Bazı deneyimler vardır…
insanın sadece ruhunu değil, “kendilik hissini” de sarsar.
Kişi bazen hatırlar ama eksik hatırlar.
Bazen vardır ama sanki orada değildir.
Bazen de kendini, dışarıdan izliyormuş gibi hisseder.
Dissosiyatif bozukluklar, tam da bu “kendilik bütünlüğünün geçici olarak bölünmesi ya da uzaklaşması” durumlarını anlatır.
Burada mesele unutkanlık ya da dalgınlık değildir.
Mesele, zihnin yoğun yaşantılar karşısında kendini korumak için gerçeklik algısı ve benlik algısı arasında mesafe oluşturmasıdır.
Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu
Bazı durumlarda kişi, kendisi içinde farklı duygu durumları, davranış kalıpları ya da kimlik deneyimleri yaşadığını ifade edebilir.
Bu durum, “birden fazla kişi olmak” gibi basit bir anlatım değildir. Daha çok, tek bir kişinin içinde farklı zamanlarda devreye giren farklı benlik durumları şeklinde anlaşılır.
Kişi bazı anları hatırlamayabilir, kendi davranışlarını sonradan öğrenebilir ya da “ben bunu yapmış olamam” hissi yaşayabilir.
Bu tablo çoğu zaman uzun süreli ve ağır travmatik yaşantılarla ilişkilidir.
Dissosiyatif Amnezi
Bazı anılar vardır ki, zihnin içinde “kilitlenmiş” gibi görünür.
Kişi önemli yaşam olaylarını hatırlamakta zorlanabilir. Bu unutkanlık sıradan bir unutma değildir; daha çok belirli bir zaman dilimine, olaya ya da yaşantıya ait hatıraların erişilemez hale gelmesidir.
Zihin, bazı anıları “bilerek değil, koruyarak” uzaklaştırmış gibidir.
Depersonalizasyon / Derealizasyon Bozukluğu
Bazı anlarda kişi kendine yabancılaşır.
Kendi bedenini dışarıdan izliyormuş gibi hissedebilir, düşüncelerini kendine ait değilmiş gibi algılayabilir. Bu durum depersonalizasyon olarak tanımlanır.
Bazen de çevre değişir. Dünya gerçek değilmiş, sisliymiş, uzakmış gibi hissedilir. Sesler, görüntüler, insanlar “normal ama gerçek dışı” bir algı içinde deneyimlenir. Bu da derealizasyon olarak adlandırılır.
Kişi çoğu zaman bunun farkındadır ama bu hisleri kontrol etmekte zorlanır.
Dissosiyatif bozukluklar, “gerçeklikten kopma” değil, çoğu zaman “yoğun gerçekliğe karşı zihnin geliştirdiği mesafe” olarak düşünülmelidir.
Bu durumlar dışarıdan anlaşılması en zor olan alanlardan biridir çünkü kişi hem burada gibidir hem de tam burada değildir.
Çoğu zaman temelinde ağır stres, travmatik yaşantılar ya da uzun süreli duygusal zorlanmalar bulunur.
Bu belirtiler görmezden gelinmemeli, “dalgınlık”, “hayal kurma” ya da “abartı” olarak değerlendirilmemelidir.
Psikolojik değerlendirme bu süreçte kritik önemdedir. Özellikle travma odaklı yaklaşımlar ve psikoterapi yöntemleri, kişinin kendilik bütünlüğünü yeniden kurmasına yardımcı olur. Gerekli durumlarda psikiyatrik destek de sürece eşlik eder.
Amaç kişinin deneyimlerini bastırmak değil, onları anlamlandırabilmesini sağlamaktır.
Dissosiyatif bozukluklar yaşayan bir insan “kopmuş” değildir.
Sadece zihni, bir dönem yaşadığı yoğunluğu taşımakta zorlanmış ve kendini korumak için mesafe yaratmıştır.
Ve belki de en önemli gerçek şudur:
Bazen insanın iyileşmesi, geçmişi hatırlamasından değil…
kendini yeniden “burada” hissetmeye başlamasından geçer.