Cami çok, iman yok!

Mevlana İhtifali dolayısıyla Konya’da bulunan 25 yıllık Alman Müslüman Abdullah bey İslam dünyasında caminin çok, imanın ise neredeyse yok olduğunu iddia etti.

Murat GÜZEL


Mevlana’nın 732. Vuslat Yıldönümü için yapılan etkinlikler dünyanın dört bir yanından ilgi topluyor. Etkinliklerin ilk gününde çeşitli açılışlarda, Mistik Müzik Festivali’nde ve sema gösterisini izlerken gördüğümüz, fakat tanışma fırsatı bulamadığımız Abdullah Bey de Mevlana’nın çağrısına koşup gelenlerden biri.


Nihayet, “Mevlana Buluşmaları” adlı konferans dizisinde Pakistan’ın Lahor Üniversitesi Kültürel Çalışmalar bölümünden Prof. Dr. Suruş İrfani beyin vereceği konferansı beklerken MKM’nin kafeteryasında Abdullah beyle tekrar karşılaşıyor ve fırsatı kaçırmıyoruz. Gazeteci olduğumu söyleyip kendisinin birkaç resmini çekmek istediğimi bildiriyorum. Önce İngilizce konuşuyoruz, fakat Abdullah bey Türkçe bildiğini ima edince konuşmalarımızı artık Türkçe sürdürüyoruz.


Almanya’nın Frankfurt eyaletinde doğan Alman asıllı Abdullah Bey, 25 yıl önce Müslüman olduğunu söylüyor. 25 yıl boyunca İslam dünyasının hemen her bölgesini gezdiğini belirten Abdullah bey, Afganistan’dan Güney Afrika’ya, Fas’tan Endonezya ve Japonya’ya bütün Müslüman toplulukları tanıma fırsatı bulduğunu ifade edince İslam dünyasının mevcut halini, batıyla arasındaki ilişkileri soruyorum. Verdiği cevap ilginç: Müslüman dünya hastalanmış, sanki yatakta yatıyor. Cami var, fakat iman yok! Fikir var, fakat hayat yok! Hayat var, bu kez fikir ve ruh yok! Bir şeyler muhakkak eksik. Eksiğin temeli ise bence aşk!


Hasta bedenin rahatsızlığını düzeltecek, bedenin enfeksiyona karşı mücadele etmesini sağlayacak antijenlerin üretilmesi gerekiyordu.


Birlikte Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı “Mevlana ve Aşkın Terapi” sergisini gezerken Konya’dan sonra Şam’a uğrayıp Muhyiddin Arabi’nin türbesini de ziyaret edeceğini belirten Abdullah bey, asıl ilgi alanının felsefe olduğunu vurgulamayı ihmal etmedi. Mevlana’nın, Muhyiddin Arabi’nin büyük filozoflar olduğunu iddia eden Abdullah beye Sadreddin Konevi’yi tanıyıp tanımadığını sorduk. Arabi’nin üvey oğlu Sadreddin Konevi’nin eserleri hakkında pek bilgisinin olmadığını, bu değerlerin mutlaka batıya tanıtılması gerektiğini söyledi. Kendisinin Şam’dan sonra ürdün’de satın aldığı evine yerleşip Arapça’sını geliştirmeyi düşündüğünü belirterek İslam dünyasında bir çok gayrı İslami gazete ve yayının Müslümanlar tarafından okunmasını eleştiren Abdullah bey bu konuda çeşitli örnekler de aktardı: Türkiye’de başörtülü kızlar Posta gazetesi okuyor. Oysa bu gazetede bir çok gayri İslami resim ve haber var. bunu garipsiyorum.


Suruş İrfani’nin konferansından sonra sohbet etmek için tekrar sözleşerek ayrıldık Abdullah beyden. Konferansın ardından, bu kez Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay’ın da katılımıyla Sultan Veled Konferans Salonu’nda sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik.


Kendisi pek renk vermese de 1968 kuşağından olduğunu tavırlarından çıkardığımız Abdullah bey, güncel siyasi meselelere de değinerek ne Türkiye’nin ne de İran’ın nükleer silah üretmemesi gerektiğini hararetle savundu. Siyasi tavırları ve İslam dünyasındaki çeşitli siyasi yönelimleri eleştirirken son derece katı bir dil kullanması da 68 kuşağının siyasetten bezmiş hallerini yansıtıyordu.


Batıda tasavvufun bu kadar ilgi görmesinin altında tasavvufi anlayışların siyasete soğuk bakışlarının bir etkisinin olup olmadığını sorduk. Sorumuzu susarak geçiştirdi. Fakat sevgili Abdullah amcayla yaptığım bu sıcak görüşmelerden aklımda kalan cümlenin anlamı son derece açıktı. İslam dünyasında bilgi ile hayat arasındaki dengeyi düzeltecek aksiyon eksikliği bütün problemlerimizin temel kaynağıydı.

Kültür Sanat Haberleri

Hierapolis’te Yeni Dönem: Antik Kentin Ruhuna Dokunan Modern Dokunuş
Atıklardan yaptıkları müzik aletleri ile konser verdiler
Antalya'da Şafak Vakti Sıra Dışı Manzara
Alanya Kalesi'nin 800 Yıllık Sırrı
Türkiye’de Sadece 7 Tane Kaldı: İşte Küllerinden Doğan Mavi Değirmen