Böyle giderse din eğitimi biter!

YÖK Genel Kurulu’nun İlahiyat Fakültelerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni yetiştiren bölümlerini kapatma kararı karşısında siyasilerden ve sivil toplum örgütlerinden ses çıkmayınca SÜ İlahiyat Fakültesi öğrencileri konuştu.

YÖK Genel Kurulu’nun 26 Mayıs 2006 tarihinde aldığı kararla İlahiyat Fakülteleri bünyesinde bulunan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği bölümlerini Eğitim Fakülteleri’ne kaydırması, Türkiye’de din eğitimine büyük darbe vurdu. YÖK’ün aldığı bu karar, 28 Şubat sürecinde imam hatip liseleriyle birlikte en çok zarar gören ilahiyat fakültelerini de zor durumda bıraktı. Bu fakülteden mezun olan öğrenciler önümüzdeki yıldan itibaren sadece Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görev yapabilecekler.


50 yıla yaklaşan tarihiyle Türkiye’nin en eski ilahiyat fakültelerinden biri olan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencileri bir yandan YÖK’ü aldığı bu karardan vazgeçmeye çağırırken bir yandan da siyasileri bu hukuk dışı karara tepki göstermelerini istiyor. Öğrenciler, fakültelerinin zamanla kapatılmasına yönelik bu karara tepki göstermek için bir kampanya başlatarak arkadaşlarını ve hocalarını yanlarında görmek istiyorlar. Öğrencilerin “Sesimizi Duyuralım” başlığıyla hazırladıkları ve arkadaşlarına dağıttıkları metinde kamuoyunun YÖK zulmünden haberdar edilmesini ve yetkililerin seslerine kulak vermesini istiyorlar. Öğrenciler ayrıca Başbakanlık, partiler, sivil toplum örgütleri, medya kuruluşları ve gazetelerin köşe yazarlarına faks ve e-posta yoluyla ulaşarak YÖK’ün hukuk dışı ve din eğitimini baltalayan bu tavrına karşı arkadaşlarının ve hocalarının yanlarında olmalarını istediler.


YÖK bu tavrından vazgeçmezse Türkiye’de din eğitimi bitecek


SÜ Öğrencileri ‘sesimizi duyuralım’ başlığı altında bir bildiri yayınlayarak öğretmenlik haklarını ellerinden alan YÖK’ün kararını protesto ettiler.


Öğrencilerin kamuoyuna yaptıkları çağrıda YÖK’ün maksadı şu şekilde dile getiriliyor: “İlahiyat Fakültesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Programı’nın, bu fakülteden koparılarak Eğitim Fakültelerine bağlanması doğrultusunda alınan karar, toplumun bütün kesimlerinde ve eğitim çevrelerinde büyük bir tepkiye ve infiale yol açmıştır. Evrensel ölçülerde bilim ve fikir üretme merkezleri olması gerek yüksek öğretim kurumları üzerinde büyük bir baskı oluşturan ve artık taşınamaz bir yük haline geldiği herkes tarafından ifade edilen YÖK, bu son kararıyla eğitim gibi tamamen pedagojik yaklaşım gerektiren bir konuda bilimsellikten ne kadar uzak bir tavır içinde olduğunu ortaya koymuş bulunmaktadır”


YÖK’ün, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Programı’nın, İlahiyat Fakültelerinden alınarak Eğitim Fakültelerine bağlanması kararını ‘demokrasi ve çağdaş eğitim ilkeleri açısından asla açıklanamaz bir karar’ olarak nitelendiren öğrenciler, kararın alınma sürecinde, başta İlahiyat Fakülteleri olmak üzere ilgili eğitim birimlerinin görüşlerine başvurulmadığını tam anlamıyla bir dayatmada bulunulduğunu vurguluyor hatta basında yer alan bazı bilgilere göre, genel kurul üyelerinin ve rektörlerin büyük bir kısmının böyle bir gündemden haberleri bile olmadığı sonucu basından öğrendiklerine dikkat çekiyorlar.


YÖK’ün bütün kararlarının pedagojik açıdan tartışmalı olarak nitelendiren öğrenciler, açıklamalarında “Bu son kararı, çağdaş eğitim prensipleri açısından tam bir geriye gidişi ifade etmektedir. Zira çağdaş eğitim anlayışı, her uzmanlık alanının, ilgili birimler/fakülteler bünyesinde ve o alanın uzmanlarının akademik kontrolünde yürütülmesini gerektirmektedir. Bu açıdan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliğinin İlahiyat Fakülteleri bünyesinde olması zorunludur. Zira yarım asrı aşan bir süredir din öğretimi sahasında ülkemize hizmet sunan İlahiyat Fakülteleri, bu alanda yetişmiş akademik kadrosuyla söz konusu alan için en uygun ve yegâne birimdir. Din öğretiminin, özel yetişmişlik kriterleri isteyen çok boyutlu ve hassas bir alan oluşu dikkate alındığında, İlahiyat Fakültelerinin bu açıdan alternatifsiz oluşu daha da kesinlik kazanmaktadır” ifadelerine yer veriyorlar.


YÖK’ün bu kararının, son yıllarda sıklıkla tanık olunan güncel siyasi hesaplardan ve kişisel beklentilerden bağımsız olduğunu düşünmenin mümkün olmadığını belirten öğrenciler bildiride şu ifadelere yer veriyorlar: Eğitim konusunun, ideolojik yaklaşımlardan ve siyasi hesaplardan bağımsız ele alınması gerektiği YÖK yetkilileri de dahil olmak üzere her kesim tarafından ve her vesileyle ifade edilmesine rağmen, bu kararın baştan sona ideolojik olduğu halkın tamamı tarafından görülmekte ve ifade edilmektedir. Kısaca eğitim konusu, ideolojik yaklaşımlara, kişisel hesaplaşma ve beklentilere kurban edilmektedir.


Kurumların oluşturulması, yaşatılması ve medeniyet kuracak biçimde geleceğe taşınmasının oldukça zor ve uzun süre gerektirdiği herkesin malumudur. Bu hakikat göz önünde bulundurulmak üzere, evlatlarının geleceğini tayin eden kararlar alan ve topluma dayatan YÖK’ün bu tutumları karşısında halkımızın ve her seviyede sivil toplum örgütlerinin tepkisiz kalmaması gerekmektedir. Zira din ve eğitim alanı gibi son derece hassas bir konuda sessizlik, YÖK yetkililerini cesaretlendirecek, eğitim kurumlarını daha da kıskaca alacak adımlar atılmasına zemin hazırlayacaktır. Özellikle modern dünyada en temel hakların bile ancak dayanışma içinde ve büyük mücadelelerle elde edilebildiği unutulmamalıdır.


Kısıtlamalar getirilerek istikbal vadetmeyen bir kuruma dönüştürülen ilahiyat fakülteleri bu hâl üzere devam ettirilirlerse mesleki fonksiyonlarını yitirecektir. Tevhid-i tedrisat kanunuyla büyük bir şok yaşayan, yirmi yıla yakın bir zaman, tabir yerindeyse bitkisel hayata giren din eğitiminin bu şoku atlatması uzun sürdü ama 28 Şubat sürecinin arefesinde kendini yine zirvede bulması zor olmadı 2006 yılına ilahiyatlar açısından baktığımızda son yedi-sekiz yıllık durağanlığı hatta gerileyişi çok net bir şekilde görmekteyiz. Görünen o ki YÖK’ün dayatmalarına rağmen  siyasilerin bu konudaki vurdumduymaz tavrı sürdükçe din eğitimi de ilahiyatlar bazında sönmeye yüz tutacaktır


İlahiyatları kapanma noktasına getiren üç adım



Bundan 10 yıl kadar önce 28 Şubat’la birlikte Türkiye’de din eğitimini baltalama girişimlerinin bir parçası olarak İlahiyat Fakültelerinin ÖSS’deki kontenjanları yüzde 80 civarında düşürüldü. Her yıl toplam 3 bin öğrenci alan okullara 400 öğrenci alınmaya başladı. İlk adım buydu.


28 Şubat sürecinde alınan bir kararla, daha önce ilahiyat fakültesi mezunlarının yaptığı din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği için bu isim adı altında ayrı bir bölüm açıldı. Bir bakıma İlahiyat bölümlerine öğretmenlik yolu kapanmış oldu. İlahiyat öğrencilerine öğretmenlik için Ankara Ü. İlahiyat Fakültesi’nde tezsiz yüksek lisans şartı getirildi. Türkiye’nin her yerinden Ankara’ya yüksek lisans için gidilemeyeceğine göre proje sonuçsuz kaldı. Bu fakülteleri kapatmanın ikinci adımı olan uygulamada YÖK yine başarılı oldu. 


YÖK son olarak aldığı kararla, ilahiyat fakültelerinde öğretmen yetiştirme dönemine son verdi. Toplam 10 ilahiyat fakültesinde bulunan ilköğretim din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği eğitim fakültelerine bağlandı. Öğretmenlik branşı, bu fakülteden alınarak, eğitim fakültelerine bağlandı. Böylece ilahiyat fakülteleri ile öğretmenlik mesleği arasındaki bağ tamamen kopmuş oldu.

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?