadolu arasında bir geçiş noktasında. Torosların en yüksek zirveleri ile en güzel yaylaları Bozkır'da.
Tarihte İsaura olarak geçiyor. İsaura'nın başkenti Bozkır'a 16 km. uzaktaki Zangibar Kalesi. Tarihçilerin belirttiğine göre 4 km. uzunluğundaki surların üzerinde 14 kule varmış. Aynı zamanda Akdeniz 'deki korsanların barınağı bu kale... İskender ve Roma ordularına kök söktürmüş kaledeki askerler. İskender'in bir generaline karşı verdikleri müdafaa savaşı yürek yakıcı…
İsaura tarih olduktan sonra Romalılar ve Bizanslılar hâkim olmuşlar bölgeye. Zengibar, Astra antik kenti Gederet deresi o yılların anıtlarıyla dolu. Sadece bu saydığım yerler değil, Bozkır'ın bütün beldeleri ve köyleri geçmiş dönemlerin anıt eserleriyle dolu.
Floksera hastalığının mahvetmesine karşın günümüzde Hadim ve Bozkır’ın önemli geçim kaynaklarından biri bağcılık. Bağcılığın dört bin yıl önce de yörenin en önemli geçim kaynağı olduğunu anıt taşlardaki asma ve üzüm motifleri gösteriyor.
İlçede ekilebilir arazi çok az. Vadilerde, ırmak kenarlarında sulu tarım yapılabiliyor. Bu yüzden başka illere çok göç veren bir ilçemiz Bozkır. Yaz aylarında başka illere giderek işçilik yapıyorlar. Bu bölgede kime “nerelisin” diye sorsanız “Aydınlıyım” diyebilir. Aydınlılık gurbeti anlatan bir deyim haline gelmiş. Gezleveli Âşık Ömer bile bir şiirinde böyle der.
Kamp için, zirve tırmanışı için, doğa yürüyüşü için müthiş güzel alanlar var bölgede. Çarşamba Çayı, Mavi Boğaz, Gökdere, Eğri Göl, Dipsiz Göl (Bu gölde yapılan araştırmada büyük bir yeraltı suyunun varlığı keşfedilmiş) bunlardan sadece birkaçı.
Bozkır’da Cuma günleri pazar kuruluyor. Çevre köylerdeki üreticiler ürünlerini burada satıyorlar. Organik yiyeceklere düşkün olanların bu pazarı kaçırmamalarını öneririm.
Bu ilçemize yaptığımız gezilerdeki en büyük keyiflerimden biri Çarşamba Çayı’nın kıyısındaki kahvelerden birine oturarak tavşankanı çayı yudumlamaktır. Eğer Bozkır pazarına yolunuz düşerse, bulabilirseniz un tarhanası alın. Yemeye doyamazsınız. Süzme yoğurt, domates, yeşilbiber, sarımsak, kekik, soğan, yumurta unla yoğrularak gölgede kurutulur. Kuruduktan sonar un haline getirilerek ince elekle elenir. Pişirileceğinde tereyağı eritilir, tarhana ilave edilir, sürekli karıştırılarak kısık ateşte pişirilir.
Bozkır’a her an vasıta bulmak mümkün. Eski Garaj’dan kalkıyor arabaları ama en iyisi kendi vasıtanız ya da gurupla gitmek; çünkü çevreyi ancak bu şekilde rahat gezebilirsiniz.
Meraklısına not: Bozkır’da almadan dönmeyeceğiniz üç ürün var. Bozkır elması, pekmez ve tahin.