Ergenekon’da “akademik” dalga sürpriz veya şaşırtıcı değildi. Bazı çevrelere göre Mehmet Haberal, ulusalcı çevrelerin yeni “lideri” idi.
Mehmet Haberal’ın adı, özellikle Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde geçmiş ve Haberal’ın önayak olduğu “Gölbaşı toplantıları”nda AKP hükümetine karşı “alternatif oluşturma” planları yapıldığı, kamuoyuna yansıyan bilgiler içerisinde yer almıştı.
Haberal’in sahibi olduğu Başkent Üniversitesi, Kanal B Televizyonu’nda yapılan aramalarda bazı bilgisayar kayıtları ile cd’lere el konulduğu bildiriliyor.
Gözaltına alınan Haberal, İstanbul’a götürülecek ve Ergenekon savcılarına ifade verecek.
Haberal’a ne sorulacağı ve onun da ne tür bir ifade vereceği yargı sürecinde ortaya çıkacak.
Kamuoyunda Ergenekon soruşturmasında çokça adları geçmesine rağmen, soruşturmanın “üniversite”yi kapsamaması temkinli bir bekleyişe neden olmuştu.
Bu nedenle Haberal ve bazı rektörlere yönelik soruşturmanın genişletilmiş olması, kimse açısından sürpriz olmadı.
Bununla beraber, bazı TV kanallarında “korku imparatorluğu” teorilerini ortaya atanlar boy göstermeye başladı. Bilindiği gibi seçimler öncesinde ulusalcı çevrelerden, Ergenekon soruşturmasına yönelik, “seçimlerden önce muhalefeti bastırmaya çalışıyorlar” türünden yoğun yorumlar gelmekteydi.
Seçimler bitti, ama Ergenekon soruşturması devam ediyor. Aynı çevreler bu kez soruşturmayı “seçimlerle” irtibatlandıramayacaklar. Ama benzer söylemlerle soruşturmayı gölgeleme çabalarını sürdürecekleri anlaşılıyor.
Haberal’ın evinde aramanın sürdüğü sırada destek amacıyla MHP milletvekili Deniz Bölükbaşı buraya geldi.
Koşup gelenlerden ve peşinden medyaya açıklama yapanlardan biri de CHP milletvekili Yılmaz Ateş idi. Ateş, olup bitenleri “terör” olarak nitelendirdi. Bu açıklama, Ergenekon konusunda CHP cephesinde “yeni” hiçbir şey olmadığının kanıtı oldu.
Mehmet Haberal’la birlikte Uludağ Üniversitesi’nin eski rektörü Mustafa Yurtkan ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay’ın evinde de aramalar yapılıyor.
Ergenekon’un “akademik” dalgası, üniversitelerde bilim üretmek dışında ne tür “siyasi” ve “gizli” faaliyetler yürütüldüğünü ne kadar gözler önüne serecek, göreceğiz.
Bir zamanlar üniversiteleri politikadan uzak tutmak, bir “devlet politikası” idi. 12 Eylül askeri rejiminin getirdiği YÖK’ün varlık sebebi de buydu.
Ama bazı akademisyenlerin siyasete, hem de yasa ve meşruiyet sınırlarını zorlayan bir siyaset anlayışına bu kadar bulanmış olmaları, herkes açısından düşündürücü olmalıdır.
Üniversiteler bilim üretmesi gereken kurumlar olması gerekirken, bugün neden bu haldedir? Üzerinde en çok düşünülmesi gereken husus da herhalde bu olmalıdır… iyibilgi.com