Bu Hafta Böyle

Fahri Kubilay

“Vardır bunda da bir hayır!” derler ya öyle de oldu. Bu hafta aslında ‘bu kadar ikiyüzlülüğe pes dogrusu!’ başlıklı yazım çıkacaktı, yazı bilgisayarımdan bir anda buharlaştı. Son günlerde bilgisayarlarda Çernobil virüsü var diyorlar ya herhalde bizim belgede öyle bir virüs tarafından silindi. Biz de hayırlısı, deyip şöyle engin diyarlara doğru bir süzülelim bakalım karşımıza ne çıkar.

Okul Aile Birliği
İlk bahar geldi, okulların kapanmasına az bir zaman kaldığında, bilmem sizde farkında mısınız okul aile birlikleri ne kadar çok çalışıyorlar, ne kadar çok! Çay partileri mi dersiniz kermesler mi dersiniz yoksa bilemedin konserler, tiyatrolar mı, hatta geceler gündüzler mi! Onlarda işi öğrenmiş, bileti eline alan çıkıyor çarşıya, biri gidiyor biri geliyor. Yardım etsen bir türlü etmesen bir türlü. Eğitim bu başka şeye benzemez, ‘hepsine yardım edeyim’ desen bütçe! Etmeyeyim desen olmaz! Şahsen ben işin içinden çıkamadım, eğer sizin bu konuda bir fikriniz varsa, nerede olursanız hemen gelip fikrinizi almaya hazırım! Yeter ki aklı başında bir çözüm önerin.

Öğretmenler kitap okur mu?
‘Bu ne biçim soru?’ demeyin birden aklıma geliverdi. Son zamanlarda ilköğretim öğrencilerinin elinde liste kitapçı, kitapçı dolaşır olduklarını görünce, sanki okul sezonu eksik ders kitaplarını tamamlıyor. Gerçi şimdi onları da devlet veriyor ya, ona hacet kalmadı ama yine alışkanlık bizim veliler, öğretmen dediyse almak lazım mutlaka, çocuk dersinden geri kalmasın, diye düşünürler. Tüm bunları zihninden geçiren veli mutlaka bu konuda üzerine düşeni yapmak zorunda hisseder. Gelelim mevzuya ben ortaokulu tam 12 Eylül İhtilali olduğunda bitirmiştim. İyi hatırlıyorum bizim öğretmenimiz de o zaman Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu, Peyami Safan’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanlarını bizlere tavsiye etmişti. Aklıma geldi de ne bileyim kafam karıştı acaba bizim öğretmen sadece bu kitaplarımı okumuş diye düşündüm hani yeni çıkan kitaplar falan var mı veya yeni kitap çıkmıyor mu, diye ta o zaman aklıma gelmişti.

1 Mayıs İşçi Bayramı
Çelik-İş Şube Başkanı Muharrem Oğuz’un, bu yıl 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı Emek Platformu’ndaki TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, KESK olarak Seydişehir’de kutlamak için büyük çaba içinde olduğunu örgendim. Ben işçi olmadığım için o günün bayram ilan edildiğini pek hatırlamam. Sabah kalkıp da işe gideceğim zaman normal günden farklı olarak polislerin köşe başlarını tuttuğunu görünce hatırlarım. Bu arada 1 Mayıs Türkiye de işçi bayramı olmanın ötesinde yasa dışı örgütlerin işçinin bayramını provake ettiği gün olarak insanların zihninde kaldı. Benden söylemesi

Başkaların hakkına saygılı olmak
Bu ülkede insanlar niye birbirlerine saygılı değiller. Kavgaların, gürültülerin, itiş kakışların çoğu insanların kalabalık olarak bulundukları yerlerde çıkıyor. Mesela bankaya, postaneye, hastaneye herhangi bir yerde iş yaptıracağımız zaman ‘insanlar niye başkalarının hakkına saygılı olmak istemezler’ diye düşünürüm. Hemen gelip sırada bekleyen insanları görmeden baş tarafa geçip işini yaptırmak sanki marifet, uyarmasan sana sıra gelmiyor. Sıranın olduğunu hatırlatsan sen kötü oluyorsun garip bir durum. Birilerinin hatırlatmasıyla da bu işler olmuyor. En iyisi biz okullara görgü kuralları adı altında ders koyalım, bizden sonraki nesiller bu sorunları yaşamasın diye.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.