Çocuklarda Tik Bozuklukları

Psikolojik Danışman Ali Şeker

Bir çocuk düşünün… Ders sırasında bir anda göz kırpıyor, omzunu oynatıyor, burnunu çekiyor ya da boğazını temizler gibi bir ses çıkarıyor. Bir süre duruyor, sonra tekrar ediyor. Bazen yoğunlaşıyor, bazen tamamen kayboluyor.

Ve çoğu zaman çevreden gelen ilk yorum hazırdır: “Alışkanlık yapmış.” “Dikkat çekiyor.” “Yapma diyoruz ama dinlemiyor.”

Oysa tik bozuklukları, çoğu zaman bir alışkanlık ya da bilinçli davranış değildir.

Tik bozuklukları, çocuğun istem dışı, ani, hızlı ve tekrarlayıcı hareketler ya da sesler üretmesiyle ortaya çıkan nörogelişimsel bir durumdur. Çocuk bu davranışı yapmadan önce çoğu zaman tarif etmesi zor bir içsel gerilim hisseder ve davranış gerçekleştiğinde kısa süreli bir rahatlama yaşayabilir. Bu nedenle tikler, “isteyerek yapılan” davranışlardan çok, sinir sisteminin kendine özgü bir boşalım biçimi olarak değerlendirilir.

Bu tablo her çocukta aynı şekilde görülmez ve süre açısından da farklılık gösterebilir. Bazı çocuklarda tikler geçici bir dönemle sınırlı kalır. Özellikle stres, heyecan, okul değişikliği ya da yoğun duygusal dönemlerde ortaya çıkan bu durumlara geçici tik bozukluğu denir. Göz kırpma, yüz hareketleri ya da basit sesler şeklinde görülebilir ve çoğu zaman zamanla azalır.

Bazı çocuklarda ise tikler daha uzun süre devam eder. Kronik motor ya da ses tik bozukluğu dediğimiz bu durumda belirtiler bir yıldan uzun sürebilir. Motor tikler (baş, yüz, omuz hareketleri gibi) ya da vokal tikler (boğaz temizleme, homurdanma, kısa sesler) tek başına ya da birlikte görülebilir. Bu tabloda dikkat çeken en önemli özellik, tiklerin zaman içinde artıp azalabilmesi ve farklı şekillerde ortaya çıkabilmesidir.

Daha karmaşık bir tablo olan Tourette Sendromu’nda ise hem motor hem de vokal tikler birlikte görülür. Çocukta göz kırpma, yüz kas hareketleri, omuz silkme gibi motor tiklere; boğaz temizleme, ses çıkarma ya da tekrarlayıcı vokal davranışlar eşlik edebilir. Toplumda en sık yanlış anlaşılan durum da budur. Çünkü bu çocukların davranışları çoğu zaman “kontrolsüzlük” ya da “bilerek yapma” olarak yorumlanır. Oysa tikler istem dışı gelişir ve çocuğun iradesiyle doğrudan kontrol edilmesi genellikle mümkün değildir.

Bu noktada en önemli soru şudur: Ne zaman fark etmek gerekir?

Her çocuk zaman zaman göz kırpabilir, ses çıkarabilir ya da tekrarlayıcı hareketler yapabilir. Ancak bu durum sürekli hale geliyorsa, çocuğun günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini veya okul sürecini etkiliyorsa dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle tiklerin çocuğun stres düzeyiyle birlikte artıp azalması önemli bir ipucudur.

Ne yazık ki bu çocuklara sıkça “yapma”, “kendini kontrol et” gibi uyarılar yapılır. Ancak bu yaklaşım çoğu zaman süreci azaltmaz, aksine çocuğun kaygısını artırarak tikleri daha görünür hale getirebilir. Çünkü tikler davranıştan çok, nörolojik bir süreçtir.

Bu nedenle ilk adım çoğu zaman cezalandırmak ya da düzeltmeye çalışmak değil, gözlemlemektir. Aile ve öğretmenin çocuğu farklı ortamlarda birlikte değerlendirmesi, süreci anlamak açısından çok önemlidir. Çünkü tikler evde, okulda ve sosyal ortamlarda farklı yoğunlukta görülebilir.

Gerekli durumlarda çocuk ve ergen psikiyatrisi değerlendirmesi sürece dahil olur. Bu değerlendirme çocuğu etiketlemek için değil, durumu doğru anlamak ve uygun destek planını oluşturmak içindir. Sonrasında davranışsal yaklaşımlar, psikoeğitim ve aile rehberliği ile süreç desteklenir. Bazı durumlarda ise uzman kontrolünde medikal tedavi seçenekleri de değerlendirilebilir.

Okul, aile ve uzman iş birliği bu süreçte belirleyici bir rol oynar. Öğretmen çocuğun akademik ve sosyal alanını desteklerken, aile günlük yaşamda sürecin devamlılığını sağlar, uzmanlar ise bilimsel ve terapötik çerçeveyi oluşturur. Bu üçlü yapı birlikte çalıştığında çocuk kendini daha güvende hisseder ve tiklerin şiddeti zamanla azalabilir.

Unutmamak gerekir ki tik bozukluğu yaşayan bir çocuk, “kontrolsüz” ya da “yaramaz” bir çocuk değildir. Sadece bedeninin ve sinir sisteminin farklı bir şekilde çalışan bir çocuktur.

Ve çoğu zaman mesele şudur: Çocuğu susturmaya ya da durdurmaya çalışmak değil… onu anlamaya çalışabilmektir.

Çünkü bazı hareketler iradeden değil… bedenin kendi ritminden doğar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.