Büyük dönüşüm…

yazar-28

Balıkların derya içinde olup da onu anlamamaları gibi, biz de bir derya içindeyiz ve onu anlamıyoruz. Özellikle son yıllarda çevremizde hızla ve irademiz dışında değişiklikler oluyor ve biz bunu fark etmiyoruz. Hani akraba çocuklarını görmezsiniz, karşılaştığınızda da onlara ne kadar büyüdüklerini anlatırsınız, anne ve babaları her gün gördüklerinden bu değişimi fark etmemiştir ya işte öyle bir şey.

 

Dikkat ederseniz Türkiye’de böyle bir değişim içinde. Bunu ancak yurt dışına çıkıp da geri dönünce anlıyorsunuz. Yeni yollar, yeni gökdelenler, yeni uydu kentler yapılıyor. Aslında tam bir rant ekonomisi. Siz bile sürekli yaşadığınız kent dışında birkaç yıl yaşayın dönüşte tanıyamayacaksınız.

 

Değişiyoruz, peki gelişme bununla beraber oluyor mu? Bu sorunun cevabı olaya bakış açınızla ilintili. Sosyal olaylar site kurar gibi bir anda ortaya çıkmıyor ve sonuçlanmıyor. Belli bir süreç gerek. Oysa şu anda Türkiye’de olan sıçrama tarzında değişimler. İnsanların buna adaptasyonu zor oluyor. Bu sebepten özümsemek yerine, uyum sağlamayı tercih ediyor ve geleni kabul ediyorlar. Belki kaba olacak amma eskilerin kabak çiçeği gibi açılmak dedikleri tarzda bir uyum.

 

Lüks gökdelenler ve lokantalar mantar biter gibi bitiyor. Her yerde, her şehirde gökdelenler var. O güzelim İstanbul silueti bile artık, Topkapı sarayından değil, gökdelenlerden izleniyor. Hepimizde bir marka merakı var. Elbiseniz soranlar için mutlaka markalı olmalı. Rakamlar yüksekmiş olsun fark etmez, kazanıyorsunuz. En fakirin elindeki cep telefonu onun bir yıllık ihtiyacını görür. Ama markadan ve lüksten vazgeçemiyor. Yemiyor alıyoruz.

 

Değişimin yönü ne taraf derseniz, iş biraz karışık. Daha sosyal, daha insani ilişkiler içinde, daha çağı yakalamış değiliz. Tam tersi daha muhafazakar, daha kaliteden uzak, daha lümpen bir halimiz var. Muhafazakârlık giderek tutuculuğu kadar uzanan bir seyir gösteriyor.

 

Menfi değişenlerde var. Liyakat artık geçerli akçe değil. İşe alınacaklarda liyakat ve kalite yerine, referans mektubu alıyor. Birinin bir şeyi olmak esas. Siyasi tercihlerde bundan yana. Siyasi referansınız sizin bulunduğunuz makama gelmenizi ve orada kalmanızı sağlıyor. Kimse şu adam bu işi iyi yapar demiyor. Kime çalıştığına bakıyor. Destekleri kim. Devlet daireleri giderek gettolaşıyor.

 

İnsani ilişkilerimiz yok oluyor. Komşuluk ilişkilerimiz yok oluyor. Kısaca insanlığımız yok oluyor. Ev alırken insanlar, artık komşularız nasıl diye soruyor. İyiler mi, görüşülebilir mi?

 

Şimdi bu yazıyı çağı anlayamayan birisinin yazdığını söyleyeceksiniz ama aslı öyle değil. Bilenler bilir. Olay çağı anlayamamak değil, değişimin getirdiği kalitesizleşmeden korkmak. Sizden yüz metre ötede giderken cep telefonuyla ne konuştuğunuz duyduğunuz insan, bu çerçevede kendini hür sayıyor, bu konuşma şeklini hak sayıyor. Nerede kaldı hikâyelere konu olan yüksek ökçeler.

 

Nasrettin Hocanın herkese haklı olduğunu söyleyerek işin içinden çıkması gibi bir durum var. Herkes haklı olamaz. Haksızlar, haksızlıklarını bilmeli ve ona göre davranmalı. O zaman bu gidiş istenilen özelliklerde ve anlamlı olur.

 

Bir gün durup da çevremize bir bakacak olursak, kim bilir neler göreceğiz. Yapılan ne yanlışlar, ne hatalar. Büyük bir değişim. Ayak uyduramazsak yazık olacak. Ne için mi? Kaybettiklerimiz…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.