Zeki Oğuz
Yıllar önce, Selçuk Üniversitesi'nde okuyan İstanbullu bir öğrenci "Nesini seviyorsun bu şehrin, bu bozkırın, anlamıyorum" demişti. "Bu, bir şehre nasıl baktığına bağlı" diye, yanıtlamıştım onu. Elbette bir şey anlamadı bu yanıtımdan. Bakmasını, görmesini bilmiyordu çünkü. Bir şehre vurgun olmak nasıl bir duygu, bunu anlatabilmek öyle zor ki, ancak o duyguyu yaşamak gerekiyor. Yaşıyorum. Bozkırın ortasında ansızın karşıma çıkıveren bir güzellik çarpıverir insanı. Bir dağ başında insanın önüne dikiliveren kocaman bir kale kalıntısı, insanı ürpertir, binlerce yıl geriye götürür. Otsuz çöpsüz bir dağbaşı bir devletin doğuşunun hikayesini anlatır. Çevresi kavak ağaçlarıyla çevrili, bozkırın ortasında bir höyük dokuz-bin yıl öncesine götürür insanı.
Ah güzel şehrim, senin ekmeğini yiyenler, bir de sana bakmayı bilebilseler, görebilseler.
Nerdeyse her adımda tarihten bir kalıntı çıkar karşımıza. Al işte Çatalhöyük. Çumra'ya 13 km. uzakta. Tam dokuz bin yıl öncesinin yaşamını anlatıyor bize. İlk kazmayı J. Mellaart vurmuş, I.Hodder başkanlığında hala devam ediyor kazılar.
Birçok uygarlıklara ev sahipliği yapmış Konya. Hititler, Lidyalılar, Persler, Roma ve Bizans İmparatorluklar, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlılar. Doğal olarak her uygarlık kendisinden bir iz bırakmış bu şehrin dağlarında, bozkırlarında. Bildiğim kadarıyla Lidya ve Perslerin dışında diğer bütün uygarlıkların izi var şehrimizde.
İşte, burnumuzun dibinde Sille. Şehre 8 km. uzakta. Her yarım saate bir otobüs gidiyor. Değerli hocamız Hasan Özönder'in değerli araştırması "Sille Fotoğraf Albümü"nde belirttiğine göre Hitit kaynaklarında geçiyor Sille. Erken hristiyanlık döneminin de önemli bir yerleşim yeri. Aya Elena Kilisesi'nin yapılış tarihi 327. Buradaki kaya kiliseler, Mevlanâ'nın sık sık ziyaret ettiği Akmanastır bu beldenin değerini bir kat daha artırır.
Şehre yaklaşık elli km. uzaklıktaki Kilistra tarihi solumak, yeniden yaşamak isteyenler için bulunma bir bölge, küçük bir Kapadokya'dır. Buranın tanınıp, bilinmesinde küçük bir katkım olduğu içinde gururluyum. Değerli arkadaşım Mehmet Gündoğdu çırpınıyordu Kilistra'yı tanıtmak için. Ben de 1990'da onun sayesinde gördüm orayı. Kaya kiliseleri, şapelleri, şırahaneleri, Alisumas dağındaki kaleyi görünce böylesi bir tarihi geç keşfetmekle ne çok şey kaçırdığımı düşünmüştüm ama benden daha çok şey kaçıranlar vardı. Örneğin dönemin kültür müdürlüğü burayı site alanı ilan etmekle kalmamış, turizm yönünü es geçmişti. Dönemin turizm müdürlüğü bile bilmiyordu Kilistra'nın varlığını.
Siz hiç Yatağan köyüne gidip Elenkirt dağına çıktınız mı? Bence bir pazarınızı ayırıp o dağa çıkmalı, ondan sonra Yatağan köyünü gezmelisiniz.
Bir devletin doğuşunu anlatır o üzerinde ot bitmeyen, taşlarla kaplı dağ. Mistik bir havayı solursunuz taşların üzerinde gezinirken. Zirveye 150 m. kala düzgün, yassı taşlarla kaplıdır dağ. Üzerinde aynı taşlarla yapılmış küçük odacıklar ve küçük bir mescit varır. Rivayet edilir ki Yatağan Mürsel Dede Selçuklu'nun ilk yıllarında Horasandan yedi arkadaşıyla çıkıp gelmiş ve bu dağın zirvesine yerleşmiş. Bunlardan biri de Ilgın'da yatan Dediği Sultanmış. Bu yedi eren sonra dağılıp çevrede yedi köy kurmuş, Yatağan Mürsel Dede de Yatağan'ı kurmuş. Köy, evleriyle, insanlarıyla o geçmiş zamanı çağrıştırır.
Kubadabad Sarayı Beyşehir'in batısında, Anamas Dağlarının eteğinde, Beyşehir gölünün hemen kıyısındadır.
Sultan Alaaddin Keykubat 1.zamanında yaptırılmış görkemli bir saray. 1949 yılında M. Zeki Oral kazılara başlamış, bir süre değerli hemşerimiz, aydınımız Mehmet Önder kazılara katılmış 1980’den sonra Selçuk-lunun ihtişamını bir kere daha hissetmemek mümkün değil. Rehberim Anamaslarda bir yaylaya çıkarmıştı beni. Bu yayladan saraya iki sıra künk döşeliydi. Anlattığına göre künklerden birinden su birinden süt akıyormuş saraya. Sarayın ihtişamını gördükten sonra bu efsaneye inanmamazlık edemedim.
Beyşehir tarih zengini ilçelerimizden biri. Eşrefoğulları döneminden kalma Eşrefoğlu Camisi ahşap işçiliği ile ülkemizin başta gelen tarihi eserlerinden biri. Eflatunpınar'daki Hitit anıtı ile Fasıllar köyündeki yeryüzünün en büyük kaya anıtlarından biri olan tanrı anıtı Beyşehir'de.
Bozkır Ulupınar köyünün doğusundaki Zengibar Kalesi görmeye doyamadığım yerlerden biridir. Bu kaleye ne zaman çıksam içim yanar. Yaklaşık dörtbin yıl öncesi, İsaura medeniyetinden kalan, en son kalıntıları Roma-Bizans dönemine ait olan kale define avcılarına teslim edilmiş durumda. Kalenin kuzeybatısında bulunan bir kaya mezarlık tarih hırsızları tarafından balyozlarla tahrip edilmiş. Bozkır dolmuşları ile bu kaleye her an ulaşmak mümkün. Ulupınar köylüleri iyi niyetinize inanırlarsa hısımları gibi karşılar, ikramı esirgemezler.
Bolat Belediyesinin yaptığı bir şenlik sırasında görmüştüm Bolat yaylasını ama Bolat adını 1969 da gazeteciliğe ilk başladığım yıllarda duymuştum. Buradan çıkarılan bazı tarihi eserlerin o dönemin önde gelen siyaset erbabınca nasıl kaçırıldığı söylentisi yayılmıştı. Tabi söylentiyle kaldı her şey. Yaylada çok geniş araziye yayılmıştı tarihi eserler. Bunların içinde beni en çarpan eser dağın tepesindeki antik tiyatro olmuştu. Düşünün, şehrimize yerleşik bir tiyatronun gelmesi beş-on yıl önceydi ama bizim dağlarımızda iki bin yıl önce tiyatro vardı. Sonraki yıllar arkadaşım Atilla Altay sayesinde Bolat Deresini keşfettim. Burada görkemli lahitlerin üzerine savaşan askerler, kaplan avlayan avcılar işlenmişti ama her yerde olduğu gibi bu lahitlerde mezar hırsılarının kurbanı olmuşlardı.
Çumra-Karaman sınırındaki Karadağ, Karapınar'da Karacadağ çepeçevre tarihi barındırıyor. Karacadağ'ın her sivrisinde bir kale var nerdeyse. Dağın çevresindeki yer altı şehirleri ise ilgilileri bekliyor.
Selçuklu döneminin beş yıldızlı otelleri, hanları saymaya yerimiz yetmez. Siz de bir pazarınızı hanlara ayırın bence.
SİLLE
Bana göre 2009 nisan ayının en önemli olayı, Eğitimci Barış Sarıköse’nin doktora tezi “Sille Bin Yıllık Birliktelik”inin Çizgi yayınları tarafından kitap olarak yayınlanmasıydı.
Sille tarihi ile yetiştirdiği şairleri ile mübadeleden önce Rumlarla binlerce yıllık dostane birlikteliği ile bütün güzellikleri hak eden bir beldemiz.
Sille ile ilgili güzel yayınlardan birini Dr. Hasan Özönder yapmıştı.
Barış Sarıköse’de önemli kütüphaneleri, arşivleri tarayarak oylumlu bir kitap ortaya çıkarmış. 16.5x24.5 ebatlarında 710 sayfa olan kitap altı bölümden oluşuyor. Yazarın kitabın sonuna da bibliyografya ile birlikte tarihi belgeler ve eski Sille’den görüntüler koymuş. Bazı eski fotoğraflarda mübadeleden önceki Sille’nin varsıl halini görmek mümkün.
Yazar ilk bölümde beldenin tarihçesini, fiziki ve demografik yapısını veriyor. Beldenin tarihi, Müslim ve gayrimüslim mahalleleri, değişik bölgelere göçler bu bölümde işlenmiş. Bana göre kitabın en önemli bölümlerinden biri.
İkinci bölüm Sille’nin askeri ve idari yapısı. Bu bölümde aktarılan bir olay benim hala yüreğimi yakıyor. Olay aynı zamanda bizim idarecilerimizin tarihimize karşı ne kadar saygısız olduklarının da bir belgesi durumunda.
Sille çok önemli bir askeri üs konumundadır. Bu nedenle 1894 de ikişer katlı iki kışla ve bir cephanelik yapılır. Bunlar halen Ilgın ve Bolvadin’de bulunan askerlik şubelerinin benzeri binalardır. Ilgın’daki restore edilmiş olup sanırım önümüzdeki aylarda kültür merkezi olarak kullanılacaktır. Binaların bulunduğu alan 1980’lerde YSY devredilir. Bu kurumda 1984 yılında güzelim binaları yerle bir eder. Bugün sadece cephanelik sağlam duruyor.
Üçüncü bölümde beldenin idari ve kültürel yapısı anlatılıyor.
Diğer bölümler:
Sille’nin Ekonomik Yapısı.
Sille’de Sosyal Hayat.
Sille’nin Kültürel Yapısı.
Yoğun araştırmaya dayalı bu tür kitapları yazmak kadar yayınlamak bir cesaret işidir. Önemli bir yatırım gereklidir. Bir yayıncı için göze alınmış büyük bir risktir bu. Bu yüzden yıllardır şehrimiz yazarlarının, araştırmacılarının kitaplarını büyük bir özveri ile yayınlayan Çizgi Yayınevine teşekkür borçluyuz.
Şehrimizin, beldelerimizin tanıtımı yönünden bu tür yayınlar çok önemli ve bence bu konuda Valiliğe, belediyelerimize de görev düşüyor. Bu ve benzeri yayınlar satın alınarak dışarıdan gelen konuklara hediye olarak verilebilir ve bence tabak çanak vermek yerine en güzel hediye olur.
Kitap kapağının altına
“Sille Bin Yıllık Birliktelik”
Barış Sarıköse
Çizgi Yayınevi
Nisan 2009