Çürümüşlüğe övgü!

Ümit Savaş Taşkesen

Kimi zaman olaylara yakından vakıf olmak insanı körleştiren bir etkiye yol açıyor. Bu kadar yakından bakınca büyük resmi göremiyorsun. Böyle bir perspektiften yapılan tarifler kısır, kör, sığ, olayı bütün boyutlarıyla değerlendirmekten ve incelikten yoksun olmaktan öteye gidemiyor.

Her biri filin bir bacağından, kuyruğundan, hortumundan tutmuş olup da fili tarife kalkan insancıklar, benim gibi hasbelkader bir köşede yazma ya da TV’de program yapma imkânı bulmuşlar ise yaptıkları, söyledikleri ya da savundukları kanayan bir yaraya merhem olmaktan ziyade yangına körükle gitmekten öte bir anlam taşımıyor.

İnsan kendi küçük dünyasında ya da iç âleminde yaşadıkları, hissettiklerini bodoslama yazıya ve kamu alanında söyleme geçirdiği zaman yol açtığı felaketi tahmin bile edemiyor. Bu yazılanlar, söylenenler gerçeğin dile getirilmesi, hasbilik ya da doğruyu yazmak olarak değerlendirilemez, değerlendirilmemelidir. Eğer bu şekilde değerlendiriliyorsa bunların saçmalığa kılıf olmaktan öte bir anlamı yoktur. Zırva tevil götürmez! İşte paçozlaşmanın daniskası...

Deprem sonrasının dehşeti ile insanlar en doğal refleks olarak “devlet nerede? polis nerede?” diye feryat etmişler. Her ne kadar devlet de polis de asker de bütün imkânları ile orada olsa dahi feveran etmişler. Birisi de çıkmış onlara taş atarken düşünecektin mealinde saçmalamış. Evet saçmalamış. Böyle bir sorgulama yapılacak ise bu herkesin yerin derinliklerinden gelen sarsıntı ile dağları, taşları yerinden oynatan ve insanın belleğinde beyninde kalbinde bütün varlığında yıkılan binalardan daha büyük hasarlara yol açan deprem anında yapılmaz.

Sen devlet isen, büyük bir devlet isen, binlerce yıllık tarihi bir devlet geleneğinden geliyorsan askerine, polisine taş atanı da kurşun sıkanı da kuşatacak, saracak yardım edeceksin. Büyük devlet olma refleksi, esnekliği, kudreti budur. Askerine polisine taş atan dahi zor duruma düştüğünde “devlet nerede?” diye soruyorsa bunda onlara çıkışacak, üzülünecek, kızılacak değil sevinilecek bir durum vardır. Bölünme korkularının mesnedinin ne kadar çürük olduğu şeklinde okunmalıdır bu durum. O insanlar böyle zor anlarında dahi “devlet yardımı istemiyoruz, KCK nerde, PKK nerde, neden yardım etmiyor?” dedikleri anda bölünmenin psikolojik eşiği aşılmış, geri dönülemez bir noktaya gelmişiz demektir. Çok şükür ki böyle bir durum söz konusu değil ve olmayacak da inşallah.

Devletin kudreti ve şefkati dediğimiz şey şu olmalıdır. Şefkati, her kim olursa her ne yaparsa yapsın zor durumda olan vatandaşının yaralarını ayrım yapmadan sarması, tedavi etmesi, yalnız olmadığını hissettirmesi, doğusundan batısına bütün vatandaşlarına bu güveni, hissi yaşatmasıdır. Kudreti dediğimiz olay ise kendisine karşı başkaldıranları mahvedecek kadar kudretli olduğunu göstermesidir. Tümünü yok etme imkânı varken onları kazanmasıdır. Ama bunun için ilk önce o teröristlere kendilerini saklandıkları inlerde bulup gebertme imkânı ve kudretinin olduğunu hissettirmesi, göstermesi, psikolojilerini en uygun yöntem ile çökertmesidir. Psikolojik olarak çökerttikten sonra devamı gelir. Bundan sonraki dönemde bunun işaretlerini çok sık göreceğimiz anlaşılıyor. Büyük devlet refleksi ve esnekliği dediğimiz şey kendi muhalif unsurlarını kendi içerisinde barındırma, hazmetme ve onu dönüştürme gücüyle doğru orantılıdır. Ötesindeki her tutum kabile ya da ilkel bir refleks ve oluşumdur.

Hayatı matematikle, düz mantıkla açıklayamaz, anlamlandıramazsınız. Hele de yıkılan bina sayısı ile dağıtılan çadır sayısı arasında orantı kurarak felakete uğramış insanları fırsatçılıkla suçlamak ya zırvalamak ya da hiç deprem yaşamamışlıkla açıklanabilir. Sanki artçı sarsıntılar olmuyormuş evleri yıkılanlar dışında herkes kendi işi ve gücüne devam ediyormuş, hayat normal seyrinde akıyormuş gibi bir düz mantık hatasına düşmek, yazarken yazılan üzerinde fazla kafa yormamakla açıklanabilir. Matematik ya da istatistik bizi bu hatalara düşürebilir. İnsani olan şey matematikle açıklanamaz.

Ortada gerçekten bir yağma varsa bile bu olay doğusundan batısına insanımızın insanlığımızın bazı unsurlarının çürümüşlüğü ile açıklanabilir. Konya’da üvey oğlunu öldüren üvey annenin yaptığı ya da Uğur Kantar’ın ölümüne yol açan işkenceler çürümüşlüğümüzün küçük bir göstergesidir. Dallar çürümüş ama kök ve gövde sağlam. Çürüyen dallara övgü düzmek yerine budayıp atma zamanıdır bu zaman. Gerisi lafı güzaf!

***

Geçtiğimiz hafta ablasını kaybeden Sevgili Ahmet Şükrü Kılıç’a ve yine bu elim deprem felaketinde kız kardeşini kaybeden İzzet Bezirci İO öğretmeni Fatma Tunç’a çok uzaklardan gönül dolusu başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum. Gidenlere Rahmet, geride kalanlara Allah’tan sabr-ı cemil niyaz ederim.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.