Birçok sivil toplum kuruluşu, cemaat ve tarikatın yanı sıra kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan kişilerin fişlendiği, dindar halkın zorbalıkla ve dayatmalarla karanlık bir girdabın içine sokulmak istendiği 28 Şubat 1997 tarihinin üzerinden 15 yıl geçti
Tarih 28 Şubat 1997’ydi. 15 yıl önce bugün Türkiye, karanlık bir güne uyanmıştı. Halk, Sincan sokaklarından geçen tanklarla irkildi. Tarihi darbelerle dolu olan Türkiye, dindarlığın ve dindarların kökünden yok edilmesi amacıyla adına “Post-Modern” denilen bir darbeyle bin yıl sürmesi planlanan bir fetret dönemine sokuldu. Askeriyeden, yargıya, milli eğitimden, emniyete, ekonomiden, iç ve dış siyasete kadar birçok alanda etkisini gösteren Post-Modern darbe ülkemizi en az 10 yıl geriye döndürdü. Kadınlar başörtülü, erkekler ise sakallı olduğu gerekçesiyle üniversitede okuyamadı, kamu dairesinde çalışamadı. Kamuda hizmet etmek bir yana, kamudan hizmet alması bile imkânsız hale getirilmek istendi. Tam takva dinini yaşamak isteyen insanlar hapislere dolduruldu. Düşünce özgürlüğü ve vazgeçilmez insani haklar ihlal edildi. Günün anlam ve önemine dair açıklama yapan siyasiler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri, 28 Şubat’ın tarihin tozlu raflarına kaldırıldığını ve gelişen bir Türkiye’nin sıfırdan yapılacak yeni bir anayasa ile dünya üzerinde hak ettiği yere geleceğini savundu.
28 ŞUBAT TÜRKİYE İÇİN DÖNÜM NOKTASI OLDU
28 Şubat süreci, 28 Şubat 1997'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli süreç olarak tanımlanıyor. Bu sürecin Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan bu kararların uygulanması sırasında Türkiye'de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir yanı da var. Yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırıldı ve 28 Şubat tarihe kara bir gün olarak geçti. Bu süreçte birçok cemaat, tarikat, sivil toplum kuruluşu ve kamuda çalışan kişiler tek tek fişlendi. Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Emekli Orgeneral Çevik Bir tarafından kurulan ve Refahyol hükümetini devirmek için faaliyet yürüten Batı Çalışma Grubu (BÇG)'nun STK'ları isim isim fişlediği ise ilerleyen dönemlerde ortaya çıktı. Gizli/Kişiye gizlilik derecesi ile hazırlanan ve ivedi olduğu belirtilen emirler 1995–1997 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı olan, 1997–1998 tarihleri arasında Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevine terfi ettirilen Koramiral Aydan Erol tarafından verildi.
KİMSENİN ÖZEL HAYATI KALMADI
Söz konusu belgelerde geçen ifadelere göre, Koramiral Erol, Batı Çalışma Grubu faaliyetlerine yönelik olarak bazı bilgilerin derlenmesi gerektiğini belirterek, tüm dernek, vakıf, meslek kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları ve konfederasyonları, yüksek öğrenim kurumları, özel ve kamu tüm yurtlar, yerel televizyon, gazete, dergi ve diğer basın kuruluşları hakkında araştırma yapılmasını istedi. Hakkında araştırma yapılması emrini sivil toplum kuruluşları ile sınırlı tutmayan Erol, önemli mevkilerdeki kişilerin özel hayatlarının araştırılmasının emrini de verdi. Emrin her ilde bulunan komutanlıklara yazıldığı dikkate alındığında Türkiye'de özel hayatı araştırılmadık vali, kaymakam, büyükşehir belediye başkanı, müdür, daire başkanları, il genel meclisi başkan ve üyeleri ile belediye meclisi üyeleri, siyasi parti il ve ilçe teşkilatları yönetim kadroları kalmamış oluyor.
28 ŞUBAT’TA FİŞLENENLER
Yine bu süreçte Milli Gençlik Vakfı, Mazlum-Der, Akabe Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı, Birlik Vakfı ve Türkiye İmam Hatipliler Vakfı’nın da aralarında 124 Sivil Toplum Kuruluşu “İrticai Faaliyet Gösteren Vakıflar” başlığı altında listelenmiş. Listede yer alan 124 STK'nın kaç ilde örgütlendiği ve hangi cemaate yakın oldukları da not edilmişti. BÇG’nin "Aşırı İslamcı unsurlar ve Vakıfların bağlı bulunduğu tarikat ve dinî akımlar" başlığıyla fişlediği listede Safa Vakfı ve Yeni Asya Grubu gibi STK, vakıf ve dini akımlar da yer alıyordu.
ÖKSÜZ: HALKIMIZ TRAVMAYI ÜSTÜNDEN ATMAYI BAŞARDI
28 Şubat’ı tarihi bir travma olarak niteleyen Türkiye İmam-hatipliler Vakfı(TİMAV) Genel Başkanı Abdullah Ecevit Öksüz, makro ve mikro olarak kategorize ettiği süreci şöyle değerlendirdi: “Bu dönemde hukukçular, askerler, çeşitli sivil toplum örgütleri ve bunlara çanak tutan bazı medya grupları elbirliği ile ülkemizi geriye doğru götüren o adımı attılar. Ama halkımız, bunu atlatacak azim ve kararlılığa sahip olduğu için travmayı kendi iradesiyle yendi. Bugün, mazlumların içinden çıkan bir iktidar ve mazlumların isteği doğrultusunda hazırlanan bir anayasaya kavuştuk. Yarın sıfırdan yapılacak bir anayasa ile daha da özgürleşeceğiz.”
SORGUN: 28 ŞUBAT ACI DENEYİMLERDEN BİRİ OLARAK KALMAMALIDIR
AK Parti Konya İl Başkanı Ahmet Sorgun da 28 Şubat ile ilgili düşüncelerini açıkladı. İşte Sorgun’un cümleleri: “Ülke her anlamda kötü gidişatın çözüm yollarını aramak yerine zihinlerde üretilen bir düşmana karşı ürettiği politikaların peşinde karanlığa doğru yol almıştı. Bugün, post-modern darbe olarak nitelen bu değişim süreci, artık geçmişindeki darbelerle mücadele eden Türkiye için acı deneyimlerden biri olarak kalmamalıdır. Türkiye geçmişi ile yüzleşebildiği ölçüde daha demokratik ve daha özgürlükçü olacaktır.”
TOLU: 28 ŞUBAT TÜRKİYE TARİHİNDE KARA BİR LEKEDİR
28 Şubat sürecini değerlendirdiği açıklamasında Has Parti Konya İl Başkanı Veli Tolu da şu ifadeleri kullandı: “28 Şubat, ülkemizin tarihinde kara bir leke olarak yerleşmiştir. Biz 28 Şubat’ı önemsiyoruz. Türkiye 12 Eylül ile bir hesaplaşmaya girdi 12 Eylül referandumu ile. Bu önemli bir adımdır. Bir yandan Balyoz ve Ergenekon soruşturmaları devam ediyor, ama ne hikmetse 28 Şubat ve 27 Nisan’ın şimdiye kadar üstü hiç açılmadı. Biz 28 Şubat’ın bu anlamda Türkiye’de 27 Mayıs’tan çok daha kuvvetli bir darbe olduğu kanaatindeyiz.”
ARGUN: 28 ŞUBAT’IN FAİLLERİ HAK ETTİĞİ CEZAYI ALMALIDIR
Fişlenen sivil toplum kuruluşları içerisinde yer alan Mazlum-Der’in Konya Şube Başkanı Derviş Argun da bir açıklama yaptı. Argun, “Bugün, 28 Şubat darbesinin yıldönümüdür. Üzerinden tam 15 yıl geçmiş olmasına rağmen Postmodern bir darbe olan 28 Şubat ve uygulamaları, etkinliğini nispeten kaybetse bile henüz yargılanmamıştır. Yani 28 Şubat ve onun uzantısı illegalite ile esaslı bir hesaplaşma yapılabilmiş değildir. Geldiğimiz noktadan geriye dönüp baktığımızda, bu sürecin sahiplerinin ülkeyi nasıl bir karanlık tünele, bir terör ve kaos ortamına sokmak üzere oldukları ve bu konuda ne denli yol aldıkları açığa çıkmıştır” dedi. M. Emin Yumuşak-Memleket