BAHADIR BOZOĞLAN
Gürcistan, Polonya, Romanya, Türkiye ve Azerbaycan’dan da gençlerin katıldığı bir Avrupa birliği projesi için Bakü’deyiz… Ankara Esenboğa hava limanında Türkiye’den beş arkadaş, Ankara emniyetinden bir komiser, Ankara Üniversitesi beden eğitimi öğretmenliği bir 3. Sınıf öğrencisi, Selçuk Üniversitesi meslek eğitim fakültesi 4. Sınıfında okuyan bir öğrenci, Mersin’den engelli ve engelli olduğu kadar azimli bir mimar ve ben Bakü’ye doğru yola çıkmak amacıyla buluşuyoruz. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra, Ermenistan’ın hava sahasını kullanamadığımız için, Gürcistan üzerinden Bakü Haydar Aliyev hava limanına varıyoruz. Hava limanında bizi son model cip ve arabalarla beş Azeri genç karşılıyor. Bu arkadaşlar Azeri devletinin gençlik kollarından, emniyet müdürünün oğlu, teşkilat lider vs. ve bizi Bakü’ye yaklaşık bir saatlik uzaklıktaki bir villaya, eski bir Rus yapımı eve, götürüyorlar…
Sabaha karşı 3.00 olduğu için etrafı pek göremiyoruz. Eve varıyoruz ve evin giriş katında odanın ortasındaki masanın üstünde epey uzunca muhabbet sonucu meydana geldiği anlaşılan yiyecek ve içecek kalıntıları ile yüz yüze geliyoruz. Bizi odaların bulunduğu birinci kata çıkarıyorlar ve yerleştikten sonra 4.00 gibi yatıyoruz. Sabah on bir buçuk gibi kalktığımda artık kahvaltıyı kaçırdığı düşünüyorum ama alt kata inince henüz kahvaltının başlamadığı öğrenmek beni şaşırtıyor. Kahvaltı 12 gibi başlıyor ve 14 gibi bitiyor.
Bu proje için bir aşçı, bir aşçı yardımcısı, bir garson ve bir de şoför tutulmuş. Aşçı elli yaşlarında güler yüzlü modern giyimli bir bayan ve çoğunlukla bize sıcak davranıyor ve ne zaman mutfağa gitsek yardımcı oluyor. Hatta belli bir zaman sonra sohbetler mutfakta geçmeye başlıyor. Aşçı yardımcısı ise aşçının kızı bu bayan bir öğretmen ama aldığı maaş sadece 70 dolar. Okula sabahlar ders anlatıp diğer zamanlarda başka işler yapıyor. Bu projede bir hafta için yaklaşık 150 dolar alıyor dolayısıyla iyi bir para. Maalesef ismini hatırlamadığım bu Azeri öğretmende annesi gibi bize sıcak davranıyor. Sohbetlerimiz sırasında Türkiye’de oynana meşhur dizilerden Bin bir geceyi izlediğini söylüyor. Azerbaycan’da genellikle her kanalda en az bir Türk dizisi gösteriliyor. En meşhurları Kurtlar Vadisi, Bin Bir Gece, Yaprak Dökümü. Kurtlar Vadisi ekibi geldiğinde Azeriler bir restoranda birlikte yemek yiyip konuşma yapabilmek için 100 dolar giriş ücreti ödeyecek kadar ilgi gösterip orayı hınca hınç doldurmuşlar aynı şekilde Tarkan konserlerinde de 100 dolarlık biletlere rağmen kısa sürede biletler tükenmiş.
Garsonumuz ise 32 yaşlarında güler yüzlü, kibar işin iyi yağan bir Azeri, ismi Talat onlar Telat diyorlar. Bize en fazla sıcaklık gösteren kişi o desek yeridir. Servislerde hep garson kıyafeti giyip herkese bu eski Rus evinde saygı ile davranıyor. Şoförümüz ise Romanyalı misafirlerimizin de dikkatini kaçmayan uzun boylu ve kaytan bıyıklı iri bir Azeri. Ama görünüşünün aksine son derece nazik ve kibar ve Türkleri diğerleri gibi çok seviyor. Onunla da güzel, sıcak ve dostça muhabbetlerimiz oluyor. Odada büfe ve sehpalar var ve birinin üstünde de Haydar Aliyev’in resmi var.
Eve gelince üst kattaki bütün odalarının ortak bir salona çıktığı dört oda bir banyo ve tuvalet ve oturma odasından meydana geliyor. Banyonun üstü renkli cam ve süslemelerle kaplı. Bizi 6 arkadaş iki Romanyalı, iki Türk, bir Gürcü ve Bir Polonyalı aynı odayı altı gün paylaşıyoruz. Pek sorun çıkmıyor iyi anlaşıyoruz. Ertesi gün bozulan ve çok az su akıtabilen banyoyu unutmamız pek mümkün değil. Sabah 6.00’lara kadar muhabbetlerin sürdüğü bizi uyutmayan bütün odaların açıldığı oturma odasını da. Dolayısıyla her gün kahvaltıdan 14.00 da kalkıyoruz. Alt kata gelince, sol girişte dar kare şeklinde derin bir banyo havuzu var gene süslemeleri üst kattaki banyo gibi. Onun yanında küçük bir banyo ve tuvalet, üst kattaki bozulduğu için bir hafta 25 kişi bu banyoyu kullanıyoruz. Onun yanında çalışanların kaldığı iki küçük oda ve tuvalet. Ve girişin tam karşısında mutfak. Sağda bir büyük oda, burada Azeriler kalıyor. Ortada büyük bir masa, yanında küçük bir piyano, sağında bir satranç masası arkasında içinde sürekli Azeri doğalgazın yandığı bir şömine var. Dışarıda ise epeyce bir bahçe var. Kapıda bir bekçi evi bekliyor onunla gayet aramız iyi. Kendisi para kazanmak amacıyla ailesini başka şehirde bırakarak iş için gelmiş.
Dışarı çıkıp şöyle bakıyorum. Evler eski ve İstanbul’daki gecekonduları andırıyor. Yanı başında yaklaşık on katlı çok eski bir bina var odların pencereleri genellikle demir metallerle kaplı duvarla sıvasız. Etrafta birkaç tane de yeni villa var. Beraber Bakü şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz. Etrafta Haydar Aliyev’in adına bol miktarda Haydar Aliyev Prospekti yani caddesi görmek mümkün.
Azerbaycan’da bol hızlı bir binalaşma ve yapılaşma gözden kaçmıyor. Yeni yollar ve yüksek binalar Hazar Denizi’nin Bakü kıyıları boyunca çarpık bir şekilde uzanıyor. Genellikle inşaat sektöründe çokça Türk firması görmek mümkün. Daha çok Beko, Vestel, Ülker ve Sabancı’ya ait şirketler gözüme çarpıyor. Petrol ve doğal gaz sektöründen Azeri şirketlerinin yanında, Rus ve Amerika şirketleri faaliyet gösteriyor. Bu yapılaşmanın nedenini sorduğumda Eylül ayında seçimlerin olduğunu öğreniyorum. Özellikle trafik polisliği burada itibarlı bir iş yaklaşık 200 dolar maaş almalarına rağmen trafik arabalarının nerdeyse tamamı BMW ve özel hayatlarında BMW, Mersedes vb. cipleri kullanıyor bu trafik polisleri. Şehir merkezine varıyoruz.
Şehir merkezi geniş ama gene de belli bir yerde toplanmış hareketlilik. Etrafa miktarda pazarlığa açık satıcı tezgahı ve bunların yanında nerdeyse tamamıyla dolu McDonals’ görülmektedir. Uygun fiyata yemek yemek mümkün ama ev kiraları pek cazip sayılmaz. Burada genelde Azeriler ile birlikte epeyce Türk, yaklaşık 100 bin ve Rus yaşamakta.
Biz diğer günlerde Bakü’yü gezdiyorlar. Yeni yapılan parlamentoyu, eski ve yeni Bakü’yü geziyoruz. Ve yaklaşık 1130 şehidimizin 1918 yılında canını Azeri kardeşlerimiz için verdiği şehitliğe geliyoruz. Elbette her Türk gibi duygulanıp tek tek isimleri okuyorum. Burası parlamentonun yakınında ve Azeri şehitliğinin yanı başında. Yaklaşık 50 m. Yakınında da diyanet işleri tarafından yaptırılan bir cami bulunmakta.
Daha sonra bir türbeye gidiyoruz. Burada evlenmek isteyenler orada bulunan yaşlı ninenin yanında duruyor ve nine başının üstünde bir şişe gezdirerek kırıyor kısmetinin açılması için. Burada bu tür batıl inançlar çok fazla. Yan tarafta küçük bir türbede Peygamberimizin soyundan gelen bir kadın ermişin yattığını söylüyorlar. Orada yardımları kabul eden bir bayan var. Ellerini türbenin yanındaki deliklere sokup başını mezara dayayıp dilekte bulunuyorsunuz. Buradan çıkıp Mecusilerin hiç sönmediklerini söyledikleri ateşlerinin bulunduğu bir tapınağa gidiyoruz. Burası kervansaray gibi. Orta kısımda ateş yanıyor ve giriş kapısının üstünde birde oda var ateşe tapanlar dışındakiler bu odadan içeriye bakıyorlarmış zamanında ve içeri girmeleri yasakmış. Zamanında Hintli ateşe tapanlar tarafından, ziyaret, tapınma ve konaklama amacıyla yapılmış.İçinde değişik tapınak odaları mecut.
Bir sonraki gün Haydar Aliyev’in doğun günü kutlamaları için şehir merkezindeyiz. Her yerde polis var. Genelde dekorasyon amaçlı çiçeklerin çalınmaması için çaba harcıyorlar. Sahilde bir konser var ama kalabalığa girip çıkmamız neredeyse bir saat alıyor. Hınca hınç… Oradan oranın en yüksek tepesine çıkıyoruz. Vakit akşam. Epey sonra ama çok kalabalık ve soğul oturacak yer bulamıyoruz. Üzerimizde bir şey yok.Hava fişekleri illa bize seyrettirmek için bekletiyorlar 3 saat. Ama itiraf etmeliyim buradan bütün şehir çok güzel görünüyor. Binlerce dolarlık hava fişeklerden sonra nihayet burnum aka aka eve varıyoruz.
Ertesi gün bir spor kompleksine gidiyoruz. Haydar Aliye spor kompleksi, burada yüzem havuzu, bilardo, futbol ve basketbol sahaları mevcut. Avrupa karması ve Azeri karması bir maç yapıyoruz. Forvette iki Türk arkadaş, geride bir Romen ve Polonyalı var ve hırslı bir mücadelenden sonra maçı kazanıyoruz. Güzel bir gün oluyor.
Ertesi gün artık serbestiz ve şehir merkezine inip uzun ve samimi pazarlıklar sonucunda birkaç hediye ile geri dönüyoruz. En ilgin ola ise orada bulunan dördü kız biri erkek beş Gürcü ile olan muhabbetim. Aramızda bir dostluk oluşuyor aile havasında. Bana şaka yoluyla “Father of Georgian” Gürcü babası diyorlar. Her yere nerdeyse beraber gidiyoruz. Çok samimi açık sözlü insanlar ve onlarda bizi çok seviyor. Onları orada yaşayan bizim villanın bekçisinin arkadaşının bekçilik ve ustalığını yaptığı villayı ziyaret götürüyoruz. Ev son derce güzel üç katlı, dört yatak odası ve her odada sağlık havuzu var bizi evi gezdiriyorlar. Ve çay ve meyve ikramı yapılıyor. Evin sahibi Hazı Murat Türk iş adamlarını bu evde ağırlıyormuş bizim orada olduğumuzu öğrenince muhakkak görüşmek istemiş.
Son gün tek başıma kasaba çarşısına yürüyorum: Yanımızdaki bakkalın kızının Konyalı biriyle evli olduğunu ve Konya’da yaşadığını öğreniyorum ve Romanyalı George için aldığım sigaradan para almıyor ve çook sıcak davranıyor komşular toplanıyor ve sohbet ediyoruz. Sonra yolda eşarp satan bir ihtiyar nineye rastlıyorum. Muhabbet ediyoruz ve Türk olduğumu söyleyince çok seviniyor elini öpüp bir eşarp alıyorum Gürcü kızlardan birine hediye ediyorum sonra. Bana Türkiye ile ilgili konuşuyoruz ve ayrılıyorum. Sonra internete uğrayıp eve dönüyorum. Zar zor yetiştiğimiz evde herkesle, Aşçı, kızı,Talet, Şoför abi, bekçi ve Gürcülerle kucaklaşıp zar zor ayrılıyoruz. Hava alanına son anda varıp herkesin istediği yere oturabildiği Azeri hava yolları ile yurda dönüyoruz kardeş ülke Azerbaycan’dan. …