Yılın sadece bir gününe sıkıştırılmış süslü cümleler tükendiğinde, şatafatlı paketler açılıp vitrinlerdeki yerini aldığında geriye evin en çıplak, en ağır gerçeği kalır: Odadaki o derin sessizlik. İşte o sessizlik çöktüğünde, bugüne kadar ömrünü sana basamak yapmış koca bir çınarın karşısında, kendi nankörlüğünle yapayalnız kalırsın.
Hafızanı zorla. "Sen anlamazsın baba, sizin devriniz geçti!" diye pervasızca bağırdığın o anı hatırla. Sırf haklı çıkma hırsıyla, egonu tatmin etmek için kalbini paramparça ettiğin adam duruyor karşında. O an sesini çıkarmadı, sustu değil mi? Şanslıydın; çünkü bir babanın sükûtu, yeryüzündeki tüm gök gürültülerinden daha ağırdır. Konuşsaydı nefesin kesilirdi. O sessizliğin içinde öfke değil, "Evladımı kendi ellerimle büyüttüm ama ruhunu kaybettim" korkusu gizliydi.
Sen sadece arkandaki üç sokağı gördün; o ise otuz yıllık hasreti, uykusuzluğu, açlığı ve hayatın en acımasız yüzünü gördü. Sana "Yapma!"dediğinde seni kısıtlamak istemedi; senin yorulmanı, onun düştüğü kuyulara düşmeni engellemeye çalıştı. Şunu asla unutma: Bir babayı çökerten, belini büken sırtındaki hayat yükü değildir. Bir babayı asıl yaşlandıran, göz nuru gibi büyüttüğü evladının gözlerinde gördüğü o kibirli, o çiğ "Artık sana ihtiyacım yok" nankörlüğüdür.
Gençler!
Gerçeklerle Yüzleşin
En büyük yanılgınız ne biliyor musunuz? Babanızı hiç ölmeyecek sanıyorsunuz. O dağ gibi adamların, o sığınılacak kalelerin bir gün un ufak olmayacağına inanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Dağlar da göçer bu dünyadan. Ve o göçüp gittiği gün, kalbine bıraktığın her yaranın hesabı bir bir vicdanına sorulur. Geriye öyle bir sızı kalır ki; dünyadaki tüm servetleri, tüm hediyeleri feda etsen de o sızıyı dindiremezsin.
Kutulardaki Sahteliği Bırakın.: Babaya verilecek hediye hiçbir ambalaja sığmaz. Gururunuzu, o içi boş kibrinizi ayaklar altına alın. Gidin ve o nasırlı, çatlamış elleri avuçlarınızın içine yerleştirin.
O Ellerin Hikayesini Unutmayın:
Sırf sen oku diye yırtık ayakkabıyla kış kıyamet kahrı çeken, kendi boğazından kesip seni doyuran o ellerin hakkını ödeyemezsin. Gözlerinin içine bakarak, "Hakkını helal et koca çınarım. Devir ne kadar değişirse değişsin, senin tecrüben benim başımın tacıdır" demeyi öğrenin.
Rehberinizi Doğru Seçin:
Cennet kapısının anahtarını sahte dünyalarda, yabancı kapılarda aramayın. O anahtar, babanızın seccadeden kalkıp senin için göğe açılan o yorgun ellerinin duasında gizlidir. Telefonunun ilk tuşu, hayatının ilk ve son pusulası o olsun.
Devirler değişir, teknolojiler çağ atlar, insanlık başkalaşır; ama bir babanın evladına olan kalbi, o saf duası asla değişmez. Yarın çok geç olmadan, o koca gövde soğuk toprağa karışmadan önce çınarınıza sımsıkı sarılın. Toprağını değil, hayattayken tenini koklayın.
Çünkü babalar sustuğunda hayat bir şekilde devam eder; ama babalar gittiğinde, evrenin en büyük, en amansız sessizliği başlar. Öyle sağır edici bir sessizliğe uyanmadan önce, kendinizi onun yorgun yüreğine bir sevgi borcu olarak yük edin... Ama asla bir ağırlık, bir yük kılmayın.
Geç kalmayın. Henüz nefes alıyorken helallik alın. Babaların günü takvimdeki tek bir pazar günü değil; onların huzurla, sağlıkla ve saygıyla yaşatılacağı her gündür.