Bozuk para, bozuk esnaf!

Mustafa Yiğit

Son zamanlarda piyasayla içli dışlıyım. 

Öyle bakmayın hemen manalı manalı, ticarete falan başlamadım canım.

Ev taşıdım.

Ama ne ev taşımak!

Emlakçı, nakliyeci, kombici derken baya bir yoruldum da…

Ama yorulmaktan çok daha vahim bir durumla karşılaştım bu zaman zarfında...

Keşke her şey beden yorgunluğu gibi olsa, yatağa uzandığınızda geçip gitse...

Evet, insanımızda  “iş ahlakı”nın olmadığını çok yakından gördüm, hatta iliklerime kadar yaşadım.

Esnaf tam anlamıyla “yolma”  peşinde.

Hele bir de sıkıştığını anladıysa gözünün yaşına bakmıyor abi…

Nerede öyle anlatıldığı gibi, kendi siftah yapıp, komşusunun da nasiplenmesini isteyen anlayış?

O anlatılanlar tam anlamıyla nostalji olmuş.

Ticari taksiye biniyorsunuz. ‘Gideceğiniz yer yakınsa götürmem’ diyor. Ya da parayı veriyorsunuz, ‘bozuk yok’ diyor kalan parayı iç ediyor.

Evet, bozuk para yok, bozuk esnaf çok!

‘Senin işin bu, bozuk para taşımak zorundasın’ diyorsun, kötü kötü bakıyor.

Arkadaşlar şunu içim kanayarak söylüyorum ki, müşterisine kazık atmaktan zevk duyan, bunu hem de ağzından “Allah, peygamber”  kelimelerini düşürmeden yapan bir esnaf oluşmuş durumda.

Adamlar kendilerinin güvenilir olduğunu göstermek adına olacak, bürosunun duvarının arkasına besmelesini asmış, sehpasına bildik “Müslüman” gazete ve dergiler koymuş bekliyor.

Neyi bekliyor, senin saf duygularını, inancını paraya dönüştürmeyi.

Çok acımasız konuştuğumun farkındayım, ancak maalesef ahval böyle.

Oysaki biz çocukluğumuzda, gençliğimizde hep “bizden” olan kazansın diyerek, bu esnaf tipolojisine uyan adamlardan alışveriş yapardık.

Onlar kazanırsa, daha hayırlı olur, daha çok hayır işlerler diye düşünürdük.

Ancak bu bir “istismar” sistemi haline dönüşmüş.

Güvenirlilik “imajı”  bu yöntemle veriliyor.

Telefonu açıyorsunuz, Yusuf İslam şarkılarıyla sekretere bağlanıyorsunuz, sonra mobilyanın en kıytırığını, arabanın en çürüğünü oradan alıyorsunuz.

Hem de piyasanın çok yükseği bir fiyatla.

İlahi yasalar, resmi yasalar neyle hükmedilirseniz hükmedilin ancak “ahlak” üzerine yaşayın.

Ahlak üzerine yaşamak da öyle cezalarla, ödüllerle olacak bir şey değil.

Her şeyden önce içinizden gelmeli.

Sizi kontrol eden güçlü bir ahlak anlayışınız olmalı.

Bu çağrımız dikkate alınır mı bilmem ama diyorum ki;

Ey esnaf kardeş, Müslüman olun, laik olun ama her şeyden önce ahlaklı olun!

 

****

 

Ekmek kavgası…

 

Son zamanlarda konuşulan mevzulardan biri de ekmek zammı.

Uncular bir ayrı söylüyor, fırıncılar bir ayrı.
Hangisine inanacağımızı bilmiyoruz.

Bildiğimiz Türk halkının en çok tükettiği gıda maddesinin zamlandığı.

Ben uzun yıllar fırıncılık yapan bir aileden geliyorum.

Hatta Akşehir ve civarındaki bütün fırıncılar bilir uzun yıllardır bu işle uğraşan dayılarımı.

Ben, neredeyse Akşehir’in her fırınında ekmek çıkarmış,  “ikiz”lerin yeğeniyim.

Kendim de çok ekmek çizdim yaz tatillerinde, çok elim yandı.

Ama o ekmeğin fırından çıkışını hala özlerim.

Mis gibi kokar... Sım sıcaktır…

Evet, şimdi o ekmek biraz daha pahalı bir şekilde vatandaşın safrasına gelecek.

Gerçi kimi belediyeler direniyor.

Zam yapmayacaklarını söylüyor.

Mesela, Meram Belediyesi 150 gram ekmeği 20 kuruşa satıyormuş.

Sayın belediye başkanımıza söylüyorum, belki tatlı bir rekabet olur.

Akşehir Belediyesi de 200 gram ekmeği 20 kuruşa satıyor.

Hem de iyi randımanlı undan imal edilmiş, “baston” tabir edilen ekmeği.

Benden söylemesi, zamda değil de hizmet ve kalitede yarışmak en güzeli.

Türkiye’deki belediyeler Akşehir Belediyesi’nin yaptığını yaparsa, ekmek kavgasında halktan yana olacaklardır.

Haydi gramajı yüksek, fiyatı düşük ekmek için el ele!