Aslında bu yazı tümüyle Kilistra moda adıyla Gökyurt beldesiyle ilgili olacaktı ama bu köyün artık hiçbir beğeniye layık olmadığını düşündüğüm için vazgeçtim. Kendi değerlerine bu kadar uzak, var olan zenginliğin farkına varamayan yoz bir köy daha olamaz.
Kilistra şehrimize elli km. uzaklıkta. On km2 bir alanda iki bin yıllık bir tarihi doku var. Doğa ve tarih yönünden Kapadokyadan farkı yok. Gürül gürül akan pınarları, çeşmeleri ile ordan bile zengin.
Kilistralılar bu zenginliği görmek istemiyorlar, dahası köylerinde hiçbir yabancı istemiyorlar. “Niye geldiniz, s….tir olun gidin,” der gibi bakıyorlar gelenlere.
Oysa bu köy turizmden ekmek yiyebilir. Tabi turizmin ne demek olduğunu kavrarlarsa, yüzleri gelenlere karşı asık olmazsa ve sokaklarını temiz tutmayı başarırlarsa.
Geçtiğimiz cumartesi-Pazar Kilistra’da kamp yapmıştık arkadaşlarla. Dokuz yıl önce gördüğüm, fotoğraflarını çektiğim, bir öykümün kahramanı olan Fatoş cadımın evine gittim. Annesi onun bahçede olduğunu söyledi. Bahçe yol üzerindeymiş. Tarif ettikleri yerde arabayı bir gölgeye çekip bahçeye indik. Fatoş ninesi, amcası ve kardeşleri ile bahçede çalışıyordu. Kocaman kız olmuştu. Altıncı sınıfa geçmişti. Bir isteği olup olmadığını sordum. Kaleme defteri yokmuş. Bir daha gidişimde ona kalem, defter ve bolca kitap götüreceğim. Yazının girişinde Kilistra’dan söz etmemin nedeni kamp günlerinin ve köyün içindeki gezimizin aklıma gelmesiydi.
Kendimi anlatmama gerek yok, bilen bilir. 1968 yılından beri basın camiasının içindeyim. Dile kolay tam 42 yıl. Bunca yıla binlerce makale, 18 kitap, onlarca fotoğraf sergisi sığmış. 30. sergimi ağustos ayının ilk haftasında Çanakkale’de açacağım. Çalı dergisi bu şehirde yayınlanan en soluklu dergilerden biri oldu.
Bunca yıllık gazeteci-yazar olduğumu bilen biliyor ama Büyükşehir belediyesi “Sen gazeteci filan değilsin” diyor.
Birkaç yıl önce bir elkart vermişlerdi. Üç ay önce kart geri alındı. Canları sağolsun. Ama burada bir şeyi belirtmeden geçemeyeceğim. Büyükşehir’in internet sitesinde bu şehrin tanıtım fotoğrafları birkaç arkadaşla birlikte benim fotoğraflarımdan oluşuyor. Konya Ansiklopedisinin madde yazarlarından biriyim.
İnternet dünyasına yeni girmiş biriyim. Şunu anladım ki o sanal dünya iyi kullanıldığında çok yararlı şeyler ortaya çıkıyor. İyi kullanıldığında ve bilinçli kullanıldığında çünkü müthiş bir bilgi kirliliği de var internette. Bir konuda çok yalan yanlış şeyler de karşınıza çıkabiliyor. İnternet ortamına yeni girmeye başladığım günlerde yazar arkadaşım Zeliha Uyar ilk romanını getirmişti imzalı olarak. “Bu Dünyaya Gir MSN” İnternetin ve msn ilişkilerinin, özellikle gençlere ne kadar zararlı olabileceğini anlatıyordu.
Çok güzel tespitleri var Zeliha Uyar’ın. Gençlerin dikkatli olmadıkları takdirde nasıl tehlikelerle karşı karşıya kalacaklarını anlatıyor. Ben dediğim gibi geç girdim sanal dünyaya ama çok yararlı yanlarını gördüm. Dostluklarda vefa arayan bir insan olarak kırk yıllık dostlarımı buldum orada. Ankara’da, Adana’da, İzmir’de imza günlerimde onlarla buluştuk, hasret giderdik Kimi sanal dostlarla hiç umulmadık yerlerde yüz yüze geliyoruz. Örneğin Çanakkale Amatör Kadın Fotoğrafçılar Gurubunun önde gelen üyelerinden Ferhan Akdağ ile geçtiğimiz yıl Akşehir Nasrettin hoca şenliklerinde karşılaşmıştık. Bu yıl yine gittim gezdim Ferhan hanımın açtığı güzel sergiyi. Onun öncülüğünde Çanakkale’de gerçekleştirilecek kültür etkinliklerinde şehrimizi tanıtan kırk fotoğraftan oluşan 30. sergimi açacağım ve Çanakkale bölgesini gezeceğim.
Amatör bir fotoğrafçı olarak ülkemizin her tarafını görmüş ama doğu ve Trakya, Çanakkale bölgelerini görmemiştim. Bu sayede o güzelim bölgemizi de görecek, şehitlikleri gezeceğim. Zeki Oğuz - memleket.com.tr