Bir çocuk düşünün… Oyun oynuyor ama yanındaki çocukla göz göze gelmiyor. İsmi söylendiğinde bazen dönüyor, bazen hiç duymamış gibi devam ediyor. Bir oyuncağa uzun süre bakıyor, aynı hareketi tekrar tekrar yapıyor. Ama başka bir şeyle ilgilenmek istediğinizde zorlanabiliyor.
Ve çoğu zaman çevreden ilk cümle gelir: “Kendi halinde bir çocuk.”
Oysa bazı “kendi halinde”likler, sandığımızdan çok daha derin bir iletişim biçimi olabilir.
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşim alanlarında farklılıklar ile sınırlı ve tekrarlayıcı davranış örüntülerinin görülebildiği nörogelişimsel bir durumdur. Ancak burada en önemli kelime “spektrum”dur. Çünkü otizm tek bir kalıp değil, geniş bir çeşitlilik alanıdır.
Her çocuk aynı değildir. Ve her otizm tablosu aynı görünmez.
Bazı çocuklar göz temasından kaçınabilir. Bazıları konuşmada gecikme yaşayabilir ya da dili farklı bir şekilde kullanabilir. Bazıları ise konuşabilir ama iletişimi daha çok tek yönlü kurabilir. Sınıf ortamında öğretmenler, çocuğun sosyal etkileşim başlatmakta zorlanmasını, grup oyunlarına katılımda geri planda kalmasını ya da değişikliklere uyum sağlamakta güçlük yaşamasını gözlemleyebilir.
Ama burada önemli bir ayrım vardır:
Bu çocuklar “istemeyen” çocuklar değildir.
İletişim kurma biçimleri farklıdır.
Otizm spektrumunda bazı çocuklar belirli ilgi alanlarına yoğun şekilde odaklanabilir. Aynı oyunu tekrar tekrar oynayabilir, rutinlerde değişiklik olduğunda zorlanabilir ya da duyusal uyaranlara karşı farklı tepkiler verebilir. Bu durum dışarıdan bakıldığında “inat”, “alışkanlık” ya da “uyumsuzluk” gibi yorumlanabilir. Ancak aslında bu davranışlar, çocuğun dünyayı düzenleme biçimidir.
Ve çoğu zaman biz o düzeni kendi gözümüzle anlamaya çalışırız.
Otizmde en kritik noktalardan biri erken farkındalıktır. Çünkü erken fark edilen ve doğru desteklenen her çocuk, kendi potansiyelini çok daha sağlıklı bir şekilde ortaya koyabilir.
Eğer bir çocukta sosyal iletişimde belirgin farklılıklar, tekrarlayıcı davranışlar veya sınırlı ilgi alanları gözlemleniyorsa, ilk adım bu durumu etiketlemek değil, dikkatle değerlendirmektir. Aile ve öğretmenin birlikte gözlem yapması bu süreçte çok değerlidir. Çünkü çocuk evde farklı, okulda farklı görünebilir.
Gerekli durumlarda çocuk ve ergen psikiyatrisi değerlendirmesi sürece dahil olur. Bu değerlendirme bir “tanı koyma” süreci olmanın ötesinde, çocuğun gelişim profilini anlamaya yönelik bir yol haritasıdır. Sonrasında ise destek süreci başlar.
Özel eğitim desteği, dil ve iletişim çalışmaları, davranışsal düzenlemeler ve aile eğitimi bu sürecin temel parçalarıdır. En önemlisi ise bu sürecin tek bir merkezden değil, bir ekip çalışmasıyla yürütülmesidir. Aile, okul ve uzmanlar birlikte hareket ettiğinde çocuk için anlamlı bir gelişim alanı oluşur.
Okul, çocuğun sosyal dünyasını genişletirken; özel eğitim bireysel ihtiyaçlara odaklanır. Aile ise bu iki alanı günlük yaşamla birleştirir. Bu denge kurulduğunda, çocuk sadece uyum sağlamaz; aynı zamanda gelişir.
Unutmamak gerekir ki otizm spektrumundaki bir çocuk, iletişim kurmayan bir çocuk değildir. Sadece iletişim kurma biçimi farklı olan bir çocuktur.
Ve çoğu zaman mesele şudur: Çocuğu değiştirmeye çalışmak değil, onun dünyasına girebilmektir.
Çünkü her çocuk aynı dili konuşmaz…
ama her çocuk anlaşılmak ister.