"Dışarı çıkma, başına bir şey gelir", "Toprakla oynama, üstün kirlenir", "Koltuklara elini sürme, lekelenir"... Oyun çağındaki çocukların en çok duyduğu ikazlardır bunlar. Başına bir kaza gelir endişesiyle sokağa çıkmayan çocuk, misafir odası, yatak odası ve mutfağı da kirletir diye giremiyor. Bu yüzden elektronik oyuncaklar, bilgisayar oyunları ve video sistemleriyle haşır neşir olan çocukların hayal gücü gelişmiyor. Koşma, zıplama, atlama ve topla oynanan dış mekanların sağlıklı gelişim için gerekli olduğunu söyleyen çocuk-ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Yankı Yazgan, "Kirlenecekleri korkusuyla çocukların oyun oynamasını engellemek, fiziksel becerilerini geliştirme şanslarını ellerinden almak demektir." diyor. Çocuklar büyüklere benzemez; onların küçülmüş halleri değillerdir. Bireysel gelişimlerinin en kritik, en etkili ve en değişime açık dönemlerinde olan bireylerdir. Beyin gelişiminin değişimine en açık olduğu çocukluk, gelecekle ilgili çerçevelerin belirlendiği ana çizgilerin şekillendiği bir dönemdir. Prof. Dr. Yankı Yazgan bu dönemlerde çocukla ilişki kurarken onun temposunu yakalamak gerektiğini söylüyor. Çocukların fiziksel yeteneklerini geliştirmek için oyuna ihtiyaç duyduklarını belirten Yazgan, başta oyun olmak üzere söz dışı iletişim araçlarını daha iyi kullanabilme yetilerinin ebeveyn ve öğretmenlerin yaklaşımlarıyla belirlendiğini dile getiriyor.
Küçük çocukların fiziksel yeteneklerini geliştirmek için oyuna gerek duyduklarını belirten Yazgan, bebeklerin birkaç aylıkken bile tekrarlanan eylemlerle duyusal motor becerilerini geliştirmeye başladıklarını anlatıyor. Oyunun, çocukların hem uzun hem kısa kaslarını kullanıp güçlendirmek için değerli olanak olduğunu söyleyen Yankı Yazgan, "Koşma, zıplama, atlama ve topla oynanan oyunlar aracılığıyla diğer motor becerileri ve koordinasyonlarını geliştirme özgürlüğüne sahip oldukları dış mekanlar, çocukların sağlıklı olmasını sağlar. Kirlenecekleri korkusuyla çocukların oyun oynamasını engellemek, fiziksel becerilerini geliştirme şanslarını ellerinden almak demektir." diyor.
Prof. Dr. Yazgan, kumla, suyla, kille, boyalarla ya da kirletici malzemelerle oynamanın çocukların boyut, biçim, doku, ağırlık gibi duyusal yeteneklerle ilgili kavramları daha iyi öğrenmelerini sağladığını anlatıyor. Yazgan şunları söylüyor: Resim yaparken kirlenen çocuk, renkleri birleştirmenin ve düşünceleri yansıtmanın yeni yollarını dener. Babasıyla birlikte bisikletini tamir eden çocuk, üzeri yağlansa bile o sırada yaratıcı düşünceyle problem çözmeyi öğrenir.
Gerçek dünyayı araştırmayan çocukların dünyaya karşı dengeli bir yaklaşım geliştiremeyeceklerini belirten Yazgan, bu tür çocukların nevrotik ve dengesiz davranışlar sergileyebileceğine dikkat çekiyor. Gelişmiş ülkelerde birçok anne ve babanın çocuklarının halka açık yerlerde oynamasına izin vermeye korktuğunu söyleyen Yazgan, "Bu endişelerden biri çocuğun kaçırılma korkusu, diğeri de trafik korkusudur. Bu korkular çocukların sokaklardan uzaklaşmasına neden olur" diye konuşuyor.
Çocukları hayattan koparmayın
Pislikten her zaman sakınması gerektiği öğretilen çocuklar, motor becerilerini geliştirme, çevrelerini tanıma, yeni beceriler edinme ve yaratıcı düşünme fırsatından yararlanamıyor. Daha çok oyun oynayan çocukların hayal gücü geniş, yaratıcı, esnek, uyumlu, becerili, dil gelişiminde daha ileri, derslerinde başarılı, paylaşımcı, saldırganlık ve düşüncesizlikten uzak ve anneleriyle daha güvenli ilişki kurabilen bireyler olduğu gözlenir.