Çok dikkat etmemiz gereken bir konu; şirk

Salih Sedat Ersöz

“Şirk”, Allahü Teâlâ’ya ortak koşmak ve başka bir şeyi Yüce Allah’a benzetmek demektir. Şirk, “Tevhid” kelimesinin zıddıdır.  Şirke girene yani Allah’a ortak koşana da “müşrik” denir.

Müşrik yani şirke düşen kişi, sadece büyük günah işlemiş olmaz, Allah korusun küfre girmiş ve İslâm dairesinden çıkmış olur. 

Kur'an-ı Kerîm, insanları, tevhide, yani Allah'ı birlemeye davet etmiş, O'na; başka bir şeyi ortak kılmaktan kesinlikle men etmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar.” (Nisa 48) buyurulmaktadır.

Şirke düşerek müşrik olanın ve bu sebeple küfre düşen kimsenin, o ana kadar yaptığı bütün ibadetlerinin sevapları silinir yok olur. Tövbe etse bile o sevapları geri gelmez.

Böyle kimselerin tövbesi için yalnız Kelime-i Şehadet-i söylemeleri yeterli olmaz. Şirke düşmeye sebep olan o fiilden de tövbe etmeleri gerekir.

Şirk; Allah'a inanmak­la beraber, O'na başka şeyleri ortak koşmak, ilâh ol­duğuna inanılan diğer varlıkları Yüce Allah’a eş görmektir.

Hristiyanlıkta sonradan uydu­rulan “Teslis” inancında, Hz. İsa'ya oğul, Hz. Meryem'e Ruhu'l - Kudüs adını vererek, Yüce Allah ile beraber üçlü bir ilah sistemi geliştirdikleri için şirke düşmüşler, müşrik olmuşlar ve kâfir olmuşlardır.

Ayrıca, Allah’ın bu âlemin yaratıcısı olduğunu kabul etmekle beraber, O’na yakınlığı temin etmek ve O’nun katında şefaatçi olmak üzere, hiçbir fayda veya zarar veremeyecek olan putlara ve heykellere tapmak, onlara ibadet etmek de şirktir. Mekke müşrikleri bu şekilde idi. İslâm’ın zuhuru ile birlikte, putperestlik şiddetle yasaklanmıştır.

Diğer yandan; bir kısım insanların kendi ara­larından bazılarını “Rab” olarak kabul etmeleri, onlara körü kö­rüne inanarak Allah'ın emir ve nehiyleri yerine, onların emrettik­lerini yapmaları, yasak kıldıklarını yapmamaları da şirkin bir çeşididir.

Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de, Yahudilerin hahamlarını, Hıristiyanların da rahiplerini “Rab” edindikleri, yani Allah’ın emir ve yasaklarını bırakarak, kendi din adamla­rının emir ve yasaklarına uymaları, hâlbuki bir tek Allah'a iba­detle emredilmiş oldukları beyan edilmektedir. (Tevbe 31)

Bu şirk çeşidi zamanımızda da hayli yaygındır. Bir takım cahil Müslümanları Allah’ın yoluna değil de, kendi yoluna davet eden ve arkalarındaki kitleleri çeşitli sapkınlıklara sürükleyen sözüm ona bazı din adamları (!) hem kendilerinin hem de peşlerinden giden cahillerin ahiretlerini perişan etmektedirler.

Bu şirk çeşidine en bariz örnek FETÖ olayıdır. Bu örgütün başındaki sapkın adam, yüce dinimizi kullanarak, Allah’ı ve Peygamber’i istismar ederek, milyonlarca Müslümanın kanına girmiş ve onları zehirlemiştir.

Şirkin en kapalı olan şekli ise, insanın kendi heves ve süfli arzularına körü körüne uyması, nefsinin esiri olmasıdır.

Kur’an- Kerim’de, “kendi heves ve arzularını ilah edinen kimseyi gördün mü?” (Furkan 43) buyurularak bu gibi kimselerin şirke düşme tehlikesi haber verilmektedir. 

Hangi çeşit olursa olsun, Allah’a inanmakla birlikte, O’na herhangi bir şeyi ortak koşan, eş gören ve Allah’ın emir ve yasakları yerine başkalarının emir ve yasaklarına uyan kimse şirk bataklığına düşmüş olur.

Şirk bataklığına düşen bir kimsenin de bir ömür ibadet etse bile elde edeceği, ateşten başka bir şey değildir. Allah böyle bir sondan bizleri muhafaza buyursun.

Onun için Müslümanların şirk konusuna çok dikkat etmeleri gerekmektedir.

“De ki: Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.” Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.” (Al-i İmran 64)

Bu Ayeti Kerime dikkatle incelenirse, Allah’a ortak koşanların, Müslümanlar sınıfına dâhil olmadığı rahatlıkla görülebilir.

Değerli üstad Cengiz Numanoğlu’nun bir beyiti, bu konuyu yazmama vesile oldu. Zaman zaman telefonla görüşerek hasret giderdiğimiz ve yeni şiirlerini kendi sesinden dinleyerek rahatladığım üstad ile yaptığımız son görüşmede okuduğu bir beyitlik çarpıcı şiiri, böyle bir yazıyı kaleme almama sebep oldu.

Üstad Cengiz Numanoğlu;

 

Lâ İlâhe İllallah diyenler hayli çoktur,

Ne yazık ki çoğunun şirkten haberi yoktur.

 

Diyerek, Kelime-i Tevhidi söylemelerine rağmen, çok sayıda Müslümanın şirkten haberleri olmadığını böylece büyük bir tehlikenin içinde olduklarını haber vermektedir.

Üstada selam, hürmet ve şükranlarımı sunarken, Yüce Allah’tan, tüm Müslümanları her türlü şirkten muhafaza etmesi niyazında bulunuyorum.

NOT: İdrak ettiğimiz Kadir Gecemizin ve önümüzdeki Ramazan Bayramımızın, Âlemi İslâm’a hayırlar ve güzellikler getirmesini Rabbimizden niyaz ediyorum. Hayırlı Bayramlar efendim.