Kasım YAZICI
Aklımız erdikten bu yana, muhatap olduğumuz yabancı konukların ilgisi; Alanya, Gazipaşa, Anamur ilçelerinden yaylalara gelen Yörükler olsun, Ankara'dan, Konya'dan, Karaman'dan ve çevre ilçe, kasaba ve köylerden gelen diğer insanlar olsun, Avşar'ı, ilçeliği hak etmiş bir belde olarak görmüşlerdir. Bu konuda söylenen methedici sözler bir tarafa, ilçe enflasyonunun yaşandığı ülkemizde bizim Avşar'ın da o furyada yer almasını şahsen istemedim. Çünkü kupkuru beldelerin bir hükümet konağı binası ile yeşerdiği vaki olmamıştır. Rahmetli Recep Yazıcıoğlu da bir mülakatında “Köylerin belediye yapılmasına 'evet'derim; ama beldelerin ilçeliğine karşıyım, çünkü insanların ömrü boyunca ilçeye çok az işi düşebilir (nüfus, askerlik, mahkeme gibi.) Fakat belediyeyle her zaman iç içedir: doğumundan-ölümüne kadar her türlü hizmet belediyelerden çözülmektedir” demişti. Özellikle de çağımızda yerel yönetimlerin yani yerinden yönetimlerin daha pratik, daha ekonomik ve daha sıcak olduğu muhakkak. Nitekim gelişmiş Batı ülkelerinde sözünü ettiğimiz etkin hizmetlerin yerel yönetimler tarafından ifa edildiği bir gerçek. Ülkemizde başlıca sorun yumağı olma özelliği taşıyan eğitim ve sağlık da Batı ülkelerinde yerel yönetimlerce çözülmüştür.
Avşar beldesindeki izlenimleri anlatmadan böyle bir girizgah ilk bakışta gereksiz görülebilir. Ancak bu girizgah, kasabada yapılanlar ve yapılmakta olanlardan söz ederken lazım olacak. Çünkü mevcut imkânları iyi değerlendiren bir beldenin yöneticileri, orayı yaşanılır kılabilir. Ülkemizde bu noktada doksanlı yıllarda atılan adımlar, şehircilikteki halka dönük çalışmalar, hem ülkemize hem de dünyaya örnek olmuştur. İşte bu anlayışın tezahürü olarak Avşar beldesinde hep hizmet üretilmiştir.
Taşkent-Balcılar istikametinde yol alırken Avşar'a gelmeden önce dört mahalleden mürekkep Ilıcapınar beldesinin içinden bir balık gibi süzülerek geçersiniz. Nedense karayolları otuz senedir buradaki yolun, kasaba içinden geçen dar ve tehlikeli kıvrımlarını hep görmezden geliyor. Bırakın yol yapım şeflerini, bölge müdürü bile göremiyor. Elbette bu yolun sorumluluğu içinde Ilıcapınar'ın başkanı da var.
Minibüsle yaptığımız seyahat, Göksu Vadisi içerisinde Göksu'ya paralel devam ederken, on km'lik yolu on dakikada alarak Avşar'a ulaşıyoruz. Çırası Kayası'na vardığımızda, tıpkı denizde bir geminin önce bacasını gördüğümüz gibi, kasabanın ortasında tevhide şahadetlik eden iki adet minare ile göz göze geldik. 'Hoş geldiniz'tabelasının asılı olduğu bu kayanın Göksu'dan yüksekliği yüz elli metre civarında. Aşağıya bakmakta zorlanıyoruz. Kıvrımlı yolları hızla geçerken geniş bir caddeye giriyoruz, bayraklarla süslenmiş ter temiz bir caddenin kenarında resmi ve özel çok sayıda araba dizilmiş. Uzaktan minarelerini gözlediğimiz caminin açılış programının yer aldığı Avşarlılar Dostluk ve Dayanışma günü, bir bayram havasında başlamış. Caminin yakınına kurulan platformda konukların ağırlandığına ve caddenin sağına-soluna dizilmiş halkın da yapılan konuşmaları can kulağıyla dinlediklerine şahit oluyoruz. Belediye Başkanı Ahmet Demirkol'un programın açılışında yaptığı konuşma, günün anlam ve önemine uygun, kasaba halkını kucaklayıcı ve mütevazı bir çerçevede oldu. 1971 yılından bu yana belediye başkanlığı yapmış çok değerli zevata bir teşekkür nişanesi olarak birer plâket hazırlayan başkanın, bu jestini takdimde oradaki misafirlere de fırsat tanıyarak ifa etmesi programa ayrı bir güzellik kattı. Konuklar arasında, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nde otuz yılı aşkın hizmet vermiş memleketimizin medar-ı iftiharlarından Mehmet Özel, Sosyal Hizmetler'in hizmet aşığı İl Müdürü dostumuz Mustafa Gürbüz, Çevre ve Orman İl Müdürümüz can yoldaşı Nuri Kunt, Hadim Belediye Başkanı Yılmaz Çetin, Taşkent Belediye Başkanı Abdülbaki Acet, Çetmi Belediye Başkanı Osman Arı, Balcılar Belediye Başkanı Mehmet Demirgül, Bolay Belediye Başkanı Ahmet Alptekin, Ilıcapınar Belediye Başkanı Mehmet Akay, Avşar'a hizmet etmiş eski başkanlar, Mehmet Kücek (Arısoy), Halil Türktemiz, Abdullah Yavuz, Ahmet Uğur, Mithat Önder, Mustafa Türktemiz ve kasabaya gönül vermiş isimlerini zikretmekte zorlanacağım yüzlerce insan…
Konuşmalar ve plaket takdimi bitince ismine ve cismine yabancı olmadığımız alim, zahid ve de mücahit bir insan kürsüye davet edildi. TV 5 ekranlarında her gün tefsir sohbeti ile gönüllerimize ışık saçan memleketimiz evladı Mahmut Toptaş Hoca, konuşmasında caminin ve cemaatin kültürümüzdeki yerini, önemini veciz bir şekilde ortaya koyarak tadı kulağımızda bir sohbet yaptı. Saygın olmakta zorlanan cami görevlilerine Mahmut Hoca'yı takip etmelerini öneririm. Mehmet Akif ve Necip Fazıl çizgisinde dinleyenleri hayran bırakan bu konuşmanın akabinde açılan yardım sandığı çok bereketli oldu.
Cuma saatinin yaklaşması oradaki halkı yeni cami ile birlikte inşa edilen şadırvana yöneltti. Adetsini alan cemaatten yaşlı olanlar caminin içinde geri kalanlar da açılış duası için bahçede beklediler. Okunan Kur'an-ı Kerim'den sonra caminin eski imam-hatiplerinden Avşarlı Ahmet Söylemez'in yaptığı dua ile Merkez Camii yeniden ibadete açılmış oldu. Namaz öncesi Konya Türk Tasavvuf Musikisi Korosu'nun seslendirdiği ilahiler cemaati mest etti. Üç aylar içinde böyle bir program bir dağ kasabası için lüks görünse de Avşar'a ve Avşar halkına münasip düştü. Emeği geçenleri bir kez daha kutluyoruz.
Osmanlı mimari tarzında inşa edilen camiinin girişinden mihrabına, minberine, tavan ve duvar süslemelerine, halısından ses düzenine kadar mükemmeldi. Bahçe düzenlemesindeki incelik ve ayrıntı şadırvandaki estetiğe uygun fıskiyeli küçük havuzdaki şakırdayan su, çimlerin arasında yeşil yapraklı ağaçların hakimiyeti cemaati adeta camiye celp ediyor. Tekbirler ve dualar eşliğinde açılan caminin iki minaresi arasına asılan dev Türk bayrağı dalgalandıkça bu vatan ve millet için şehit olan atalarımızın da ruhunu şad ediyordu.
Cuma namazından çıkan cemaate ve yediden-yetmişe o gün Avşar'da bulunan herkese ikram edilmek üzere kazanlarda etler, kocaman kocaman tavalarda pilavlar, helvalar pişirilmiş bekletiliyordu. Konya geleneğince sini etrafında on-on iki kişilik gruplar halinde yemekler yendi, dualar yapıldı. Üzerine içilen çayların da ikramlar arasında olması kahvecileri de mutlu etmişti. Biz de sorumlu olduğumuz misafirlere bir soğuk su içirmek ve dinlendirmek için Demirhan Park'ına kadar yürüyüş yaptık. On iki oluktan fışkıran suyun bu aylarda azaldığını, ancak yine de geniş bir alanı sulayarak sebze ve meyveleri kurutmadığını öğreniyoruz. Park görevlisi bizlere çay ikram etmeden önce avucumuzla kana kana bu pınardan buz gibi suyumuzu içiyoruz. Söğüt ağacının gölgesi ile suyun serinliği yanında kasabamızın aşığı saz ve söz ustası çocukluk arkadaşımız, amca oğlum Bayramî'nin(Mustafa Bayram) söylediği türküler misafirlerimizi dinlendirmişti. Bu arada program çekimlerini yapan Kon TV elemanları Yaşar ve Salih Bey ile gazetemiz muhabiri Mehmet Bey, Konya'ya haber yetiştirmek için acele ediyorlardı. Ama bu kadar yolu tepip gelen insanlara örnek bir bahçe gezdirmemiz ve bahçenin ürünlerinden dalında ikram etmemiz en doğal bir davranış olacaktı. İşte bu niyetle kasabamız okulunda görev yapan öğretmenlerimizden Mehmet Bayram'ın bin bir emekle vücuda getirdiği kıraç bir alanı yem yeşil meyve ormanına çevirdiği Ulu Seki mevkiindeki bağına gittik. Göksu'dan motopompla havuza su basarak yeşerttiği bahçedeki kiraz, elma, şeftali ağaçları ile domatesler, kavunlar, karpuzlar güllerin neşesinde bize bakarken meşhur atasözünü de kulaklarımıza çınlatıyordu: Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur. Mehmet Bey, maşallah dağı bağ yapmış.
Hayatın neşesini, güleç yüzlü insanlarla birlikte yaşamanın tadı bir başka oluyor. Bu tadın oluşmasında aynı nesil arkadaş grubunun ve bu arkadaşlara emek veren fedakârlık timsali Afşar İlköğretim Okulu beşinci sınıf öğretmenimiz Hacı Ömer Bolat'a şükranlarımızı ve selamlarımızı iletiriz.