ÇADIRDAN KIZ KAÇIRMA

Çukurova’da da, göç dağlarında da birlikte yaşamışlar ve nihayet yaşları kemale ermiş, evlenme çağları gelivermiş ve içlerinde bir aşk alevi parlamaya başlamıştı. İsmail Detseli'den ilginç bir öykü daha...


İsmail DETSELİ


Aynı obanın gençleri idiler M. Emin ile Ayşe kız, aynı obada doğmuş, büyümüş, aynı havayı solumuşlardı. Çukurova’da da, göç dağlarında da birlikte yaşamışlar ve nihayet yaşları kemale ermiş, evlenme çağları gelivermiş ve içlerinde bir aşk alevi parlamaya başlamıştı.


Başlamıştı da bunların aşkını ne gören varmış, ne duyan varmış, ne aldırış eden varmış, ne de bunlarla ilgilenen varmış, herkes kendi havasında gelip geçiyorlarmış.


Ne yapsınlar bunlar da töre ve Yörük geleneği olan diğer gençlerin paylaştığı kaderi paylaşmayı kabul etmişler ve aralarında bir karar almışlar, uygun zamanı ve zemini kollamaya başlamışlar. Uygun zeminde köy idaresinde tanıdıkları ve güvendikleri, sevecen, cana yakın, babacan insanların bulunduğunu bildikleri Gökyurt (Gilissira) olmuş. Gökyurt’un dağlarını kaçma yeri olarak seçmişler Ayşe ile M. Emin. Çünkü buralarda devlete çabuk ulaşırlar ümidini her sene geldiklerinde içlerinde taşımışlar. Ve bir gün davarları otlatırken kafalarındakini uygulamaya koyup davarları obaya doğru sürdükleri ile kendileri de güvendikleri insanların bulunduğu köyün devleti temsil eden muhtarına ve idare heyetine sığınmaya karar vermişler.


İşte macera başlıyor.


Bir bahar mevsiminin yaza dönüş günleriydi sanırım bundan otuz yıl kadar önce idi bizim köyümüzün Meram Gökyurt dağları Yörük göçerler için tam bir otlakiyelik yer.


Köyümüzün kâtibi ve hesap işlerine bakmam dolayısı ile gelen aşiretlerin genelde kızı kızanı oba beyi delikanlısı hepsi de beni tanırlar


Bundan dolayı bir gece vakti evimin kapısı usulca çalındı, kim o dedim, hafiften bir ses “Benim kâtip ağa Yörük Mehmet Emin, aç kapıyı” dedi. Açtım. Bana acele bir selam verdi, ağam Ayşe’yi kaçırdım aha burada, ne olur bize yardım et, atlılar çoktan peşimize düşmüşlerdir dedi. Belli ki ikisi de ölümden ziyade hayallerine erişememe korkusunu yaşıyorlardı. Gelin önce karnınızı doyurayım, sonra bir çaresine bakarız dedim. Ağam bırak ekmeği çayı, onlar bizim boğazımızdan geçmez bizi hökümete ulaştır dediler


Eğer işin yoğusa sen de gelsen heyetsin sizde hökümet sayılırsınız ağam ne olur dedi Yörük Mehmet Emin de. Yörük kızı Ayşe de gayet kararlı idi.


Bu arada sabahta oluyordu muhtarın evinden bana bir haber geldi kâtip muhtara iki atlı Yörük gelmiş kaçak arıyorlarmış muhtar seni çağırıyor dedi.


Bizim kaçak âşıkları bir telaştır aldı, onlara sakin olmalarını ben gelene kadar evden çıkmamalarını, söyledim muhtara gittim.


 İlk gelen atlılar Ayşe’nin babası ve dayısı idiler. Ben varınca yorgunluktan perişan olmuş bir Yörük daha geldi belli ki bu da Mehmet Emin’in babasıydı. Çok da korkuyordu. Zavallı işte. Evlatlar âşık olur, aşk yaşar, akıllarının dediği yere kaçar, babalar da onların derdini çeker dedim içimden. Buyurun ağalar derdiniz nedir diye muhtar sordu. Onlar da hemen kucaklarındaki taşları bir anda döküverdiler amma bu arada birbirlerine pekte kindar davranıyorlardı.


Ben köyün katibi olarak kanunları daha iyi bilen birisiyim ve hemen söz alıp kızın ve oğlanın reşit olup olmadıklarını sordum. İçlerinden kızın babası olduğunu anladığım kişi “O ne dimek ağa?” diye sordu. Yani yaşları küçük mü büyük mü? Yani kendi kararlarını verme yetkisine sahipler mi? Reşit dediğin bu ise reşitler ağa, amma ortada namus meselesi var dediler. Ben durun, telaşa gerek yok, bu telaş nedir? Onlar demek ki birbirlerini sevmişler, kararlarını vermişler. Ne yapalım kanı kanla değil kanı su ile yıkarlar bundan gayri sizlere de anlaşıp dünür olmak düşer dedim.


Hemen itirazlar ve suçlamalar devam ederken bir dakika dedim ve Ayşe ile Mehmet Emin’in bana gelir gelmez verdikleri aşklarını anlatan şiiri orada bulunanlara dokunaklı bir şive ile okuyuverdim o anda yüreklerindeki o kinin biraz kaybolduğunu görür gibiydim ne de olsa hepsi de ataydı.



 



 


O MEŞHUR AŞK ŞİİRİ ŞUYDU


 


Oğlan                                                             


Ayağına giyer yemeni                          


Bekle şu gelen geceyi                                     


Aşkın yakıyor sinemi                                      


Benimle kaçar mısın Ayşe’m                           


           


Kız                                                                


Havalarda uçar turna                                      


Kaytan bıyığını burma                         


Kaçar mısın diye sorma                                  


Ben hazırım Yörük beyim                               


 


Oğlan                                                             


Aynam ol da bir bakayım                                


Saçlarımı tarayayım


Şu karşıki kayadayım


Bohçanı alda gel Ayşe’m


 


Kız                                                                


Bohçam hazır kolumdadır                               


Bütün her şey yolundadır                                


Anam babam uykudadır                                 


Hazırım ben Yörük beyim                                           


 


Oğlan                                                                        


Çiğdem çiçek açıp gelir                                  


Dağlar bize geçit verir                         


ALLAH aşkımızı bilir                          


Gel de kavuşalım Ayşe’m                               


 


Oğlan                                                                        


Dağlarda kekikler kokar                                 


Yarim keklik gibi seker                                   


Bu aşk ikimizi de yakar                                   


Tez gel kavuşalım Ayşe’m


 


Oğlan                         


Hazırsan bugün kaçalım


Şafakta dağları aşalım


Taş pınarda buluşalım


Yakar aşkın beni Ayşe’m


 


Kız


Ağılda keçiler meleşir


Anam peşimde dolaşır


Bu aşk bizim kim karışır


Hazırım ben Mehmet Emin


 


Oğlan


Anan baban seni vermez


İçten yana aşkı bilmez


Bu gençlik gidince gelmez


Tez gel de kaçalım Ayşe’m


 


Kız


Sabah kaçtığımız duyulur


Arkamızdan atlılar salınır


Cendermeye haber verilir


Tez gidelim Yörük beyim


 


Kız


Gece dağı ormanı aşalım


Issız yerlerden geçelim


Hökümet evinde birleşelim


Nikâhlanalım Yörük beyim


 


Ozan


Ozan İsmail der uçtular


Gece çay dere geçtiler


Hökümette birleştiler


Mehmet Emin ile Ayşe  


 



 


Pazarlığı kurdum ben dedim kız babasına, el sıkışın bu işi tatlıya bağlayalım, söyle istediğini ağa dedim, kız babası Dursun ağa, dayıya da güvenerek üç deve, ikisi boduklu, elli keçi donanımlı bir çadır evi isterim demez mi?


Oğlan babası Çakır Sülün’ün kanatları yere düşüverdi. İnsaf Dursun ağa ben bütün ömrümce çalışsam bunları sana ödeyemem dedi. Sen bilin istersen hemen yola çıkarız, ikisinin de ileşini önüne getirir atarım ha diye tehdit savurdu. Muhtar hop Dursun ağa nerde ne konuştuğuna iyi dikkat et burası da bir hükümet makamıdır diye çıkıştı. Çakır Sülün usulca “Doğru bunnarda hökümet dimek gardaşım dursu,n şeriatın kestiği barnak acımaz, bunnar ne derlerse ben ona irazıyım” dedi yükü bize yükleyiverdi.


Biz muhtar emmi ile dışarıda biraz istişare ettik ve içeri girdik muhtar bana dinleyin bizi ağalar biz aramızda size golaylık tanıyacak bir garar aldık. Söyle gararımızı Katip dedi razı olurlarsa olurlar olmazlarsa deyyaha şehrin yolu devlet de orada getsinler devlete ben de gereğini yazarım hökümete dedi. Çakır süllü kızına iki deve, bir boduk (deve yavrusu), bir ufak çadır evi, on beş keçi, iki çuval un versin  


Tamamı deyince Anadolum’un saf kalpli temiz insanları tamam ağam sende dövlet sayılırsın dediğine irazıyız dediler. Benim hazırladığım evlenme evraklarını muhtar mühürledi işlemleri bitirdik siz gidin hazırlanın biz kaçakları bulur getiririz dedik. Onlar gittiler biz de belli bir vakitten sonra Mehmet Emin ile Ayşe kızı yanımıza alıp obaya (Yörüklerin oturduğu yer) gittik. Mütevazı bir yemekten sonra gençleri evlendirdik. Yörük obasında bir hüzün bir sevinç birbirine kavuştu, yemeklerden sonra gelinle damat ellerimizi öptüler. O gece ayrıca kurulmuş olan bir çadıra gelini ve güveyiyi koyduk. Obadan Yörüklerin muhabbetli ilgileri ile uğurlandık. Müslümanlığın gereği işleri tatlıya bağlamaktır. ben Şair İsmail 29 yaşımda Yörük gelinine kaynata olmuştum, göçerler her gelişlerinde bana uğrarlar, espriyle kaynata diye seslenirler misafirim olurlardı bu eski anıyı okuyucularımla paylaşmak istedim tabi o güzel aşk şiiri de bana aitti vesselam…


 

Konyaspor Haberleri

SIRADA BAŞAKŞEHİR VAR
TOPA VURMADI CEZA ALDIRDI
KONYA'NIN İKRAMINI BOŞ ÇEVİRDİ
Konyaspor’dan Yunus Emre Demirkol açıklaması
KONYASPOR'DAN 6 İSİM ADLİYEDE